banner192
banner203

FUTBOLUN ÖĞRETMENİ

Antalyaspor forması altında 2 kez şampiyonluk yaşayan, futbolculuğu döneminde edebiyat öğretmenliği de yaparak, hep spora hem eğitime katkı veren Kadir Arıkan, şimdi emekliliğin tadını dünyayı gezerek çıkarıyor, bir yandan da oğlunu Türk futbolunun hizmetine hazırlıyor

Antalyaspor'un unutulmaz isimlerinden Kadir Arıkan, Akdeniz Manşet Genel Yayın Müdürü Vedat Gürhan, Haber Müdür ޞifa Çiçek ve Murat Özgen ile önce meşhur kuru fasulyemizin tadına baktı, ardından sıcak bir sohbet gerçekleştirdi

Futbola başlamanız ne zaman, nerede ve nasıl oldu?
1977 yılında Elazığ'da Fırat Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde öğrenciyken başladım futbola. Ben aslen Kebanlıyım. Önce Mastarspor'da oynadım. Sezon başı açılış maçında Mastarspor'da forma giyerken Elazığspor'a karşı çok iyi oynadım. Daha duşa girmeden, Elazığspor'un hocası gelip 'Artık bizimle idmana çıkacaksın' dedi. Transfer dönemi bittiği için ben bir sonraki transfer dönemine kadar sadece idmanlara çıktım.

Antalyaspor'a transferiniz nasıl oldu? Kim istedi sizi?
Başkan Haşmet Tur, Akçaabat Sebatspor'dan Bülent Demirkan ile Mehmet Özkul'u, İznikspor'dan Metin'i aldı. Araştırmış, bilinmeyen, duyulmayan oyuncuları aldı. İsimsiz kahramanlar vardı. Boluspor'dan Alaattin, Eskişehirspor'dan çok iyi sol bek olan manken Ece Gürsel'in babası Tayfun Gürsel, Galatasaray'a gidip de oynayamayan geri dönen Mustafa gibi nokta transferler yapıldı. Ben de 1981 yılında okulum bitince Antalyaspor'a transfer oldum. Henüz 24 yaşındayken Antalya'ya geldim.

Nasıl bir sezon geçirdiniz ilk yılınızda?
Az önce saydığım kadroya ek olarak eskiden kalan Mehmet Ali, Akgün, Osman, Oral, Orhan ile çok iyi kaynaştık. 5 özel, 8 lig maçı, 13 maç gol yemedik. Tüm sezon boyunca da sadece 11 maçta gol yedik ve Antalyaspor tarihinin ilk şampiyonluğunu kazandık.

Siz nasıl oynadınız ilk yılınızda?
Savunma oyuncusu olmama rağmen 6 gol attım. Santrfor Mustafa 5 gol attı, sol açık Oral yan ağlardan 1 gol attı. İkisinin toplamı kadar gol attım. 3 kez burnum, bir kez elmacık kemiğim kırıldı. Tekniğimin çok iyi olduğu söylenemez. Çok hırslı, çok agresif, dışarıda kuzu ama sahada aslandım. Markaj yaptığım zaman, rakibime nefes aldırmazdım. Savaşçı bir yapım vardı. O dönemde tabi ki forma aşkı ile oynuyorduk. Kendimizi feda ediyorduk.

Elazığlısınız, ilk yılınız ama forma aşkı nereden kaynaklanıyor?
Meslek ve forma aşkı diyelim. Profesyonellik var. Değil Elazığ'dan, Fransa'dan da gelseniz, o formayı giydiğiniz zaman, forma sizin namusunuz artık. Çünkü siz Antalya'yı temsil ediyorsunuz. O forma namus, şeref, haysiyet demek. 11 kişi sahaya çıktığınız zaman, Antalyalı olmasanız bile herkesten daha çok Antalyalısınız, herkesten daha çok emek vermek zorundasınız.

Antalyaspor'da kaç yıl kaldınız ve unutamadığınız maç hangisiydi?
1981 yılından 1989 yılına kadar Antalyaspor forması giydim. 2 kez şampiyonluk, iki kez düşme yaşadım. İnanılmaz, unutulmaz maçlar oynadık. Özellikle bir Altay maçı vardır. O yıl, 16 takımlı ligde, 4 takım düşecekti. Büyük tesadüf, düşme adayı 5 takımdan 4'ü son hafta birbirleriyle oynuyorlardı. Gaziantepspor Beşiktaş'a gidiyordu ama Beşiktaşlılar bize, 'İlk yarıdaki maçta onlar bizi döve döve 3-1 yenmişti. Merak etmeyin biz de onları İstanbul'da yeneriz' demişlerdi. Son haftaya biz en alttan ikinci girdik. Bizim Altay'ı yenmemiz, Beşiktaş'ın Gaziantepspor'u yenmesi gerekiyordu ama yetmiyordu. Ayı zamanda Mersin'in Samsun'u 1-0 yenmesi lazımdı. Mersin, Samsun'u 1-0 yenerse ikisi birden düşüyordu. Başka türlü yırtma şansımız yoktu. Berabere bitse, Samsun kalıyor, biz gidiyoruz, Samsun kazansa zaten samsun kalıyor. Mersin'in kalması için 2-1 yenmesi gerekiyordu. Biz Altay'ı 5-2 mağlup ettik. Mersin'de 87. dakikada hiç unutmam, Memik'in golüyle 1-0 Mersin kazandı, ikisi birden düştü. Beşiktaş, Gaziantep'i 4-1 yendi, biz de Altay'ı yenince kurtulduk. Ertesi sene, sondan bir hafta önce Adanademirspor'u 2-1 yendik, son hafta Bursa'ya rahat gittik. Bir sonraki sene, ilk devre 9 puanımız vardı. Çok bilinçsizce transferler yapıldı. 3-4 hoca, 3-4 başkan değişti. Para-pul yok. İkinci devre Adnan Dinçer geldi, Beşiktaş ile birlikte en çok puan toplayan takım olduk. Galatasaray'ı dışarıda, Trabzon'u Antalya'da yendik. Son haftaya kadar ümidimizi devam ettirdik. Son hafta lider Fenerbahçe'ye konuk olduk. Onlar kazanınca şampiyon oluyorlar, biz kazanırsak ligde kalıyorduk. Beraberlikte biz düşüyoruz, Beşiktaş şampiyon oluyor. Maçın hakemi Sadık Deda idi. Ofsayttan attılar, berabere yaptık, Sadık Deda biraz taraflı bir yönetim gösterdi, 3-1 yenildik ve küme düştük. Ertesi sene Yener Ulusoy 'ޞampiyon olun, hepinize arsa vereceğim' dedi. Canımızı dişimize taktık, tüm rakiplerimizi içeride dışarıda yenerek şampiyon olduk. Ertesi sene yine kötü transferler yapıldı. Kendi takımlarında kadroya giremeyen, futbolu bırakmış adamları getirdiler, küme düştük. Antalyaspor'da forma giydiğim yıllarda ya düşmeye oynadık, ya şampiyonluğa. Rahat bir sezon yaşayamadım hiç.

Futbolcularla, takımla, yönetimle taraftarın ilişkisi nasıldı?
Taraftarlar özveriyle geliyordu maça. Bir beklentileri yoktu. Bugün, Türkiye genelinde taraftarların kulüplerden beklentileri var. Yönetimlerin hatası bu. Benim bildiğim gönül bağıdır taraftarlık. Ama ne yazık ki, taraftarlar kendi aralarında bile bölünmüşler. Destek değil, köstek olup büyük zararlar veriyorlar. Kanayan bir yaradır bu. En son örneğini Ankara'da gördük. Daha ileri boyutlara taşabilir. Yönetimlerin taraftardan sorumlu bir yöneticisi olup tek bir çatı altında birleştirmesi lazım. Taraftarlar da beklentide olmayacak.

Antalyaspor'dan ne zaman ayrılıp futbolu ne zaman bıraktınız?
Antalyaspor'da oynarken, belimde disk kayması olmuştu. 1988 yılında Alanyaspor'a gittim. Sezon başı hazırlık kampını geçirdim. İlk lig maçına çıkacakken, Perşembe günü çift kalede eski sakatlığım nüksetti. Futbolu bıraktım. 2-3 ay sonra Mehmet Ali Öztürk ve Mehmet Akdülger Köy Hizmetleri'nde göreve gelince, takımda ağabeylik yapmam istendi. Onları kırmadım. Köy Hizmetlerini 3. Lig'e çıkardık ve futbola da böyle veda ettim.

Bu arada öğretmenlik de yaptınız zor olmadı mı?
1981 yılından 2005 yılına kadar Edebiyat öğretmenliği yaptım. Sabah 7'ye 10 kala derse giriyordum, 10.30'da idmana çıkıyordum. Çok zor oluyordu benim için. Darbe yemişsin, sakatlanmışsın, ayak şiş, derse giriyorsun. Deplasmandan yorgun uykusuz geliyorsun, ertesi sabah bayrak törenine yetişmek zorunda kalıyorsun. Zordu gerçekten.

Hem futbolcu, hem öğretmen olmanızın sorumluluğu fazla değil miydi?
Öğretmen olarak hem saha içinde, hem saha dışında örnek olmak zorundaydım. O zaman Antalya'nın nüfusu 160 bin civarında. Okulun hemen hemen hepsi maça geliyor. Benim öğrencilerim de geliyor. Sahada örnek olmazsan okulda nasıl karşılarına çıkacaksın? Bu nedenle çok sert oynamama rağmen kırmızı kart hiç görmedim, sarı kart sayım da 2-3'ü geçmez. Karşımdaki kişinin de bir ailesi olduğunu hiç unutmadım ve sadece topa sert oldum.

Teknik adamlık kariyeriniz neden kısa sürdü?
1995-1997 yılları arasında Antalyaspor alt yapısında çalıştım. 1997 yılında Elazığspor'da çalıştım, tarihinde ilk kez Play-Off'a çıkardım. Öğretmen de olduğum için raporlarla irade ediyordum. Bayağı sıkıntı oldu. 2 yıl kalmıştı emekliliğime. Baktım teknik direktörlük dışarıdan güzel görünüyor ama yalnız adamsınız. Gazeteci ben yazıyorum, futbolcu ben koşuyorum, taraftar ben bağırıyorum, başkan ben para veriyorum diyor. Kazanınca herkes sahipleniyor ama yenilince tek suçlu hoca. Kazanınca kimse görmez sizi. Devamlı deplasman, kamp, aileden uzaktasınız. Dedim ki 'Bir tane hayatın var. Zaman çabuk geçiyor' Dünyayı gezmeye karar verdim. Fanatik Tur diye bir seyahat acentesi kurdum. Bir de dünyada Çin ve Antalya'da iki fabrikası olan, plastik inşaat kalıbı üretilen bir materyal var. Moldova'ya plastik inşaat kalıbı ihracatına başladım. Futbol takımları getiriyorum Antalya'ya. İçki, sigara kumar yok. Eşim ve çocuklarımla dünyayı geziyorum, 40 yaş üstü takımlarda futbol oynamaya da devam ediyorum. Güzel bir emeklilik dönemi geçiriyorum.

Bu arada oğlunuz da profesyonel futbola adım attı. Ona nasıl destek oluyorsunuz?
Ben oğluma baba ve arkadaş gibi yaklaşıyorum. Fırat 8 yaşından beri Antalyaspor'da. A2 takımıyla Türkiye ޞampiyonu oldular, ertesi sene yarı finalde elendiler. 5 arkadaşıyla birlikte Alanyaspor'a gittiler ve Fatih Arat ile birlikte takımın en çok oynayan ismi şu anda.

ޞu andan performansı nasıl? Eksikleri var mı?
Benim gibi agresif değil. Geliştirmesi lazım. Türkiye liglerinde topu en iyi oyuna sokan stoperlerden biri olduğunu düşünüyorum. Çek takımı Brno'dan teklif aldı, Alanyaspor vermedi. Tekrar gelecekler ve görüşecekler. Mayıs'ta gidebilir. Her gün özel idman yapıyor. Boyu uzun olmasına rağmen hava hakimiyeti yoktu, onu geliştirdi. Biraz güçsüz ve ağırdı. Çabukluğu ve gücü özel idmanlarla geliştiriyor. Bayağı aşama kaydetti.

Antalyaspor'un alt yapısından yetişen gençlerle ilgilendiğini düşünüyor musunuz?
Ben Antalyaspor'un, kiralık gönderdiği genç oyuncuları takip ettiğine inanmıyorum. ޞampiyon PAF takımı hak ettiği yere gelmedi. Birincisi, Futbol Federasyonu Bölge Antrenörü, bu oyunculardan hiç birini milli takıma gönderemedi. Halbuki İstanbul'da olsa 7-8'i milli takıma giderdi. Bu onların ayıbı. Antalyaspor'un A takım hocaları, sadece göstermelik olarak, şampiyon oldukları sene değil, ikinci sene 5-6 tanesini kampa götürdüler, dönünce hepsini geri gönderdiler. Sadece şu anda Hüseyin, o da mecburiyetten, statü gereği kadroda tutuluyor. Çocuklar şampiyon olarak suç mu işlediler?


Fırat sizce hak ettiği ilgiyi görmedi mi?
Fırat, Alanyaspor'a giderken, DSİ'ye yetiştirme bedelini kendi cebimden verdim. Bu kimin ayıbı sizce? Geçenlerde yönetici ve hocalarla tesadüfen karşılaştık. Onlara da dedim: Antalyaspor'un alt yapısında bulunan oyunculardan 15 tanesini A takımla idmana çıkardınız. Bir tek benim oğlumu çıkarmadınız. Bunun nedeni kadir Hoca'nın oğlu olması mı? Fırat, resmen eridi o dönemde. Bütün arkadaşları A takımla idmana davet edildi, hazırlık maçlarına çıktı, bir tek kendisi yok. Bir çoğunu profesyonel yaptılar, benimkini yapmadılar. Baktılar ki farklı takımlar istiyor, en son gün Fırat'ı da profesyonel yaptılar. Ben daha önce bilerek hiç konuşmadım. Bir babanın oğlu için konuşmasının zarar getireceğini biliyorum. Burak-Fikret Yılmaz, Onur-Mehmet Tuncer, Murat-Recep Güler, Oral-İzzet Yenigün, Ercan-Ali Güllüpınar, Ünal-Ceyhan Gezer, Akın-Kadir Giderler gibi örnekler var. Bunların hepsi baba oğul futbolun içindeki ve oğullarına konuşarak çok da faydalı olmayan isimler. Bunları yaşadığım için oğluma hiç karışmadım. Bir tek gün hocalarıyla konuşmadım. 85 dakika ısındırdılar, maça sokmadılar konuşmadım. Ne zaman ki 15 kişiden benim oğlumu ayırdılar, konuşmaya başladım. Bunun hesabını sormak için konuştum. ޞenol Hoca, benim için çok konuşuyor demiş. Ne zaman konuştum ben? 10 sene sonra. Böyle davranmalarının tek nedeni, Fırat'ın benim oğlum olması.

Neden size böyle bir tavır alınsın ki?
Bilmiyorum. Oysa, Kadir Arıkan kim? ޞampiyonluklar yaşamış, formasının hakkını sonuna kadar vermiş, kemiklerini kırmış, aldığı parayı helal ettirmiş bir adam. Maddi açıdan da Antalyaspor'dan ahım şahım para almadık. Fırat yavaş yavaş bir yerlere gelir diye umuyorum. Yine de Antalyaspor'da forma giysin isterim. Canı gönülden, benim de giydiğim formayı, 4 numaralı Antalyasporlu formayı giymesini istiyorum. Sizlere de bana bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim.

Anahtar Kelimeler:

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

banner20