banner192

Ülke olarak günlerdir ana muhalefet partisi lideri ve Cumhurbaşkanı arasındaki kör döğüşünü izliyoruz…

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir takım iddiaları ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın buna verdiği sert yanıtlar ile başlayan, ardından Kılıçdaroğlu’nun bazı belgeleri kamuoyuyla paylaşmasıyla ivme kazanan ‘laf dalaşı’nın dozu giderek artıyor. Nereye varacak, nasıl sonlanacak bilemiyorum ama bana göre bu kör döğüşünden net bir sonuç çıkması mümkün değil…

Niye böyle düşündüğümü anlatayım.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu kalktı dedi ki; “..Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu ve dünürünün de aralarında olduğu bazı yakınları Mann Adası’nda paravan bir şirkete yüksek meblağlarda para aktardı.” Ardından da bu iddiasına kanıt olarak bazı belgeleri grup toplantısında kamuoyuyla paylaştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ise bu iddialara oldukça sert yanıtlar verdi; “İddia edildiği gibi yurtdışına giden tek kuruş yok. Bu zatın söylediği yalan mı? Yalan. Bir kez daha müfteri durumuna düştü mü? Düştü. Yüzü kızaracak mı? Hiç sanmıyorum” dedi, “O kağıtların ne olduğunu bir kendisi bir de onları eline tutuşturanlar biliyor” dedi…

Bu ikilinin ikinci laf dalaşı ise Reza Zarrap konusunda yaşanıyor. Malum Zarrap denilen şahıs halen Amerika’da. Önceleri sanıktı, şimdi ise tanık. Hemen her gün bir bomba patlatıyor. ‘Filanca bakanlara şu kadar milyon euro rüşvet verdim, filan hakimi savcıyı satın aldım” diye ifade üstüne ifade veriyor. Haliyle muhalefet cephesi bu bol malzemeden olabildiğince yararlanırken, iktidar da savunma refleksiyle karşılık veriyor…

Zarrap konusunda ciddi şüphelerim var. Bir kere sanıkken ansızın tanık konumuna getirilmesi inandırıcılığını bana göre bir hayli kaybettirdi. Yanlış anlaşılmasın kimsenin yüzünü yıkamak gibi bir çaba içinde değilim ancak bir yerde bir anlaşma varsa (ki, sanık koltuğundan tanık koltuğuna alınması bir anlaşmanın sonucudur) orada gerçek dışı beyanların olması da muhtemeldir. Ayrıca ülkemin Amerika tarafından yargılanmasını da bir Türk olarak kabul etmem mümkün değil. Türkiye bir üçüncü dünya ülkesi değildir. Bir istismar, bir yolsuzluk, bir kirlilik varsa bunu kendimiz yapmalıyız. Kendi göbeğimizi kendimiz kesmeliyiz diye düşünüyorum.

Gelelim diğer meseleye. Yukarıda da belirttiğim gibi bu gidişatla bir sonuç almak pek mümkün görünmüyor. Dolayısıyla her iki tarafın da yapması gereken şey; konuyu kamu vicdanını rahatlatacak şekilde aydınlığa kavuşturmak olmalı. CHP Lideri ifşa ettiği ve cumhuriyet savcılığına teslim ettiği belgelerin gerçek olduğunu kesin bir şekilde ispat ettirmelidir. Cumhurbaşkanı Erdoğan da eğer sözkonusu belgeler sahte ise bunu ispatlamalıdır. Her iki durumda da gereken en ivedi şekilde yapılmalıdır.

Aksi halde bu kör döğüşünün kimseye faydası olmaz. Muhalefet kanadı Kılıçdaroğlu’na, iktidar kanadı Erdoğan’ın söylediklerine inanmaya devam eder, toplumda zaten var olan bölünme de daha derinleşir..

Bunun da kimseye faydası olmaz…

 

 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

banner20