banner153
banner230

Sevgili okurlarım, mesele çocuklarımız ise, hiçbir fikrin, hiçbir düşüncenin önemsiz olduğunu söyleyemeyiz ve yok sayamayız. Çocuklarımızı ilgilendiren ve onları temelden etkileyen, eğitim, sağlık, sosyal hayat, arkadaş ortamı vb. her konu üstünde durulmalıdır ve tartışılmalıdır. Bu konuları hayatımıza etkilerini dikkate alarak önem sırasına koyabiliriz. Tüm ülkeler gibi biz de ülkemizin geleceği olan çocuklarımızı ve gençlerimizi düşünmek zorundayız. Huzurlu ve geleceğe güvenle bakabilen bir ülke olabilmenin yegâne şartı çocuklarını erdemli yetiştirebilen bir toplum olabilmektir.

Çocuklarımız için çok büyük önem ifade eden hususların başında aile bütünlüğü gelmektedir. Şöyle ki; aile bir çocuk için yoksunluğu hiçbir şekilde telafi edilemeyecek kadar hayatidir. Bu açıdan ebeveyn eksikliği çocuklar için çok zor bir yaşam manasına gelir. Çocuklar için ebeveyn yoksunluğu fiziksel, duygusal, sosyal açıdan çok derin ve hayatları boyunca kapanmayacak ve hep kanayacak yaralar açmaktadır.

Kimsesizliğin, kimsesiz çocukluğun ilk olarak kimlerin başına geldiğini bilmiyoruz. Ancak yakın tarihe baktığımızda Devlet-i Âli kimsesiz çocuklara Allah’ın bir emaneti anlayışı ile hizmet ederek, hizmet kurumları olarak “Darüleytamlar: 1914'te, yetim ve öksüz kalan çocukları korumak amacıyla açılan yurtlara verilen isimdir.” “Himaye-i Eftâl Cemiyeti: 30.06.1921 tarihinde Ankara'da, özellikle Kurtuluş Savaşı sırasında öksüz ve yetim kalan çocukların korunması, yetiştirilmesi amacıyla kurulmuş olan kurumun ismidir.” Şimdiki Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu gibi birçok kurumları hayata geçirmiştir.

Geleneksel yapıya baktığımızda Devlet-i Âli’de “kimsesiz çocuklar” kavramı o dönem yaşanan savaşların etkisi ile ebeveyn yoksunluğu şeklinde görülmektedir. Her ne kadar devlet bir çözüm yolu bulma çabasında olsa da toplumun geleneksel yapısı içerisinde geniş aile bu ihtiyacı gidermiştir. Tabii ki, kentleşme, sanayileşme ve modernleşme kavramları ile her şey yeniden biçimlenmiş ve kimsesiz çocuklarla ilgili seyir de bundan nasibini almıştır. Kentlere göç ve beraberinde gelen parçalanmış aileler, ekonomik yoksunluklar, değişen toplumsal yapı, kimsesiz çocukların daha dramatik süreçlere maruz kalmasına zemin hazırlamıştır. Kimsesiz çocuklar, bu değişimle birlikte korunmaya muhtaç çocuklara dönüşmüştür.



Korunmaya muhtaç çocuklarımız devletimizin yurt ve yuvalarında tüm ihtiyaçları büyük ölçüde karşılanarak yetiştirilmektedir. Fakat bir gerçeği kabul etmeliyiz ki, maddeten ihtiyaçları karşılanmış olsa da, anne ve baba ihtiyaçları elbette ki karşılanamamaktadır.

İşin en çok üzücü yanı ise şudur; toplum da bu çocuklara çoğu zaman mesafeli durmakta ve onlarla münasebete geçildiğinde umursamaz davranmaktadır. Ebeveynler yurtta kalan bir çocuğun okulda kendi çocuğuyla aynı sırayı paylaşmasını istememektedir. Her çocukta görülebilen yaramazlıklar, kimsesiz çocuklarda gözlemlendiği zaman, bir yuva şefkatinden ve ebeveyn ilgisinden mahrum yetişen çocuklar pervasızca azarlanabilmektedir.

Günümüzde kimsesiz ve korunmaya muhtaç çocuklar yurt ve yuva bakımı yerine “çocuk evleri” modeli ile daha sağlıklı bir imkâna kavuşmuştur. Artık bu çocuklar alt komşumuz ya da çocuğumuzun mahalle arkadaşı olarak karşımıza çıkabilmektedir. Annesini ve babasını kaybetmiş ya da terk edilen masum bir çocuğun ihtiyacı olan tek şey, kabul edildiği, azıcık olsun sevildiği, güvende hissedebildiği bir sosyal çevredir. Kimsesiz çocuklarımızın bizler için bir imtihan olduğunu da unutmamalıyız.


Kimsesiz çocuklarımızın tebessümlerinin, gülücüklerinin hiç eksik olmadığı bir dünya dileğiyle...
 

Samet BEYAZ


Sosyolog
Sosyoloji Meslek Mensupları Derneği


Yönetim Kurulu Başkanı 


Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

banner20

banner221

a