Asıl adı Yusuf olan Ümmi Sinan’ın doğum tarihi hakkında herhangi bir bilgi yoktur. Babasının adı İbrahim’dir. Elmalı Halk Kütüphanesi'nde (nr. 43) divanının başında "Merhum ve mağfurun leh Ümmî Sinan Efendi ismühû Yûsuf Efendi dâr-i dünyâdan dâr-ı âhirete intikâl itdügi sene seb'a sittîn ve elf el-medfûn fî Elmalı" (s. 36) ve sonunda "Temmet ed-dîvânü eş-şeyh Yûsuf Elmalı eş-şehîr bi-Ümmî Sinan rahmetillâhi 'aleyh" (s. 163) ibarelerinden Ümmî Sinan'ın asıl adının Yusuf olduğu kesin olarak anlaşılmaktadır. Ümmî Sinan ve Sinan Ümmî isimlerini şiirlerinde mahlas olarak kullanmıştır.
Elmalı’da Cami-i Atik Mahallesi Sinan Ümmi Sokak’ta bulunan Ümmi Sinan Camii Başbakanlık Osmanlı Arşivleri’nin vakıf muhasebe kayıtlarında ‘Şeyh Ümmî Sinan Camii’ olarak geçmektedir. (BA, Nezaret Sonrası Evkaf Defterleri [EV], nr. 15024, s. 2, 49.) Evliya Çelebi’de Elmalı’yı 1669 yılındaki ziyaretini Seyahatnamesi’ne kaydederken söz konusu camii hakkında ‘Ümmî Sinan Efendi Camii’ diye not almaktadır. Türbesi İstanbul Eyüp semtinde olan Ümmî Sinan ise, Bursalı İbrahim Ümmî Sinan’dır.
Ümmî Sinan Halvetî Tarikatı’na mensuptur ve şeyhi Eroğlu Nûri’dir. Ümmî Sinan, usûl-i yedi esmayı önce Eroğlu Nûri’den almış, onun vefatından sonra ise furû-i esmâ-i İlâhiyyeyi de Abdülvahhâb Sultan'ın halifesi Mazharî Sultan'dan tamamlamıştır.
Hüseyin Vassaf, Ümmi Sinan hakkında ‘"ümmî ta'biri her zaman li-nefsihî isti'mâl olunmaz bir şeydir, ümmî-i âlimdir" açıklamasında bulunarak onun hakikat ilmine sahip bir âlim olduğunu ifade etmektedir. Ümmi Sinan’ın kâl ve hâl ilmindeki vukufiyetine delil olarak kendisine Niyazi Mısrî gibi bir âlimin intisabı yeterlidir. Nitekim Ümmî Sinan için "rütbe-i kemâline Hazret-i Mısrî gibi bir sultânın ana bende olması delâlet ider" diyen Hüseyin Vassaf onun büyük bir mutasavvıf olduğunu beyan etmektedir. Malatya’nın Aspozi kasabasında doğan ve gençliğinde tasavvufa karşı olan Niyazi Mısrî (ilim tahsili için üç yıl kaldığı Mısır’a nispetle ‘Mısrî’ mahlasını kullanmıştır) Ümmî Sinan’ı, Uşak’ta ziyaret ettiğinde fikirleri olgunlaşmış ve Halvetiye tarikatını intisap etmiştir. Niyazi Mısrî’nin babası, ona kendi şeyhine intisap etmesini söylemişse de, o, şeyhini kâmil gördüğünü söyleyip bu teklifi kabul etmemiştir.
1057 (1647) yılından 1066 (1656) yılına kadar aralıksız Elmalı'da şeyhine hizmet eden Mısrî, seyr ü sülûkünü tamamlayıp Elmalı'dan ayrılacağı zaman dostları ve arkadaşlarının isteği ve mürşidinin de müsaadesiyle vaaz vermek üzere kürsüye çıkar, fakat dili tutulur, hafızasındaki tüm bilgiler âdeta silinmiştir. Uzunca sükûtundan utandığını anlayan şeyhi Ümmî Sinan ona: "Durma, susma, söyle!" diye seslenince o anda dili çözülür, gönüllere ferahlık veren vaazını yapar. Niyazi Mısrî dokuz yıl Elmalı’da kalıp şeyhine hizmet edip seyr u sülûkunu tamamlayarak Ümmi Sinan’ın halifesi vasfıyla Uşak, Çal ve Kütahya’da irşad faaliyetlerinde bulunmuştur.
Niyâzî-i Mısrî çok etkilendiği şeyhi Sinan Ümmî'den eserlerinde ve şiirlerinde övgü ile bahseder. Eserlerinden Mevâidü’l-irfân'ın 40i sayfasındaki ifadeleri şöyledir: "... Arap ve Anadolu şehirlerinde çok şeyhlerin sohbetine eriştim. Akıbet, şeyhim, göz bebeğim, kalbimin devası Şeyh Ümmî Sinan Elmalı'nın hizmetine ulaştım. Kalbimin şifasını onun hizmeti şerefinde buldum. Mübarek nefes-i kimyasıyla, bana Hz. Şeyh Abdülkâdir-i Geylânî'nin rü'yada bana işaret ettiği her şey hâsıl oldu. Allah'a hamd olsun, Allah'ın lutfuyla telvîn gitti, temkîn hâsıl oldu."
Bursalı Mehmed Tâhir, Niyâzî-i Mısrî'nin divanındaki bir mersiyede geçen "Allah Allah didi ve kıldı bekâya irtihâl’’ mısraının söylendiği 1075 tarihinde (aslında mısra 1078'e tekabül etmektedir) Elmalı'da âzim-i dâr-ı bekâ oldı" diyerek 1075 (1664-65) ölüm tarihi olarak göstermektedir. Hüseyin Vassaf’ta, Ümmi Sinan’ın vefat tarihini 1075/1664-65 olarak kaydeder. Günümüzde de ziyaret mahalli olan Ümmi Sinan’ın türbesi Elmalı’da kendi adı ile müsemma Ümmi Sinan Sokağı’ndadır.
Ümmi Sinan’ın biline halifeleri, Şeyh Muslihuddin Mustafa Uşşâkî, Gülaboğlu Muhammed Askerî, Şeyh Muhammed Matlaî, Müftî Derviş, Muhammed Uşşâkî ve Niyâzi Mısrî’dir