banner153
banner230

Günümüz toplumsal hayatında en çok eksikliğini gözlemlediğim “vefasızlık” kavramı üstünde birkaç kelâm edeyim istiyorum sevgili dostlarım.

Bir taraftan refah toplumunun yarattığı insan tipi, diğer taraftan ise yoksulluğun şekillendirdiği sosyal düzen veya düzensizlik, insanı hem kendisinden, hem doğadan ve hem de en önemlisi çevresindeki insanlardan uzaklaştırdı. Kuşkusuz bu çarpık yapı insanları bencilleştirdi ve bunun sonucunda “ferdiyetçilik olgusu” kişiyi toplumdan tamamen soyutladı.

Çoğu zaman insanlar hayatın acımasızlığı içinde kalabalıkta dahi yalnız yaşamaya başladılar. Bu ortam içinde çözümlememiz gereken en önemli sorunlardan biri; insanların sevgiye karşı sevgi, güvene karşılık güven ile karşılık vermesi olmalıdır.

Birçok tarifi olan vefasızlık kavramını şahsi kanaatime anlayışıma göre şöyle tanımlayabilirim: “Gösterilen sevgiye, güvene, umuda, sadakate, dostluğa ve söze karşılık bulamamaktır.” Vefa ve dostluk ikiz kardeş misalidir. Dostluğun asaletine, sevgi dolu hayallere ihanet etmektir vefasızlık…

Manevi ve entelektüel gözlemler ortaya koymuştur ki, müspet düşünen uyumlu insanlar, hayatı algılama ve kavrama biçimleri ve davranışları sonucu başarılı ve mutlu olmuşlardır.

Bütün bu olumsuz sosyal yapıya rağmen yeni bir sevgi ahlâkını şekillendirmek mecburiyetindeyiz. Sevgi ahlâkını oluştururken otoriter bir temele dayandırmadan itaati erdem, itaatsizliği günah veya saygısızlık olarak gören zihinsel bir yapı oluşturmamalıyız. Ahlâk anlayışını otokontrole dayanan bir zeminde geliştirmeliyiz.

Çünkü itaat kültürü, beraberinde suçluluk duygusuna ve zaman içinde isyankârlığa yöneltiyor insanları. Kuşkusuz bu durum saygısız, mutsuz ve yazımın esas konusunu teşkil eden “vefasızlık” duygularını geliştirmektedir.

Yahudi kökenli Almanya doğumlu Amerikalı ünlü bir Psikanalist, Sosyolog ve Filozof Erich Fromm sevgiyi dört ana başlık altında ele alır. Bunlar; “emek, sorumluluk, saygı ve bilgidir.”

Esasen vefasızlığın bilimsel açıklamasında da yine bu dört unsur ile ilişkilendirilmesinin yerinde olacağı kanaatindeyim. Çünkü vefa da emek, sorumluluk, saygı ve bilgi ister. Eğer bu dört husus yoksa, vefasızlık var demektir.

Sevgili dostlarım, kıskançlığın da vefasızlık olgusunda özel bir anlamı olduğunu gözlemliyorum. Başkasının sahip olduğuna kendisinin de sahip olma gerekliliğini hissettiren bir duygu, karmaşık ve olumsuz bir ruh halidir. Oysa ki, kıskançlık yerine hayranlık duyguları geliştirilirse kanaatimce kişi özgürleşir ve mutlu bir insan olabilir. Bunun için insanların kendini bir başkası ile kıyaslamaması gerekmektedir. Sözlerime Nietzsche’nin anlamlı bir sözü ile son vereyim. “Öfke ve kıskançlık duygularından arınmış olacak kadar yüce değilseniz, bari bu duyguları inkâr etmeyecek kadar yüce olun.” Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az misali.

 

Allah hepimizi vefa duygusunu layıkıyla bilen ve yaşamında tatbik eden insanlarla karşılaştırsın. Sevgilerimle.

Sosyolog Samet BEYAZ

Sosyoloji Meslek Mensupları Derneği Genel Başkanı

E-Posta: sametbeyaz24@gmail.com

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

banner20

banner221

a