banner192
banner203

Enseyi karatmayalım  2018 daha iyi olacak

Türk turizminin dünya genelinde tanınan marka ismi Hüseyin Baraner, sektörde son dönemde yaşanan krizi ve gelecek beklentilerini Akdeniz Manşet’e anlattı. Baraner, turizmde istenilen seviyeye gelebilmek için öncelikle ‘liyakat’ esasına dönülmesi gerektiğini söyledi.

Yıllardan beri turizm dendiğinde benim aklıma gelen ilk isimdir Hüseyin Baraner. İlk kez yöneticiliğini yaptığım Turizm World dergisinde bir söyleşi nedeniyle tanıştığım Baraner’le sonrasında irtibatı hiç koparmadım. Çünkü nerede turizmle ilgili bir şey varsa Hüseyin Baraner hep oradaydı. Yıllardır tek kişilik bir ordu gibi Türk turizminin gelişmesi, kalkınması için çaba gösteren, dünyada neredeyse adım atmadığı ülke kalmayan Baraner’le geçtiğimiz günlerde Anadolu Birliği’nin Anadolu Renkleri 1. Akdeniz Festivali’nde karşılaştık. En iyi bildiği konuyu, yani turizmi konuştuk. Herkesin kara tablolarla karamsarlığa sürüklediği Türk turizmi için o umut dolu mesajlar verdi. Yapılanları, yapılamayanları, mutlaka yapılması gerekenleri anlatırken eleştirileri kadar övgüleri de oldu. “Kimse merak etmesin, 2018, 2017’den çok daha iyi olacak” derken, turizmde yaşanan ‘gel-git’lerin nedenlerini anlattı o hoş üslubuyla. Doyumsuz bir sohbet oldu. Umarım siz de beğenirsiniz…

*Sürekli dünyayı dolaşıyor ve Türkiye’yi, Türk turizmini anlatıyorsunuz. Öyle bir temponuz var ki, takip etmekte zorlanıyor insan. Bunu nasıl yapıyorsunuz ve niye yapıyorsunuz?Ben 40 yıl Türkiye turizminden, Antalya turizminden para kazanmış bir insanım.Allaha şükürler olsun iyi paralar da kazandık. Bu son iki yıl herkesin de bildiği gibi yaşanan krizler nedeniyle turizmde adeta çukura indik, kuyunun içine düştük. Buradan çıkabilmek için o dönemki Kültür ve Turizm Bakanı (ki ben çok da yakın ilişki kurmuştum kendisiyle) Mahir Ünal İstanbul’da bütün kanaat önderlerini toplamıştı. “Bu böyle devam etmez, seferberlik başlatmamız gerek” demişti. Ben de bu heyecanla, ‘her şeyi bir tarafa bırakalım, bu kadar para kazandık, gerekirse cebimizden de koyarak dünyayı dolaşalım ve ülkemizi savunalım’ düşüncesinden yola çıktım. Turizmde olan zararı küçültmek adına büyük bir aşkla koşturmaya başladım. Çünkü ben meseleye şöyle bakıyorum; Sektörüne, 40 yıldır yaptığı işe bağlı olmayan insanların arkadaşlığından da hayır gelmez.. Ailene, dostlarına nasıl vefalı olman gerekiyorsa yaptığın işe de vefalı olmalısın. Bir sektöre kriz var diye sırtını dönemezsin. Ben bunu hiçbir zaman yapmadım. Ayrıca ‘Devlet yapsın, Vali, yapsın, Bakan yapsın’ filan da demedim. Çünkü uluslararası alanda onların yaklaşamayacağı kimi otoritelerle, dinamiklerle ben yıllardır iç içeyim. Dolayısıyla seve seve gittim, ülkemi savundum. Olan biten her şeye rağmen Türkiye’nin dimdik ayakta durduğunu, turizm için en uygun ülke olduğunu, otellerin açık olduğunu, uçakların uçtuğunu, milyonlarca insanın tatil için geldiğini anlatmaya çalıştım. Birçok noktada da anlattım.

 

*Türkiye aleyhinde ciddi kara propagandalar vardı o dönem..
Evet öyleydi. Avrupa’da, dünyada Türkiye’yle ilgili verilen haberler ile Türkiye’deki gerçekler uyuşmuyordu. Öyle haberler çıkıyordu ki; ‘Türkiye durdu, havalimanları kapandı, insanlar sokağa çıkmıyor’ gibi bir algı oluşturulmuştu. Ve bunu kırmak da öyle üç beş yerle filan konuşmakla olmuyordu. Nitekim kanaat önderlerini getirdim, İstanbul’u Antalya’yı gezdik. Şaşırdılar. Avrupa’da, dünyada oluşturulan algının tersine restoranlarda yer bulamadığımızı görünce etkilendiler ve gidip ülkelerinde anlattılar bunu. Bunun dışında, Avrupa’da ulaşabildiğim tüm siyasilerle konuştum ve turizm üzerinden siyaset yapmamalarını istedim. Mesela Almanya Şansölyesi Merkel’den tutun, yeni seçilen Makron’a (kendisine ulaşamadım ama etrafındakilere söyledim), İngiltere’de, Amerika’da, hepsine söyledim. ‘Siyaset adına birçok şeyi yapabilirsiniz belki ama turizme dokunmayın’ dedim. ‘Bugün bizde olan yarın sizde olabilir, sizi çarpar’ dedim. Turizmin bir halk sanayisi olduğuna inandım hep ve bunu söyledim. Neticede onlara çok kolay ulaşabilen biriyim. Dillerini de konuştuğum için meramımı da rahatlıkla anlatabiliyorum.



*Siz böyle bireysel çabalar ortaya koyarken devlet nezdinde bir görevlendirme oldu mu size. Ya da resmi bir tanıtım veya söz konusu algıyı ortadan kaldırmaya yönelik bir çalışmayla karşılaştınız mı?
Hayır. Maalesef zaten en büyük sıkıntı orada. Bunu yapabilmek için siyaseten pas vermeniz lazım. Ben de o pasları kimseye vermedim doğrusu. Türkiye’de bağımsız olarak, liyakat sahibi olarak ortada durmak çok zor ne yazık ki.. Ya bir partiye çekiyorlar ya da olmayacak, ülkeye zarar verecek bir ticari faaliyetin içine çekiyorlar insanı. Ben bunlardan hep uzak durdum. Benim için çok önemli çünkü bunlara bulaşsaydım bu sektörde 40 yılı aşkın ayakta kalamazdım. Bu da bir başarıdır aslında. Antalya sezonluk, yıllık çok kahramanlar gördü ama şu an isimleri dahi anılmıyor mesela. Bazı güçlü adamların arkalarına takılıyorlar ama aslında o gücün kendilerine ait olmadığını unutuyorlar. Onun için ben kendi gücümle elimden geldiği kadar Antalya’ya, Türk turizmine faydalı olmaya çalışıyorum. Şu 40 yılda cebimden ödeyerek (ki, bunu herkes bilsin, araştırsın) Antalya’ya 2600 tane yabancı gazeteci getirdim, 100’e yakın büyük zirveler yaptım, sırf burası büyük bir yatırım bölgesi, turizm bölgesi olarak tanınsın bilinsin diye. Kimsenin el atmadığı ürünlere el attım, onların gelişmesini sağladım. Avrupa’daki birçok belediyeyi Antalya ile bir araya getirdim. Dostluk köprüleri oluşturdum.


*Bunları yaparken devletten veya sektörden destek aldınız mı peki?
Sektörden evet ama devlet şu an sadece kendi dünyasında proje üretenlere destek veriyor. Yani taraf tutmadan proje yapmak ve bunu yürütmek çok zor Türkiye’de. Mutlaka bir yakınlık, bir aidiyet olması lazım. Tabiri caizse mutlaka bir ‘arkan’ olması lazım. Tabi bu sadece bugüne has bir durum değil, öteden beri böyle. Bunu aşamadığımız için Türkiye’de tüm liyakat sahipleri mağdurdur.  Çünkü liyakat sahibi insan ‘güçlü abi’ aramaz. Onun gücü, iş bilgisidir. Oysa bunlar ‘bilgiyi boş ver, git Ahmet’le anlaş bitir işi’ diyor...

*Türk turizminde son iki yılda yaşananlar genel kamuoyunda ve sektörde karamsarlığa yol açtı. Türk turizminin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Önümüzdeki sezon, yani 2018, bugün itibarıyla 2017 ile kıyaslanamayacak kadar farklı ve olumlu görünüyor. Şu an tüm parametreler çok ciddi artışlar olacağını gösteriyor. Bunun bir kaç nedeni var. Birincisi Suriye olayı. Suriye meselesi bizim buradan gördüğümüzden çok daha büyük bir dert Türkiye için. Bu Soçi’deki son anlaşma çok olumlu etki yapacaktır. Sadece turizme değil tüm ekonomimize. Artık dünya kamuoyu Suriye’ye bir problem olarak bakmıyor. Artık yaralarının sarılacağı, yeniden bir nizama, bir hukuka ulaşacak ülke olarak görüyor. Bu Türkiye’nin durumunu güçlendiriyor. Çünkü biz dünya kamuoyunda Suriyelilerin sıkıntılarına ortak olarak görülüyorduk. Sanki Suriye Türkiye ile savaşıyormuş gibi bir hava vardı dışarıda. Tek tek insanlara bunu anlatamazsın. Bu anlaşma ile işte bu algı ortadan kalkıyor. Almanya’dan mülteciler dönmeye başladı mesela. Türkiye’den de dönenler olacaktır yavaş yavaş. İkincisi terörün nereden geldiğini dünya görüyordu, biliyordu. Biz bunun çok ortasına düşmüştük ve bu da sıkıntı yarattı. İstanbul Reina’da patlayan bombanın Türk ekonomisine iddia ediyorum en 100 milyar avro ciro kaybı oldu. Bunların hepsi ortadan kalktı çok şükür. Şu an Türkiye dendiğinde Avrupa’da, dünyada insanlar artık, bomba, terör korkusu yaşamıyorlar. Üçüncüsü, dünyada çok ciddi paradigma değişiklikleri var. Dünyada artık hiçbir ülke ‘ben daha iyiyim, daha temizim, daha güvenliyim’ diyemiyor. Her ülkede sıkıntılar var. Şu an dünya biraz da iç çamaşırlarını yıkıyor gibi. Ve bunu halklar hissetti artık. İnsanlar artık siyasi gerilimlere eskisi kadar çabuk reaksiyon göstermiyor. Siyasetin dışında kalıyor.. Artık birçok insan, “Siyaset beni ilgilendirmiyor, benim yılda 2 hafta tatilim var onu da Türkiye’de kullanmak istiyorum. Gider çok iyi tanıdığım otellerde kalırım arkadaş” demeye başladı.



*Bizden kaçanlar rakip ülkelere, örneğin İspanya’ya yöneldi. Tekrar dönüş olacak mı sizce?
Ben bu yıl üç dört kere İspanya’ya gittim, birçok turistle ve turist getiren dinamikle görüştüm. İspanya’ya giden turistlerin neredeyse yüzde 30’u artık bu ülkeye gitmeme kararı aldı. Bunun nedeni ise Türkiye’de, Antalya’da aldıkları hizmeti İspanya’da bulamamaları. Çok para ödemelerine rağmen çok kötü bir hizmetle karşılaşmış olmaları. ‘Antalya’da aldığımız hizmetin yüzde birini bile bulamadık’ diyenler oldu mesela. Bu Avrupa’da medyaya da yansıdı.  Ayrıca artık Avrupa basını Türkiye aleyhindeki yayınlarında eskisi kadar etkili olamıyor. Bir ara Türkiye’yi menfi olarak o kadar çok haber yaptılar ki, artık inandırıcılıkları kalmadı. Ben buraya gelip Almanya’ya döndüğümde bazı tanıdıklar gelip, “Hüseyin ne oldu sen nasıl kurtuldun. Seni içeri atmadılar mı” filan gibi sorular soruyordu. Bunlar hep o menfi yayınların sonucuydu. Bunlar beni hem şaşırtıyor hem de üzüyordu tabi. Ben işte tüm dünyayı Avrupa’yı dolaşarak bu gerçek dışı algıyı kırmaya çalıştım. Beni tanıdıkları için (ki, 40 yılı aşkındır piyasadayım, yaptığım belli, konuştuklarım belli) ve siyaset üstü ilişkilerim nedeniyle birçok yerde bunları anlattım. Son dönemde örneğin TÜRSAB temsilcisi olarak birçok ülkenin başbakanından, ilgili bakanından randevu talep ettim ve hemen aldım. Bakın Türkiye’de alamıyorum ama Avrupa’da rahatlıkla alıyorum. Hüseyin Baraner olarak Türkiye’de hiçbir bakandan, müsteşardan 1 aydan önce randevu alamıyorum çünkü burada bilmiyorlar, tanımıyorlar ama Avrupa’da istediğim her başbakandan veya cumhurbaşkanından randevu alabiliyorum...

*Yeni sezon ve sonrası için umut veriyorsunuz ancak turizmde yıllardır çözülemeyen sorunların olduğu gerçeği de bir tarafta duruyor.
Bunların hepsi çözülür ancak bunun için Türkiye’nin bir an önce liyakat esasına dönmesi lazım. Türkiye’ye en faydalı adam partideki adam değil, Türkiye için koşturan adamdır. Ben 61 yaşıma geldim ve çok büyük onur duyuyorum ülkem için bir şey yapabildiğim zaman. Bunu bir yorgunluk veya angarya olarak kabul etmiyorum. Bana çok büyük bir haz veriyor. Türkiye için para harcadığım zaman bu bana olağanüstü haz veriyor. Milli bir mesele için cebimden para çıktığında ‘ulan aptal mıyım’ demiyor aksine iyi ki imkanım var da (bu ülke bana 40 yıl kazandırdı) ülkem için harcıyorum diyorum. Ve Türkiye’nin geleceğini çok parlak görüyorum. Dünyanın en güzel gençleri Türkiye’de. Hepsi dinamik, girişken, akıllı. Bunların önünü açmamız lazım. 30 yaş altı milyonlarca gencimizi ileriye dönük umutlandıracak doğru mesajları vermemiz lazım. Enseyi karartmaya gerek yok ama özellikle liyakat olayını kullanmamız lazım. İşi ehline, ehil elle teslim etmemiz lazım…

Hüseyin Baraner kimdir?
1957 yılında Çanakkale’de doğan Hüseyin Baraner, ailesi ile 1970 yılında Almanya’ya yerleşti. İspanya, Almanya ve İngiltere’de çeşitli özel okullarda turizm okudu. Tayland, Dominik Cumhuriyeti, Küba, Umman Sultanlığı gibi ülkelerde uzun yıllar yöneticilik yaptı. Öger Holding ve BENTOUR Almanya icra kurulu üyeliğinden sonra TUI AG’nin 11 yıl Türkiye temsilciliğini yaptı. Ayrıca Alman Halk Bankalarına ait olan 7 bin seyahat acentesinden oluşan RTK grubunun da Türkiye temsilciliğini icra ediyor. Halen Sunnysider Club Yönetim Kurulu Üyesi, Avrupa Türkiye Turizm İş Konseyi ve Germanyfans GmbH Yönetim Kurulu Başkanlığını yürütüyor. Türkiye-Rusya Dostluk ve Dayanışma Birliği’ni kurdu. Turizmin sadece politikacılara bırakılmayacak derecede önemli bir sektör olduğuna inanan Hüseyin Baraner her çalışmasında barışı ve halkların dostluğunu ön planda tutuyor. Baraner şu an TÜRSAB’ın Yurtdışı Temsilciliği görevini de yürütüyor.

RÖPORTAJ: Yunus ERDOĞAN

 

 

 

Anahtar Kelimeler:

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

banner20