ALBERT BANDURA’NIN ÖZYETERLİK TEORİSİ

Abone Ol

Günlük hayatın içinde hepimizin sessizce taşıdığı bir güç var: Ne kadar yapabileceğimize, engeller karşısında ne kadar dayanabileceğimize ve zorlukları aşıp aşamayacağımıza dair içsel bir inanç. Psikoloji literatüründe “öz yeterlik” olarak adlandırılan bu kavram, ünlü sosyal psikolog Albert Bandura tarafından ortaya konulan sosyal bilişsel teorinin temel taşlarından biri. Bandura’nın çalışmaları yalnızca akademik dünyada değil, eğitimden ekonomiye, siyasetten sağlık davranışlarına kadar geniş bir yelpazede toplumsal sonuçlar üretmeye devam ediyor.

Bugün karşılaştığımız pek çok davranışsal dinamiğin—gençlerin sınav stresinde gösterdiği performanstan çalışanların zor görevler karşısındaki kararlarına, girişimcilerin risk algısından toplumun krizlere verdiği tepkilere kadar—kalbinde öz yeterlik inancı var. Peki bu teori neden bu kadar belirleyici ve Bandura’nın yaklaşımı bize nasıl bir toplumsal okuma imkânı sunuyor?

Davranışın Motoru: “Yapabilirim” Duygusu

Bandura’ya göre bireylerin bir işi yapabileceklerine yönelik inançları, gerçek kapasitelerinden bağımsız olarak davranışın yönünü belirler. Yani bir hedefe ulaşmayı mümkün kılan şey, çoğu zaman teknik bilgi değil, kişinin “başarabilirim” ön kabulüdür. Bu inanç, bireyi harekete geçiren, sürdürme gücü veren ve başarısızlık durumunda bile yeniden denemesini sağlayan bir psikolojik motor işlevi görür.

Öz yeterliği yüksek kişiler, zorlu görevleri birer tehdit değil, gelişme fırsatı olarak görür. Düşük öz yeterlikte ise tam tersi bir tablo ortaya çıkar: Kişi başarısız olacağını varsayarak daha en başında geri çekilir, çaba göstermeyi azaltır ve dış çevrenin baskılarını olduğundan daha büyük algılar. Tam da bu nedenle Bandura’nın teorisi, sadece bireysel psikoloji değil, sosyal ve ekonomik süreçlerle de sıkı bağlara sahiptir.

Bandura’nın Dört Kaynağı: Öz Yeterlik Nasıl Oluşur?

Bandura öz yeterlik inancının dört temel kaynaktan beslendiğini söyler. Bu çerçeve bugün birçok eğitim reformu, kurumsal motivasyon modeli ve davranışsal politika tasarımının arka planında sessizce çalışmaktadır.

Başarı Deneyimleri (Mastery Experiences):

Kişinin geçmişte başardığı işlerin ağırlığı, öz yeterliğin en güçlü belirleyicisidir. Bir görevi tamamlamak, bireyin geleceğe dair güvenini besler. Bu nedenle eğitim ve iş dünyasında küçük ama sürekli başarı adımlarının tasarlanması kritik bir strateji olarak görülüyor.

Modelleme / Dolaylı Deneyimler (Vicarious Experiences):

İnsanlar başkalarının başarılarını izleyerek kendi potansiyellerine dair çıkarım yaparlar. Bu durum, özellikle gençler için rol modellerin neden bu kadar etkili olduğunu açıklar. Toplumsal düzeyde ise medya, popüler kültür ve sosyal ağlar öz yeterlik inançlarını şekillendiren güçlü alanlardır.

Sosyal İkna:

Bireye “yapabilirsin” mesajı veren sosyal çevre, Bandura’ya göre önemli bir psikolojik kaldıraçtır. Bu nedenle yöneticilerin, öğretmenlerin ve liderlerin kullandığı dil performansı doğrudan etkiler. Olumlu geribildirim mekanizmalarının güçlü olduğu kurumlarda çalışanların risk almaya daha istekli oluşu tesadüf değildir.

Fizyolojik ve Duygusal Durum:

Stres, kaygı ve fiziksel yorgunluk öz yeterliği zayıflatır; dinginlik, odaklanma ve pozitif duygulanım ise güçlendirir. Bu nedenle günümüz şirketlerinde tükenmişliği azaltan esnek çalışma modelleri, psikolojik iyi oluş programları ve farkındalık eğitimleri davranışsal bir yatırım niteliği taşır.

Toplumsal Yansıma: Öz Yeterlik Ekonominin ve Siyasetin Görünmeyen Aktörü

Bandura’nın teorisi çoğu zaman bireysel psikoloji ekseninde ele alınsa da öz yeterlik toplumsal davranışları açıklamada da güçlü bir anahtar sunuyor. Ekonomik krizlerde toplumun risk algısı, girişimcilik oranları, işgücü piyasasında dayanıklılık ve tüketici güveni gibi makro göstergeler, kolektif öz yeterlik duygusundan bağımsız düşünülemez. Öyle ki, bazı ekonomistler öz yeterliği “psikolojik sermaye” kategorisinde ele alarak büyüme modellerine bile entegre ediyor.

Siyasi katılım, demokratik süreçlere güven, sosyal dayanışma ve toplumsal dayanıklılık da öz yeterliğin genişleyen yansımaları arasında. Bir toplum kendisini sorunları çözebilir görüyor ise siyasal katılım artıyor; görmüyor ise tepkisellik, güvensizlik ve pasiflik sarmalı büyüyor.

Eğitimden Çalışma Hayatına: Pratik Sonuçlar

Son on yılda Türkiye de dâhil olmak üzere pek çok ülkede eğitim politikalarında “öz yeterlik temelli öğretim” yaklaşımı güç kazanıyor. Öğrencilerin yalnızca bilgi değil, öğrenme sürecine dair öz güven geliştirmeleri; çözüm üretme becerilerinin desteklenmesi ve “öğrenebilirlik inancının” güçlendirilmesi artık kritik hedefler arasında.

Benzer şekilde iş dünyasında da öz yeterlik kavramı, kurumsal performans yönetiminin merkezine doğru ilerliyor. Öz yeterliği yüksek çalışanların daha inovatif olduğu, krizlerde daha dayanıklı davrandığı ve iş tatmininin daha yüksek seyrettiği defalarca kanıtlanmış durumda.

Sonuç: Sessiz Ama Belirleyici Bir Psikolojik Miras

Albert Bandura’nın öz yeterlik teorisi, günümüzün karmaşık sosyal ve ekonomik gerçekleri içinde bireylerin neden bu kadar farklı performans düzeyleri gösterdiğini anlamamız için güçlü bir rehber sunuyor. Teori, başarının yalnızca bilgi ya da beceriyle değil, o becerinin işe yarayacağına dair psikolojik inançla şekillendiğini ortaya koyuyor.

Bugün ister toplum ister birey ölçeğinde olsun, en güçlü dönüşüm mekanizması hâlâ Bandura’nın işaret ettiği aynı temel cümlede yatıyor: “Yapabilirim.”

Bu inancın yeşerdiği yerde birey güçleniyor, kurumlar esniyor, toplum ilerliyor. Bu nedenle öz yeterliğin geliştirilmesi, sadece psikolojik bir mesele değil; ekonomik ve sosyal ilerlemenin de en görünmez ama en etkili aktörlerinden biri.

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

Zaferozcivan59@gmail.com