Antalyalı veya Antalya’daki Meşhurlar – 16 – Abdülvahhâb Ümmî/Vâhib Ümmî

Abone Ol

Asıl adı Şeyh Abdülvahhab olup, Vâhib Ümmî ismiyle bilinmektedir. Antalya'nın Elmalı kasabasında doğmuştur. Osmanlı Müellifleri'nde adı geçen bu şahsın hayatına dair bir bilgi yoktur. S. Nüzhet Ergun ve Abdurrahman Güzel, şairin asıl adını Abdulvahhab-ı Elmalı olarak kaydedip, şairin doğum tarihi kesin olarak bilinmediğini söylemektedirler. Şeyh Abdulvahhab, Halveti tarikatının Yiğitbaşı (orta kol) şubesini kuran Yiğitbaşı Ahmet Şemseddin Marmaravî'nin halifesidir. Şeyhinden bir şiirinde "Pirim Ahmed delîlim Hû ne gam zikrim hidâyettir" mısralarıyla bahsetmektedir. Yiğitbaşı Hazretleri’nin silsilesi Elmalılı Abdülvehhâb Ümmî ile devam etmiştir. Daha sonra posta Eroğlu Nûri Yahşi (ö. 1603) ve Ümmî Sinân (ö. 1657) geçmişlerdir. Tarikat sislsilesi, Yiğitbaşı’dan Yahyâ-yı Şirvanî’ye ve ondan da sırasıyla Hz. Ali’ye (r.a.) ve Hz. Muhammed’e (s.a.v.) ulaşır. "Vâhib Ümmî, Vâhibi, Vehhâb, Vâhâb, Vehâbî ve Vehâb" olmak üzere çeşitli mahlaslar kullanmıştır. Bunların yanında "miskin, dermend, bî-çâre, âciz, derviş" gibi sıfatları da kullandığı görülmektedir.). Torun, bazı kaynakların Abdülvehhab hazretlerini, ismine bakarak "Vehhâb Ümmî" mahlasıyla kaydettiklerini; ancak gerek üzerinde çalıştıkları Divan'da şairin mahlasının fail vezniyle "Vâhib Ümmî" olarak harekelenmesi ve gerekse şairin şiirlerinde genellikle "Vâhib Ümmî" mahlasını kullanmasının onun mahlasının Vâhib Ümmî olması gerektiğini doğruladığını ifade etmektedir. Ayrıca buradaki "Ümmî" kelimesinin zahir ilimler açısından kullanıldığını, gerçek bir ümmîliğin söz konusu olmadığını dile getirir. Güzel, şairin hece vezinli şiirlerinde genellikle Vâhibî veya Vâhib mahlaslarını kullandığını belirtmektedir. Vâhib Ümmî hakkında Müstakimzâde Süleyman Sadettin de, Mecelletü’n-Nisâb’ında şunları kaydetmektedir: “Mahlâsü’ş-Şeyh Abdülvehhâb el-Ümmî el-Elmalî el-Halvetî, ehaze et-Tarîkate an Yiğitbaşı el-Marmarî” (Mahlası Elmalılı Şeyh Abdülvahhâb Ümmî Halvetî, tarikatı Yiğitbaşı Marmaravî’den aldı)

Hayatı hakkında yeterince bilgi bulunmayan Vâhib Ümmî'nin ölüm tarihi de kesin olarak bilinmemektedir. Torun, şairin şiirlerinde mürşidi Yiğitbaşı Ahmet Marmaravî ve Fuzulî'den bahsettiğini belirtmektedir. Yiğitbaşı Ahmet Marmaravî'nin 1514'te Fuzulî'nin ise 1556'da vefat ettikleri göz önüne alınırsa, şairin bu tarihlerden sonra öldüğü sonucuna varılmaktadır. Torun, yeni bir belge bulunana kadar Vâhib Ümmî'nin ölüm tarihinin 1595 olarak kabul edilebileceğini söylemektedir. Abdülvahhâb Ümmî’nin divanının bir yazma nüshasında ise ‘Ceddim Vehhâb Ümmî’nin vefatı 1068/1597’ kaydı bulunmaktadır. Elmalı'da Pınarbaşı ismindeki yerde Asitânesi mevcut olup, burada medfundur. Evliyâ Çelebi, Seyahatnâme’sinin “Ziyâretgâh-ı Elmalı Şehri” başlıklı bölümünde, Vâhib Ümmî türbesinden şöyle bahseder: “Pınarbaşı’nda Abdülvehhâb Efendi’nin bir mesiregâh âsitânesi var kim cümle ehibbâ ve erbâb-ı zurefânın ârâmgâh ve namâzgâhıdır. Anda bir kubbe-i âlî içinde medfûndurlar.’’ Ancak türbe 1925 yılında "Tekke ve Türbelerin İlgası" sırasında Elmalı Mal Müdürü tarafından yıktırılmıştır.

Divan sahibi olan şairin Divan'ındaki 485 şiirden 300'den fazlasının aruzla yazıldığı bilinmektedir. Bu nedenle Güzel, kendisini aruz şairi olarak kabul etmenin gerektiğini belirtir. Ergun, Vâhib Ümmî'nin hece vezninde başarılı olduğunu ve o devir hayatında önemli rolleri olan Işıklar hakkında da iki manzume yazdığını dile getirmektedir. Vâhib Ümmî 'nin divan edebiyatından gazel, halk edebiyatından koşma en çok kullandığı nazım şekillerindendir. Divan'ında iki üç şiir hariç tutulacak olursa şiirlerinin tamamı din, tasavvuf konusundadır. Şiirler dinî ve tasavvufi görüşleri telkin amacı taşıdığından estetik kaygıdan uzaktır. Allah'ı vahdet-i vücud teorisi içinde müteala eden Vâhib Ümmî Kur'an'da kıssaları geçen peygamberleri ilahi aşk konusunda delil olarak gösterir. Kur'an'dan ayetleri de şiirlerine alan şair, ahlaki unsurlara değinerek ideal Müslümanın nasıl olması gerektiğini şiirlerinde konu edinmiştir. Şiirlerinde vahdet-i vücud düşüncesi oldukça baskındır.

Yunus Emre geleneğinin 16. yüzyıldaki temsilcisi olan Vâhib Ümmî'deki bu tesir Divan'ında da Yunus'u delil kabul ettiğini açıkça belirtmesinden anlaşılmaktadır. Ayrıca Yunus Emre ile Vâhib Ümmî şiirleri arasında birbirine benzeyen örnekler mevcuttur. Şiirlerinde dış ahenkten ziyade muhtevanın önemli olduğu görülmektedir. Hece ile yazılan şiirleri ise daha liriktir. Ergun, şairin mutasavvıf şairler arasında az çok ayrı bir çığıra sahip şahsiyet olarak gösterilebileceğini ifade etmiştir. (Bkz. Ali Torun, Vâhib Ümmî Divanı Üzerine Bir inceleme, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara 1987)