Dijitalleşmenin hız kazandığı son yıllarda, algoritmalar hayatın neredeyse her alanında görünmez ama son derece etkili bir rol üstleniyor. Kredi notunun belirlenmesinden işe alım süreçlerine, sosyal medya akışlarından kamu hizmetlerinin sunumuna kadar pek çok karar, artık insan iradesinden çok veri setleri ve matematiksel modeller üzerinden şekilleniyor. Bu dönüşüm, verimlilik ve hız açısından önemli kazanımlar sağlarken, beraberinde ciddi riskleri ve tartışmaları da getiriyor. İşte tam bu noktada “Algoritmik Etki Analizi Zorunluluğu” kavramı, dijital çağın en kritik düzenleme başlıklarından biri olarak öne çıkıyor.
Algoritmik etki analizi, bir algoritmanın hayata geçirilmeden önce ve uygulama sürecinde, bireyler, toplum ve piyasa üzerindeki olası etkilerinin sistematik biçimde değerlendirilmesini ifade ediyor. Bu analizler; ayrımcılık riski, şeffaflık düzeyi, veri güvenliği, hesap verebilirlik ve temel haklar üzerindeki olası sonuçlar gibi başlıkları kapsıyor. Özellikle yapay zekâ ve büyük veri temelli sistemlerin yaygınlaşmasıyla birlikte, “algoritmalar tarafsızdır” varsayımının gerçeği yansıtmadığı giderek daha net görülüyor.
Algoritmaların Görünmeyen Gücü
Algoritmalar, kendilerini besleyen veriler kadar tarafsızdır. Eğer geçmiş verilerde toplumsal eşitsizlikler, önyargılar veya hatalar varsa, algoritmalar bu sorunları aynen kopyalayarak hatta büyüterek yeniden üretebiliyor. Kredi başvurularında belirli gelir gruplarının sistematik olarak dışlanması, işe alım yazılımlarında kadın adayların geri plana itilmesi ya da sosyal medya algoritmalarının kutuplaştırıcı içerikleri öne çıkarması bu duruma somut örnekler arasında yer alıyor.
Bu noktada algoritmik etki analizi, bir nevi “dijital çevresel etki değerlendirmesi” işlevi görüyor. Nasıl ki büyük altyapı projeleri çevreye etkileri incelenmeden hayata geçirilemiyorsa, toplumsal yaşamı doğrudan etkileyen algoritmaların da benzer bir denetim süzgecinden geçmesi gerektiği fikri giderek güçleniyor.
Dünyada Düzenleme Arayışları
Avrupa Birliği başta olmak üzere pek çok ülke ve uluslararası kuruluş, algoritmik sistemlere yönelik düzenleyici çerçeveler üzerinde çalışıyor. AB’nin Yapay Zekâ Tüzüğü (AI Act) kapsamında, yüksek riskli algoritmalar için etki analizi, şeffaflık ve insan gözetimi gibi yükümlülükler gündeme geliyor. Amaç, inovasyonu boğmadan, teknolojinin insan hakları ve demokratik değerlerle uyumlu şekilde gelişmesini sağlamak.
Algoritmik etki analizi zorunluluğu, bu düzenlemelerin merkezinde yer alıyor. Kurum ve şirketlerden, geliştirdikleri algoritmaların hangi amaçla kullanıldığını, hangi verilerle beslendiğini, kimleri ve nasıl etkilediğini açıkça ortaya koymaları bekleniyor. Böylece “kara kutu” olarak nitelenen sistemlerin, en azından belirli ölçüde anlaşılabilir ve denetlenebilir hale gelmesi hedefleniyor.
Türkiye Açısından Anlamı
Türkiye’de de dijitalleşme hızla ilerlerken, kamu ve özel sektörde algoritmik karar alma mekanizmalarının kullanımı artıyor. Bankacılıktan e-ticarete, sosyal yardımlardan güvenlik uygulamalarına kadar pek çok alanda algoritmalar aktif rol oynuyor. Ancak bu kullanımın hukuki ve etik çerçevesi henüz yeterince netleşmiş değil.
Algoritmik etki analizi zorunluluğu, Türkiye açısından hem bir risk yönetimi aracı hem de bir güven inşa mekanizması olabilir. Vatandaşlar, kendileri hakkında alınan otomatik kararlara karşı daha fazla bilgiye ve itiraz hakkına sahip olurken, kurumlar da olası hukuki ve itibari riskleri önceden görme imkânı elde edebilir. Özellikle kamu hizmetlerinde kullanılan algoritmalar için bu analizlerin şeffaf biçimde paylaşılması, devlet-vatandaş ilişkilerinde dijital güveni güçlendirebilir.
Şeffaflık mı, Ticari Sır mı?
Algoritmik etki analizi tartışmalarında en sık dile getirilen itirazlardan biri, ticari sır ve fikri mülkiyet meselesi. Şirketler, geliştirdikleri algoritmaların detaylarını açıklamanın rekabet avantajlarını zedeleyeceğini savunuyor. Ancak uzmanlar, etki analizinin algoritmanın kaynak kodunu ifşa etmek anlamına gelmediğini vurguluyor. Burada esas olan, algoritmanın nasıl çalıştığından ziyade, ne tür sonuçlar doğurduğunun ve hangi riskleri barındırdığının ortaya konması.
Bu denge doğru kurulabildiği takdirde hem inovasyon korunabilir hem de kamu yararı gözetilebilir. Aksi halde, tamamen kapalı ve denetimsiz algoritmaların yol açabileceği toplumsal maliyetlerin, uzun vadede şirketler için de daha büyük sorunlar yaratması kaçınılmaz görünüyor.
Zorunluluk Neden Gerekli?
Gönüllü etik ilkeler ve özdenetim mekanizmaları, bugüne kadar algoritmik riskleri yönetmekte yetersiz kaldı. Bu nedenle birçok uzman, algoritmik etki analizinin isteğe bağlı değil, belirli alanlar için zorunlu hale getirilmesi gerektiğini savunuyor. Özellikle bireylerin temel haklarını etkileyen kararlar söz konusu olduğunda, “önce etkiyi gör, sonra uygula” yaklaşımı kritik önem taşıyor.
Zorunluluk, aynı zamanda standartlaşmayı da beraberinde getiriyor. Hangi kriterlerin değerlendirileceği, hangi risk seviyelerinin kabul edilebilir olduğu ve sonuçların nasıl raporlanacağı netleştiğinde hem kamu hem özel sektör için öngörülebilir bir çerçeve oluşuyor.
Sonuç: Dijital Geleceğin Sigortası
Algoritmik etki analizi zorunluluğu, teknoloji karşıtı bir refleks değil; aksine teknolojiyi daha sürdürülebilir, adil ve insan odaklı hale getirme çabasının bir ürünü. Dijital dönüşümün hız kesmeden devam ettiği bir dünyada, algoritmaların toplumu şekillendirme gücü de artıyor. Bu gücün denetimsiz kalması, eşitsizlikleri derinleştiren, güveni zedeleyen ve demokratik değerleri aşındıran sonuçlar doğurabilir.
Bu nedenle algoritmik etki analizi, sadece bir bürokratik yükümlülük değil, dijital çağın sigortası olarak görülmeli. Şeffaflık, hesap verebilirlik ve insan hakları odaklı bir dijital ekosistem için, algoritmaların etkisini önceden görmek ve yönetmek artık bir tercih değil, zorunluluk haline geliyor.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
Zaferozcivan59@gmail.com