banner192

Zaman zaman bu köşeden ülkemizdeki toplumsal yozlaşmayı anlatan yazılarımı takipçilerim hatırlayacaktır. Özellikle dini ve ahlaki değerlerimizin örselenmesi, törpülenmesiyle ortaya çıkan yozlaşmayı örneklerle anlattığım bu yazılarımda bilhassa, ‘Hikaye dini’ adını verdiğim ve ülkemizde geleneğe dönüşmüş ritüellerden bahsedip aslında gerçek dinin bu olmadığını vurgulamıştım. Tabi ben dini bir otorite olmadığım için bu tür yazılarıma olumluların yanı sıra olumsuz tepkiler aldığım da oldu. Zaten din meselesinin malum ülkemizde bir dokunulmazlığı var. Yanlışa yanlış demek dahi tepki nedeni olabiliyor. Yine de ben inandığım doğrultuda bunları yazmaya devam ettim/ediyorum…

 

Dün internette gezinirken gözüme ‘Elazığlı hocanın Cuma hutbesi’ diye bir şey ilişti. Aslında internette fenomen olmuş ama ben yeni gördüm. İlgimi çekti ve baştan sona dinledim. Elazığlı Hoca denen kişi, Celalettin Harputi adlı bir Vaiz. Hutbe aslında 40 dakika ama bizzat Harputi hocanın yaptığı açıklamaya göre bir kısmı kesilmiş ve sadece 10 dakikalık bölümü internete konulmuş. Benim toplumsal yozlaşma ve ‘Hikaye Dini’ adına yazdıklarımla birebir örtüşen bu hutbeyi, benim gibi görmemiş olanların da okuması için köşeme aldım. Önce Celalettin Harputi’nin bu video ile ilgili açıklamasını, ardından internette fenomen olan hutbenin bir özetini sizlerle paylaşıyorum.

Ve dikkatlice okumanızı tavsiye ediyorum…

 

***

“Bu vaazın tamamında batıda 200 yıl önce kurgulanan ve bilahare Lozan’da dillendirilen ve sonra yürürlüğe konan İslam halklarını Kur'an’ın ve peygamberin ilkelerinden uzaklaştırma ve nihayetinde tamamen yozlaştırma projesinin tarihçesi ve günümüzde ortaya çıkardığı neticelerinden bahsedilmiştir. Ancak 40 dakikalık vaaz çeşitli yerlerinden kesilip birleştirilmek suretiyle asıl konusundan uzaklaştırılmıştır.. Aslında kurgulanan bu projenin etkisi sonucu (dindar olsun olmasın) genel toplumsal yozlaşmadan bahsedilmiştir. Bu yozlaştırma projesinin nerelerde ve kimler tarafından kurgulanıp icraata konulduğu noktasına dikkat çekilmiştir. Ayrıca burada namazın, orucun, haccın yapılmaması değil, hakkının verilerek Kur'an’ın ibadetlere yüklediği mana içerisinde yapılması gereği anlatıldı ancak kesildiği için sadece dindarlarda ortaya çıkan bozulmalar ve dinin ruhuna aykırı davranışlar kısmını izleyebiliyorsunuz.. Siyasileştirmeden ve magazinleştirmeden üzerinde ciddi muhasebe yapılması gerekir..Topu taca atmadan herkes üzerine düşeni almalı. ‘Uydurulan din'den kasıt İslam’ın özünde olmayan, daha sonra ona monte edilen davranışlar, adetler vs.dir.. Bir takım ritüellerdir. Devirler, hazır hatimler, şatafatlı mevlit törenleri vs. Din; güzel ahlak, samimiyet, dürüstlük ve Allah için değer üretmektir.. Yolu da Kur'an’da anlatılmış, efendimizle gösterilmiştir.. Dindarlığın adresi efendimizdir…”

 

Celalettin Harputi.

 

***

 “…Bir bakıyorsun ki, yani öyle bir şey ki, en dindarımıza varıncaya kadar isabet etmiş bir yozlaşma. Öyle bir hastalık ki en dindarımıza varıncaya kadar sirayet etmiş. Beş vakit namazını kıldığı halde ihaleye fesat karıştıranları çok rahatlıkla görüyoruz. Yemeyip-içmeyip oruç tuttuğu halde, onun bunun hakkını zimmetine geçiren insanları görüyoruz. Her sene Ramazan Umresini Kabe’de geçirme hassasiyetini gösterdiği halde, yanında, emri altında çalıştırdığı işçinin hakkını vermeyenleri görüyoruz. O zaman peki dindarlık nedir? Kur’an’ın bize öğrettiği değerler manzumesi nedir?

Bir hocamızın da dediği gibi bir uydurulmuş din var, bir indirilmiş din var. İndirilmiş dinde bunlar olmaz. Ama uydurulan, kültürleşmiş, gelenek haline gelmiş dinin dindarlarında bunları görürsünüz.

 

Siz Kur’an-ı Kerim’i nesneleştirirseniz, basitleştirirseniz, Allah da şu dünyanın toplumları içerisinde İslam alemini basitleştirir, çer çöp haline getirir. Siz Kur’an-ı hayatınızın öznesi, lokomotifi haline getirirseniz, o zaman da bütün dünyanın lokomotifi olursunuz. Kimse istediği zaman ülkenize girip işgal edemez, sizin üzerinize projeler yürütemez. Yürütüyorsa o zaman bizde bir şeyler eksik demektir.

Muhterem kardeşlerim, Kur’an-ı Kerim bir reçetedir. Bir hayat reçetesidir. Mesela doktorunuz size bir reçete yazsa, biz o reçeteyi her gün yüz defa okusak ama uygulamasak hastalığımız geçer mi? Geçmez. Ne yapmamız lazım. O reçeteyi önce okumamız, sonra anlamamız ve uygulamamız lazım ki hastalığımız geçsin. Aynen bunun gibi Cenabı Hak da bize bir reçete göndermiş, sadece okuyoruz ama anlamadan okuyoruz. Bu ülkenin sadece yüzde 2’si anlıyor. Anlamadan okuduğumuz ve uygulamadığımız için de hastalıklarımız geçmiyor. Kur’an-ı hayata yansıtamıyoruz. Bugün dinden ve dindarlıktan anladığımız nedir biliyor musunuz? Yarım yamalak namazımızı bir kılalım, orucumuzu tutalım, mukabelemizi okuyalım, umrelere gidelim, oh dini kurtardık. Bir de hocalar toplanıp hatim okursa, bir de devirdir, isnattır (ki bunların da dinle filan alakası yok) Kimse kimsenin günahını sıfırlayamaz. Böyle bir şey yok muhterem Müslümanlar. Peygamberimiz devrinde yok. Sahabiler zamanında yok. Tam 5 asır sonra ortaya çıkan bir bi’dattır bu. Kur’ana aykırıdır çünkü. Zerreyi miskal kadar hayır yapan da kötülük yapan da bunun karşılığını mutlaka görecektir. Bir de bir efendinin eteğine tutunduk mu ohh ahreti kurtardık gitti. Böyle bir din yok muhterem Müslümanlar..”

 

 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

banner20