banner153
banner230
banner203

MÜLTECİ GERÇEKLERİ

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasında imzalanan anlaşmalar çerçevesinde, ‘Türkiye’deki Irak ve Suriye Krizinden Etkilenen Sığınmacılar için Geliştirilmiş Destek’ projesi kapsamında gerçekleştirilen ‘Medya ve Mülteciler Basın Buluşmaları’ toplantılarının dördüncü hafta programı Ankara’da yapıldı. T.C. Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Mehmet Akarca’nın da konuk olduğu, Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği (SGDD) ve Mülteci Destek Derneği (MUDEM) tarafından organize edilen toplantıya, Türkiye genelinden 140 yerel medya temsilcisinin yanı sıra Suriyeli gazeteciler de katıldı. Aralık ayına kadar devam edecek ve 600’den fazla gazetecinin katılımının hedeflendiği basın buluşmaları, SGDD Genel Koordinatörü İbrahim Vurgun Kavlak’ın konuşmasıyla başladı. Dernek ve çalışmaları hakkında bir sunum yapan Kavlak, günümüzde saniyede iki kişinin yaşadığı toprakları terk etmek zorunda kaldığına dikkat çekti. Kavlak, “Bu rakam dakikada 30 kişi ve günde 45 bin kişinin maalesef ki yerlerinden olduğu anlamına geliyor. Türkiye Eylül ayı itibariyle 3 milyon 567 bin 658 Suriyeliyi ülkesinde ağırlamaktadır. Şu anda Türkiye’nin neredeyse her ilinde Suriyeliler bulunuyor. Suriyeli sığınmacıların yanı sıra çok da gündeme gelmeyen toplamda 400 bine yakın 85 ülkeden gelen sığınmacı ve mülteciyi ağırlamaktayız” dedi.

‘Dünya bunları bilmeli’

SGDD Genel Koordinatörü Kavlak’ın ardından söz alan T.C. Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Mehmet Akarca ise, “Çok önemli olduğunu düşündüğüm sığınmacılar, göçmenler ve mülteciler meselesini başta Türkiye olmak üzere bütün dünyanın tüm ayrıntılarıyla bilmesi gerekir. ABD’nin bütün dünyada askerleri var. Biliyorsunuz 3 bin 500 kadar Suriye'de, 4 bin kadar Afganistan'da… Aynı Amerika, 6 gün öncesine kadar Meksika sınırından iltica etmeye çalışan 7 bin Meksikalıya karşı 15 bin askerini sınırda konuşlandırdı. Yani mülteci başına tam teçhizatlı 2 asker. Biz de Türkiye olarak biliyorsunuz 4 milyon sığınmacı misafir ediyoruz. Çünkü Suriye'de karışıklık çıkması üzerine can kaygısına düşen Suriyeliler çocukları kucaklarında, karılarının ellerinden tutmuş, arkalarından açılan ateşten kaçarak Türkiye sınırına geldiler. Bunlara nasıl olur da ‘Hayır, almıyoruz sizi orada kendi kaderinize mahkûm bir şekilde bırakıyoruz’ diyebiliriz? Elbette ki diyemeyiz. Biz bunu hiçbir dönemde demedik” diye konuştu.

‘Toplantılar çözüm olacak’

Mülteci ve sığınmacı meselesine çok büyük bir hassasiyetle yaklaşılması gerektiğini dile getiren Akarca şöyle devam etti; “Bu zamana kadar kim bilir kaç kişi mülteci olarak kendi ülkesini terk edip başka ülkeye sığınmaya kalktı. Bundan sonra da gıda kaynaklarının azalması, iklim şartlarının değişmesi, ülkedeki yönetimlerin insan haklarını hiçe sayan davranışlar sergilemesi üzerine ve benzeri sebeplerle çok sayıda kişi ülkesinden ayrılıp başka ülkelere gitmek durumunda kalacak. Bu toplantı belki de dünyanın karşılaşacağı en büyük sorunlardan birisi olan bir konuyu gündeme getirip sizlere bu konuda belki bilmediğiniz şeyleri anlatacak ki ben toplantılara katıldığım zaman bilmediğin şeyleri öğrenme imkânı buldum. Sizlere de katkısı olacak inancındayım.”

AB temsilcisinden sunum

Daha sonra söz alan AB Türkiye Delegasyonu Program yöneticisi Steven De Vriendt ise bir sunum yaptı. Yardım programlarında ev sahibi toplulukları da unutmamak gerektiğinin altını çizen Steven De Vriendt, “Çok fazla mülteci kabul eden ülkelerde bu durum ev sahibi topluğu da etkilemekte. Türk nüfusu da etkilenmekte. Kilis'te bu yardım programı kapsamında çalışmakta olan bir hastane sadece mültecilere değil, Türk nüfusuna da hizmet ediyor. Bu yardım programı iki bölümden oluşuyor. 3 milyar avroluk bir kısmı 2016 ile 2017 yılları arasında sağlandı, yardım programının ikinci kısmında ise yine 3 milyar avroluk bir bütçe var ve şu anda müzakereleri yürütülüyor. Bu son 3 milyar avroluk kısmın 400 milyonu eğitim alanına ayrılmış durumda. İnsani yardım konusunda dünyada doğrudan nakdi yardım oldukça yenilikçi bir yaklaşım. İnsani yardım alanında Türkiye'de yapılan bütün dünyanın dönüp baktığı bir şey. Çünkü bu ölçekte doğrudan nakit yardım daha önce dünyada yapılmış bir şey değil. İnsani yardım alanında ikinci en çok bilinen yöntem ise şartlı nakit transferi. Eğitim için şartlı nakit transferi programı, bu projenin temelinde yatıyor. Burada 368 binden fazla çocuğun okula devam etmelerini sağlamak için ailelerine destek sağlanıyor” diye konuştu.


Göç ve zorunlu göç ayrımı

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) Türkiye Dış İlişkiler Görevlisi ve Sözcüsü Selin Ünal da sunumunda göç ve zorunlu göç arasındaki farklara değindi. Ünal şunları söyledi; “Dünyada milyonlarca insan farklı bir sürü sebepten göç ediyor. Aslında sizlerin bizim yani basında televizyonda medyada okuduğumuz gördüğümüz haberler zorunlu göç üzerine olanlar. Yani biz sağlık için gittiği bir yerde kaldı artık orada yaşıyor haberlerinden ziyade yerlerini terk etmek zorunda kalan kişiler ve onların yaşadıklarını konuşuyoruz, mültecileri konuşuyoruz. Onların uyum problemlerini konuşuyoruz, nasıl yardım alacaklarını konuşuyoruz, ülkelerindeki siyasi durumu konuşuyoruz, savaşı konuşuyoruz. ‘Geri dönebilecekler mi, dönemeyecekler mi onu konuşuyoruz. Geldikleri ülkede yarattıkları dengeyi konuşuyoruz. Dünyada yerinden edilmiş 68 buçuk milyon kişi var. Hepsi de mülteci değil. Çoğunlukla savaş ve çatışma durumlarından bahsediyoruz. Ülkesi içinde de yer değiştirmiş olabiliyorlar. Yani kendi yaşadıkları şehirlerin güvenli olmadığı durumda başka bir ile geçen kişiler 40 milyonunu oluşturuyor. Ama bu 68 buçuk milyonun 25 buçuk milyonu mülteciler. Yani artık kendi ülkeleri tarafından koruma alamıyorlar. Kendi ülkelerinde hayatları tehlike altında. Ülkelerinden ayrılmadıkları takdirde ölüm riski ile karşı karşıya olabilen kişiler 25 buçuk milyonu temsil ediyor.” İlk günkü konuşma ve sunumların ardından katılımcı gazeteciler, SGDD’nin Mamak ve Altındağ’daki ofislerini ziyaret ederek, yapılan çalışmalar hakkında bilgi aldı.


Medyada kavram karmaşası

Toplantının ikinci günü Mülteci Destek Derneği (MUDEM) Genel Koordinatörü Safa Karataş’ın dernek ve proje hakkında bilgilendirmesiyle başladı. Karataş, “Doğrudan insanlara anadilinde ulaşabilmek adına hukuki danışmanlık, psiko-sosyal destek faaliyetleri ve bununla beraber en önemlisi genel halkla uyum ve bütünleşme faaliyetleri gibi faaliyetler yürütüyoruz. Sosyal barışa katkı sunduğumuzU düşünüyoruz. En azından böyle bir çabamız var. Bu anlamda mültecilerin Türkiye'deki uyumu da bizim için hayli önemli bir konu” dedi. SGDD Genel Koordinatörü İbrahim Vurgun Kavlak da mültecilerle ilgili doğru terminoloji ve kavramların kullanımı hakkında bir sunum yaptı. Göçmen, mülteci, sığınmacı ve geçici koruma ile ilgili tanımları anlatarak, medyadaki yanlış kullanımların en aza indirilmesi gerektiğini belirten Kavlak, basında yer alan her haberin insanların bakış açısını doğrudan değiştirdiğine dikkat çekerek, “Mültecilerle ilgili medyada yer alan her haber algıyı yönlendirmektedir. Bu konuda gerçekten hassasiyet gösterilmesi gerekiyor” dedi.

‘Toplumun sismograflarıyız’

İkinci günün konuk konuşmacıları ise Hürriyet Gazetesi Köşe Yazarı ve Okur Temsilcisi Faruk Bildirici ve Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) Görsel İşitsel Materyal Geliştirme Sorumlusu Can Remzi Ergen’di. ‘Medya ve Etik’ içerikli bir konuşma yapan gazeteci Faruk Bildirici, özellikle medyadaki nefret söylemlerine dikkat çekti. Usta gazeteci, “Biz medeni bir ülkenin, medeni gazetecileri olarak işimizi evrensel ilkelerle yaptığımızı savunan insanlarsak ki olmalıyız, o zaman bu tür söylemlerden kaçınmalıyız. Çünkü biz bu tür nefret söylemi içeren haberler yaparsak insanların birbirlerine düşmelerini, kavgaları azaltmış olmuyor aksine artmasına neden oluyoruz. Herkes ülkemizde depremler olduğunda neler yaşanabileceğini gördü, empati kurabildi. Yani bizim Suriye'den gelen insanların yaşadıklarını anlamamız için böyle bir deneyim yaşamamıza gerek yok. Biz gazeteciyiz. İnsanlar arasında empati geliştirebiliriz. Onları hissedebilir, insanlara bu hissi yaşatabiliriz. Çünkü biz bu toplumun bir yerde sismograflarıyız” diye konuştu.

‘İnsanı korumak zorundayız’

Haberlerde bazı unsurları haberin başlığına çıkarırken dikkat edilmesi gerektiğinin altını çizen Bildirici şöyle devam etti; “Biliyorsunuz insanlar çoğu zaman haberlerin başlıklarını okuyor devamını okumuyorlar. Böyle olduğunda sadece haberin başlığını okuyan insan oradan konuyu yanlış algılayabilir. Temel olarak konuyu bir iki cümlede özetleyebilirim. Bizim mesleğimiz insan mesleği. Biz gazeteciyiz, insanız. Bu mesleği sadece insanlar için yapıyoruz. İnsanlara bilgi veriyoruz ki o insanlar da bilgileri alsınlar kendi hayatlarını doğru yönlendirsinler. İşin özü bu. Kim olursa olsun, nereden gelirse gelsin, hangi gruptan, hangi ulustan, hangi aidiyeti taşıyorsa taşısın insanı korumak zorundayız.” Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) olarak dil, din, ırk gözetmeden çocuklar için çalışmalar yaptıklarını belirten UNICEF Görsel İşitsel Materyal Geliştirme Sorumlusu Can Remzi Ergen ise “En dezavantajlı çocuk bizim için daha önemli. Eşitlik ve hakkaniyet arasındaki dengeyi iyi kurup düşünerek dezavantajlı olanı kurtarmaya yönelik çalışmalar yapmaya çalışıyoruz” dedi.


‘Çocuk her şeyden değerli’

UNICEF olarak çocukların medyada nasıl temsil edildiği konusunda çok dikkat edilmesi gerektiğini dile getiren Ergen görüşlerini şöyle dile getirdi; “Çocuğun onur ve haklarını korumak konusuyla ilgili UNICEF olarak bir soru soruyoruz. Herhangi bir haber yaptıktan sonra, haber yaparken, bir basın bülteni yayılarken, bir fotoğraf çekerken veya o fotoğrafı yayınlarken ‘eğer bu ben olsaydım bu fotoğrafın yayınlanmasını ister miydim? Eğer bu benim çocuğum olsaydı, bu fotoğrafın medyada bu şekilde yayınlanmasını ister miydim?’ Bu aslında bizim en büyük kıstasımız. Bir durumu yansıtmak çok önemli, bir farkındalık yaratmak çok önemli, kamuoyunu bilgilendirmek çok önemli ama burada çocuk her şeyden daha değerli. O yüzden de biz haber yaparken bu konunun hep altını çizmeye çalışıyoruz.” İkinci günün son oturumunda ise Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) Türkiye İletişim Uzmanı Çelik Özüduru, UNFPA’nın Birleşmiş Milletler Organı olarak daha çok kadın ve kız çocukları üzerine çalıştığını anlattı. UNFPA’nın SGDD ve MUDEM iş birliği ile yürüttüğü Kadın Sağlığı Danışma Merkezleri’nde, kadınların güçlenmesini sağladıklarını belirterek bu merkezlerde kadınlara danışmanlık verildiğini, farkındalık artırıcı ve bilgilendirici etkinlikler düzenlediklerini ifade etti. Basın buluşmalarının üçüncü gününün konuşmacıları Haber Global Ankara Temsilcisi Faruk Demirel ile Kanal 24 Ankara Temsilcisi Melik Yiğitel’di.

Olaylara insani yönden bakmak

Ulusal medya olarak sığınmacılar konusunda yaşanan olaylara insani yönüyle bakmaya çalıştıklarını ifade eden Faruk Demirel, sonrasında karşılaştıkları süreci şu sözlerle anlattı; “Bir süre sonra bazı sosyal medya hesaplarında yer alan haberler çok yanlış ve çok abartılı olarak yayılmaya başladı. Örneğin; ‘Suriyeli sığınmacılar sınavsız üniversiteye giriyor, sığınmacılara devlet çok fazla imkanlar tanıyor, onlar sağlık sisteminden ücretsiz faydalanıyor ama biz ücretsiz yararlanamıyoruz’ şeklinde ve bir süre sonra kademeli olarak ulusal medyada haber sayıları azalmaya başladı. Bu biraz da bilinçli bir tercih oldu. Baktık ki Türklerin Suriyeli sığınmacılara olan bakış açısını değiştirmeye başladı ve bir antipati uyandırdı. Hal böyle olunca biz ulusal basında dozunu biraz düşürdük. Şu anda çok büyük bir olay olmadıkça ulusal haber kanallarında haber yapılmıyor.” Yaşananları bir muhtaçlık ilişkisi üzerinden kurgulamayı doğru bulmadığını belirten Melik Yiğitel ise “Böyle durumları sıkıntılı görüyorum. Bütün dünyada yaşanabilecek şeyler bunlar. Özellikle bu coğrafyada sıkça yaşanabilecek şeyler. Biz de benzer bir şey yaşayabilirdik. Dolayısıyla bir muhtaçlık ilişkisi üzerinden bir şeylerin kurgulanmasını ben biraz daha sosyo-kültürel ve insan hakları merkezli bir sorun olarak görüyorum” ifadesini kullandı.

Suriyeli gazeteciler konuştu

Günün son oturumunda ise Elham Esmail Hakkı ve Subhi Dusouki, ‘Suriyeli Gazetecilerin Gözünden Mülteciler’ başlığı altında konuşma yaptı. İlk olarak söz alan Esmail Hakkı, “Biz Suriye’ye karşı olan yanlış bakış açısını yok etmek için buradayız. Burada kendi vicdanımızın da ortaya koymuş olduğu perspektifle hareket etmekteyiz. Tüm dünyanın duygularına da ancak sevgiyle ulaşılabildiğine inanıyorum. Dünyaya Suriyelilerin kendi vatanlarını geride bırakıp neler yaşadığını gösteren çok fazla fotoğraf ve görüntü var. Kusura bakmayın. Türkiye’de çok da kalmış olabiliriz ama başka çaremiz yok. Herkes bir şeyler kaybedebilir. Bizim de kaybettiğimiz şeylerimiz var. Ben sadece sevgiden bahsetmiyorum. Lütfen bizi yalnız bırakmayın. Siz bize destek olun, biz de size hayat boyunca kardeş.. Türkiye'ye Türk halkına çok teşekkür ediyorum” dedi.  Dusouki ise, “Önceleri özellikle İstanbul ve Antalya’da bizlere karşı tepki söz konusuydu ve bazı Türk gazeteciler tarafından da nefret söylemi kullanılıyordu. Açık söylemem gerekir ki burada yaptığımız konuşmalar tüm Türkiye'de bu söylemin yok edilmesi konusunda çok faydalı oldu. Bu buluşmalar ile fikirlerimizi aktarma fırsatını bulduk ve bu buluşmalar içerisinde birçok insanla bir araya geldik. Öyle bir sevgiyle karşılandık, o kadar güzel hisler yaşattınız ki bizlere, biz sonsuza kadar bu aramızdaki iyi niyetin, iyi iletişimin kalacağını düşünmekteyim” diye konuştu.

Özel: Sosyal medya tehlikeli

Toplantının son günü, Türkiye Haber Kameramanları Derneği Başkanı Aytekin Polatel ve Türkiye Foto Muhabirleri Derneği Başkanı Rıza Özel’in konuşmacı olduğu ‘Haber Kameramanlarının ve Foto Muhabirlerinin Gözünden Mülteciler’ konulu oturum ile başladı. Gösterdiği göç fotoğraflarının hikayelerini ve mesleğin zorluklarını anlatan Rıza Özel, “Belki bu kareleri akılda tutarak insanların yaşadıkları durumları ortaya koymaya çalışmalıyız. En azından kendi coğrafyamızda bu hikayeleri fotoğraflarla anlatırken onlar için neler yapabiliriz ya da onlara zarar vermeden bu işi nasıl yapabilirizi düşünmemiz lazım” dedi. Konuşmasında sosyal medyada yayınlanan fotoğraflarla yapılan haberlere de değinen Özel, “Doğru kaynağa ihtiyaç var. Bir haber fotoğrafçısı doğru kaynaktır. Sosyal medyada yer alan görüntüler ülkemizde kullanılırken yurt dışında böyle bir şey yok. Çünkü sosyal medya güvenilir kaynak değil. Türkiye'de ara sıra sosyal medyadan fotoğraf alır koyarsın ama gün gelir bir yerde patlar. Bu çok fazla yaşandığı için söylüyorum. Manipülasyon çıkabilir. O sebeple sosyal medya çok tehlikeli” ifadelerini kullandı.

Polatel: Ağladığımız çok oldu

Haber kameramanlığının zorluğuna dikkat çeken Aytekin Polatel, özellikle mültecilerin yaşadığı dramları çekerken duygusal anlar yaşadıklarını belirterek, “Haber kameramanlarının çektiği görüntüler ülkelerin bile çok önemli kararlar vermelerine neden oluyor. Bizim mülteci ve sığınmacı noktasında yapabileceğimiz birçok çalışma olabilir. Çünkü 10 yıl sonra o çocuklar, sizin çocuklarınızla birlikte yaşayacaklar. Eğer o çocukları bu sistemin içerisine dahil edemezseniz işte o zaman misafir kalırlar. O anlamda sizler bulunduğunuz illerde en iyi gözlem ve analiz yapabilme yeteneğine sahip bir meslek grubunu icra ediyorsunuz. Buna karşılık yapacağınız her işte bulunduğunuz ilin kamuoyunu ayağa kaldırabilirsiniz, harekete geçirebilirsiniz” diye konuştu.

Tüm dünyanın ortak sorunu

Medya ve Mülteciler Basın Buluşmaları programının kapanışını ise SGDD Genel Koordinatörü İbrahim Vurgun Kavlak gerçekleştirdi. Organizasyonun her yıl büyüyerek tekrarlanacağını kaydeden Kavlak şunları söyledi; “Göç konusu hep savaşla, yoksullukla ilişkilendirilir fakat biz, ‘mülteciler sadece bohçalarını toplayıp gelmezler bilgi birikimleri ile birlikte gelirler’ diyoruz. Maalesef göç hareketlerinin yaşandığı bir coğrafyada bulunuyoruz. Ancak göç konusunda üzülmekten başka yapacak şeylerin de olduğuna inanıyoruz. Türkiye’de yaşanan mülteci konularını Avrupa’da gittiğimiz tüm toplantılarda anlatıyoruz. Bunun sadece Türkiye’nin sorunu değil dünyanın sorunu, insanlık sorunu olduğunu aktarıyoruz.  Son dönemin en önemli tartışma konusu bu ve biz bu noktada da özellikle basının kamuoyunu yönlendirme gücünden hareketle oldukça önemli bir rolü olduğunu düşünüyoruz. Özellikle vatandaş sığınmacı çatışması veya ilişkisi açısından orta ve uzun vadeli sosyal uyum politikalarının gerçekleştirilmesi gerekir. Bunda da kamuoyunun bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi açısından basının rolü oldukça önemli.”

İlk günkü konuşma ve sunumların ardından katılımcı gazeteciler, SGDD’nin Mamak ve Altındağ’daki ofislerini ziyaret ederek, yapılan çalışmalar hakkında bilgi aldı.

Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği (SGDD) ve Mülteci Destek Derneği (MUDEM) tarafından organize edilen ve aralık ayına kadar sürecek etkinliklere 600’den fazla gazetecinin katılması hedefleniyor.

‘Medya ve Mülteciler Basın Buluşmaları’ dördüncü hafta programına katılan Antalyalı gazeteciler, Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Mehmet Akarca ile hatıra fotoğrafı çektirdi.


Yunus ERDOĞAN


Anahtar Kelimeler:

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

banner20

banner221

a