Antalyalı veya Antalya’daki Meşhurlar - 7 – Abdal Musa (Elmalı)

Abone Ol

Bursa’nın fethinden önce Buhara’dan Anadolu’ya gelen kırk abdaldan biri olan ve doğum yeri Azerbeycan’ın Hoy şehri olan Abdal Musa’anın doğum tarihinin 1280-1290 arası yıllar, ölümünün 1390-1410 arası yıllarında olduğu ifade edilmektedir. Babası Hasan Gazi, annesi Ana Sultan, kız kardeşi Hüsniye Bacı’dır. (Abdal, dünya ilgilerinden kurtularak kendisini Allah yoluna adayan ve ricâlü’l-gayb (gayb erenleri) diye adlandırılan evliya zümresi içinde yer alan sûfî veya erenlerdir.)

Abdal Musa hakkında Âşık Paşazâde tarihinde şu bilgiler yer almaktadır: “738 hicrî yılında vefât eden Hacı Bektâş-ı Velî’nin “Abdal Mûsa” derlerdi bir dervişi vardı. Hâtun Ana’nın (Kadıncık ana, Fatma Bacı) muhibbi idi. O zamanda şeyhlik ismi ortaya çıkmamıştı. Tarikat silsilesi de yoktu. Hatun Ana o azizin üzerine nazar etti. Abdal Musa bunun üzerine nice günler orada (Nevşehir Hacıbektaş Sulucakarahöyük’te) kaldı. Sultan Orhan zamanında gazâya geldi ve Yeniçerilerin arasına katıldı. Bir yeniçeriden eski bir börk istedi. Gazâdan sonra Abdal Musa vilâyetine (Aydın-Denizli-Finike yoluyla Antalya’ya) geldi, giydiği börk de başındaydı. Kendisine: “Bu başındaki nedir?” diye sordular. Şöyle cevap verdi: “Buna Elif (Elif Tâc) derler.”. Yeniçerilerin başındaki tâc Hac-ı Bektaş-ı Velî’nin değil, Abdal Musa’nın giydiği tacdır.”

Şakâyık tercümesinde ve Evliyâ Çelebi’nin Seyahatnâmesi’nde Abdal Musa’nın Yesevî tarikatına mensup olduğu ifade edilmektedir. Âli’nin Künhü’l-Ahbâr adlı tarihinin rivâyetine göre, Orhan Gazi’nin Bursa fethinde Muti Abdal, Abdal Murad, Doğlu Baba’nın bulunduğu ve bu arada Muti Baba’nın yanmakta olan bir ateş korunu bir pamuk parçasına koyarak sevenlerinden birisi (Abdal Musa) ile Geyikli Baba’ya gönderdiği de rivayet edilmektedir. Orhan Gazi ile gazalara katılan Geyikli Baba’da abdallardan biri olup, vahşi bir geyiği ehlileştirip üzerinde gezdiği için kendisine bu isim verilmiştir. Geyikli Baba da, Abdal Musa ile mendile koyduğu sütü Muti Baba’ya göndermişti. Mecliste olanlar sütün gönderilmesindeki hikmeti anlayamadıklarından, Muti Baba, gönderilen sütün geyik sütü olduğunu ve vahşi hayvanları ehlîleştirip kontrol altına alabilmenin, ateşle pamuğu birbirine tesir etmeyecek derecedeki tasarruf ve kontrolden daha güç olduğunun anlatılmak istendiğini söylemiştir.

İsmail Beliğ (ö.1142/1729) Güldeste’sinde Bursa fethinden önce Anadolu’ya ayak basan abdallardan biri olarak gösterdiği ve Buharalı olduğunu söylediği Abdal Musa, yine onun rivayetine göre Abdal Musa can u dil ile Orhan Gazi’nin Bursa’yı fethine yardım etmiştir.

Sadettin Nüzhet, Türk Şairleri adlı kitabında Abdal Musa’nın Hz. Peygamber (s.a.v.) neslinden olduğu ve bunu Ensâbü’s-sâdât adlı kitabın da bunu teyit ettiğini ve onun Hacı Bektâş-ı Velî’nin amcası Haydar Ata’nın oğlu Hasan Gazi’nin sülbünden geldiğini yazmaktadır.

Süleyman Fikri Erten, Abdal Musa’nın Horasan’ın Hoy kasabasında doğduğu ve daha sonra Anadolu’ya geldiği ve kendisinin Hz. Peygamber’in (s.a.v.) neslinden olduğunu tarihsiz bir mühür üzerindeki şu yazılardan alıntı yaparak ifade etmektedir: Mührün üst tarafında “Zübde-i nesl-i rasûl-i zü’l-minen (Lütuflar sahibi Peygamberin kıymetli neslinden)” ortasında “Lâ ilâhe illallah Muhammedün Rasûlullâh (Allah’tan başka ilah yoktur Muhammed Allah’ın Rasûlüdür)” alt tarafında “Sultan Abdal Musa bin Seyyid Hasan (Seyyid Hasan’ın oğlu Sultan Abdal Musa)”.

Abdal Musa kendi manzumesinde de Horasan’ın Hoy kasabasından olduğunu söylemektedir:

Kim bilir bizi nice soydanız / Ne bir zerre oddan ne hod sudanız

Bizim hususumuz marifet söyler / Biz Horasan mülkündeki boydanız

Bizim zahmımıza merhem kâr etmez / Biz kudret okunda gizli yaydanız

Yedi deryâ bizim keşkülümüzde / Hacım umman olmuş biz ol güldeniz

Hızır İlyas bizim yoldaşımızdır / Ne zerrece günden ne hod aydanız

Yedi tamu bize nevbahâr oldu / Sekiz Uçmak içindeki köydeniz

Musa durup biz münâcât eyleriz / Neslimiz sorarsan asıl Hoy’danız

Ali oldum adım oldu bahâne / Güvercin donunda geldim bu hâne

Abdal Musa oldum geldim cihâne / Ârif anlar bizi nice sırdanız

Bursa’nın fethinden sonra manevi bir işaretle Antalya’nın Elmalı İlçesi Genceli/Tekke Köyü’ne gelen Abdal Musa’yı köy halkı kabul etmek istemedi ve hoşgörü ile davranmadı. Bir müddet sonra Tekke Köyü’nde bir âfet ortaya çıktı ve köy halkı bir bir köyü terk etmeye başladılar ve başlarına gelen musibetin Abdal Musa’ya olan davranışlarından kaynaklandığını anladılar. Köyü terk etmeye başlayan topluluğa Abdal Musa “Gitmeyin” dese de onlar “Hatırınızı yıktık, huzurumuz kalmadı, gidelim” deyince o “Kanlı gömleği boyumca yığdım (zor durumdaydım), bir kere gelip haliniz nedir? Demediniz, münkir oldunuz. Bu sebepten âfât-ı semaviye (gökyüzü âfetleri) erişip sizi Allahu Teâlâ kahretti. Yardım dileyip meded Abdal Musa (Bizi affet) demediniz, yapsaydınız üzerinizden kalkardı. Şimdi her biriniz bir vilâyete gidiniz” dedi.

Tekke Köyü’ndeki âfet zamanında Abdal Musa’da sahile (Finike’ye) inerek orada bir tekke inşâ etti. Süleyman Fikri Erten’nin ifadesine göre, “İş bu tekke Finike’nin bir saat doğusunda ve Limira harabesi yanındaki türbenin (Kâfi Baba Türbesi) olduğu yerdir. Burada yakın vakte kadar geniş ve sulak bir yerde, mevkii pek güzel bir tekke vardı. Tekkenin müteaddit hücreleri ve geniş mutfakları mevcut olmasına bakılırsa burasının bir zamanlar pek kalabalık olduğu anlaşılıyor. Tekkenin yanında Velâyetnâme’de bahsi geçen Kâfi Baba’nın türbesi hâlâ mevcuttur. Türbe kapısının üstündeki kitâbeyi okumuştum:

Pîr-i sânî Hazreti Abdal Mûsa hâdimî / Gülşen-i zâr içre esrâr-ı hakâyık mahremi

Aşk eri (Aşçısı idi) o şâhın devlet-i eyyâmın(d)a / Kâfi Baba derler(i)di iş bu erin nâmına

Seyyid İbrahim Dede ol pişvâ-yı mü’minin / Siy ü sâl mesnedinde olmuştu hem-nişîn

Türbesin kıldı müheyyâ yeniden (ol hânumân) / Tarihtir şeş cihânın pâsbânı dîdebân 1231/1815

(Erten’in eksik ve hatalı okumaları tarafımızdan parentez içi ile düzeltilmiştir)

Kâfi Baba’nın türbesini ihyâ eden Seyyid İbrahim Dede Abdal Musa Türbesi yanında bulunan ve zemzem kuyusu denilen bir kuyuyu 1234/1818 yılında yaptıran kişidir. Seyyid İbrahim Dede, Abdal Musa Tekkesi’nin postnişini idi. 1237/1821 yılında vefat ederek türbe yanına defnedildi.”

Evliyâ Çelebi burasını da ziyaret etmiş Seyahatnâmesi’nde tekkenin yeri ile alâkalı “Cennet Yurdu” ifâdesini kullanarak şöyle kaleme der: “…Kasabada Abdal Musa Sultan’ın bir âsitânesi vardır. Bu dahi limon, turunç, nar, incir hıyâbanı içinde (iki tarafı ağaçlı yol) arz-ı bihiştten (Cennet yurdundan) nişan verir bir ireme zâti’l-imâd’dır (Yüksek sütunlu bir şehir İrem gibidir. Fecr sûresi 89/7) Amma evkâfı olmamakla fukarâsı azdır. Amma yine kırk elli fukarâ eksik değildir. Bunun behçesi içinde Nuzar Dede medfundur…”

Abdal Musa Türbesi’nde; Abdal Musa, kardeşi Zeynep, annesi Ümmü Gülsüm, babası Hasan Gazi, müridi Kaygusuz Abdal ve girişte sağda bir ve solda iki olmak üzere üç derviş sandukası bulunmaktadır. Ayrıca türbede kutsal emanetler de vardır. Velayetneme'de yer alan şu sözlerden hareketle; "Ya Erenler, Genceeli'de genç ay gibi doğan, adum Abdal Musa çağırduram, Beni isteyen anda gelsün bulsun" Hacı Bektaş Veli'nin dört emanetin Abdal Musa'ya teslim edilmesini istediği düşüncesine ulaşılmıştır. Bunlar, Kara Sancak, Hz. Peygamberin (s.a.v.) Sancağı olduğu ifade edilir, bugün yoktur onun yerine temsilen bir sancak vardır. Mermer Çırağ, Hz. Peygamberin (s.a.v.) Fatma Ana'ya çeyiz olarak verdiği çerağdır, türbede bulunur ve çok önemli günlerde kullanılır. Biat Değneği, İmam Hüseyin' e ait olduğu kabul edilir, özel bir ağaçtan yapılmış olup hâla türbededir. Hüccat, Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin, Abdal Musa'ya verdiği berattır, ancak şu an nerde olduğu bilinmemektedir. Ayrıca, iki mühür, Abdal Musa'nın kullandığı Tahta Kılıç, Hz. Peygambere (s.a.v.) ait olduğuna inanılan bir de hırka mevcuttur.