Manavgat ırmağının gün doğu tarafına ‘Düşenbih’ ve batı tarafına ‘Manavgat’ denilirdi. İhtiyarların rivayetine göre, Manavgat ile Düşenbih arasında öteden beri zıddıyet mevcut imiş. O derece ki, mesela birisi Düşenbih tarafında cezayı mucip bir kabahat işlerse Manavgat’a yani nehrin öbür yakasına kaçmakla âdeta ecnebi bir hükümete iltica etmiş gibi işlediği cürmünden/suçundan dolayı mücazat/cezalandırma görmezmiş.
Manavgat’ta içi zift dolu küplerin ve bazı taşların toprak altından çıktığına bakılırsa bu yerlerde eskiden bir köyün bulunması icab eder. Kasabanın ortasından akan Manavgat ırmağı derin ve akıntı sürati fazla olduğundan yazın bile geçit vermemektedir. Yakın vakte kadar çay üzerinde gelip giden bir kayık mevcut iken üç sene evvel (1935 yılında) üstüne pek metin bir demir köprü yaptırmakla iş bu külfet de bertaraf edilmiştir. (Evliya Çelebi, Seyahatnamesi’nde diyor ki: ‘‘El-Mevla el-fâzıl İvez Efendi ‘Manavgat Kadısı’ lakabı ile meşhurdur. Alaiye/Alanya Livası’ndaki ‘Manavgat’ nahiyesindedir. Eğri Kapı’nın içeri yüzünden bir latif cami ve medrese darü’l-hadisi vardır ki hariminde medfundur. Bursa’da vali olduğuna tarih ‘Bursa’ya vali oldu Manav, sene 993’. Üçüncü Murat ile letaifi ve birçok güzel latif telifatı vardır. Gayet sebük-ruh/hoşsohbetli yâren nüktedandan imiş. Tarihi intikali 994’dür)
Pazarcı’nın yarım saat kadar cenubunda/güneyinde ve nehrin sahilinde ‘Hisar’ adıyla ufak ve pek harap bir kale mevcuttur. Bu kalede kadim yazıtlara tesadüf olunmuyorsa da duvarla çevrilmiş bir yerde Selçuk devrine ait birkaç mermer sanduka vardır ki en büyüğü ‘Dede Kabri’ diye anılmaktadır. Sandukanın uzunluğu 2.25 metre olup kapağı bir menşuru müsellesiden/üçgenden ibaret yekpare bir mermerdir. Mermerin uzunluğu 1.15 metredir. Alt tarafı birtakım çiçeklerle tezyin edilmiş ve üst tarafı yazılı olan iş bu sanduka ortasından kırılmıştır. Taşın bir tarafında ‘‘Küllü nefsin zâikatü’l-mevt (Âl-i İmran, 3/185), Küllü men aleyha fânin ve yebkâ vechü Rabbike zülcelâli velikrâm (Rahman, 26/78-79), Hüve’l-evvelü ve’l-âhiru ve’z-zâhiru ve’l-bâtınü ve hüve bi-külli şey’in alîm (Hadid, 57/3)’ yazılıdır.
Diğer tarafında ‘Rebbena âtina… (Bakara, 2/201)’ ayet-i kerimesi yazılıdır.
Baş tarafında: ‘Fî târîhi fevt min sâdis ışrîn min Cemâziyelâhar sene seb’în ve sitte mie/670’
Ayak tarafında: ‘Haze’l-kabru’l-merhûm ve’l-mağfûr es-seyyidü’ş-şehîdü Mehmed bi-selâme şânihi’ yazılıdır.
Yazılının yüksekliği 14 santimdir. Bir küçük sandukanın baş tarafında: ‘Haze’l-kabru’l-merhûm ve’l-mağfûr Resul ibni Mehmedü’l-Hilmânî’
Ayak tarafında: ‘Fî târîh tis’a ışrîn Cemaziyelâhar sene seb’în ve sitte mie/670’ yazılıdır.
Bunlar baba-oğul kabirleri olsa gerektir. Vefatları 670 hicrî yılında olup kitabeye nazaran oğlunun pederinden üç gün sonra vefat ettiği veya şehit ettirildiği anlaşılmaktadır. Bu iki kabirden başka aynı sistemde ufak üç sanduka daha varsa da yazıları yoktur. Lahitlerin hepsi bir yerdedir. Bunların Selçuk Türklerinden olduğu anlaşılıyorsa da buraya ne için geldiklerine dair bir mâlumat mevcut değildir.
Hisarın karşı yakasında, yani Düşenbih tarafında suya yakın kalın tuğlalı eski Müslüman kabirleri çıkmaktadır.
Hisar ile Eski Antalya/Side arasında ‘Sorkun’ isminde 35 haneli bir köy vardır. Köy pek latif ve etrafı ağaçlarla mestur/kaplı bir tepe üzerine bina edilmiştir. Köyün bir kusuru varsa o da ancak iki su kuyusuna malik olmasıdır. Hanelerin ekserisinde/pek çoğunda beyaz mermerden mâmul âsâr-ı atîka/eski eser parçalarına, yüksek kabartma insan ve hayvan suretlerine tesadüf edilmektedir. Bu parçaların Side’den getirilmiş olduğu muhakkaktır. (Süleyman Fikri Erten, Antalya’dan Anamur’a Doğru 4, TürkAkdeniz Dergisi, Haziran 1938, Sayı 9, syf. 8-10)