AVRUPA’DA HANE HALKI BORCU VE TÜRKİYE İLE MUKAYESESİ

Abone Ol

Avrupa'da birçok ülke ekonomik olarak güçlü görünse de vatandaşların omuzlarındaki borç yükü ülkeden ülkeye büyük farklılık gösteriyor. Kimi ülkelerde insanlar ev sahibi olabilmek için uzun yıllar kredi öderken, kimi ülkelerde ise hane halkı borcu oldukça düşük seviyelerde kalıyor. Peki Avrupa'da en borçlu haneler hangi ülkelerde yaşıyor? Bu durumun nedenleri neler? Borç her zaman kötü bir gösterge mi? Gelin birlikte inceleyelim.

Ekonomi denildiğinde akla ilk olarak devletlerin borçları ya da şirketlerin yatırımları gelir. Ancak ekonominin en önemli parçalarından biri de hane halkıdır. Yani ailelerin kullandığı konut kredileri, taşıt kredileri, ihtiyaç kredileri ve kredi kartı borçlarıdır. Çünkü vatandaş ne kadar borçlanıyorsa, tüketim alışkanlıkları da buna göre şekilleniyor.

Avrupa ülkelerine bakıldığında hane halkı borçluluğunun oldukça farklı seviyelerde olduğu görülüyor. Bazı ülkelerde ailelerin toplam borcu, ülkenin yıllık milli gelirinin önemli bir bölümüne ulaşırken, bazı ülkelerde ise vatandaşlar borçlanmaktan daha çok tasarruf etmeyi tercih ediyor.

En yüksek hane halkı borcuna sahip ülkelerin başında genellikle Danimarka, Hollanda, Norveç, İsveç, İsviçre ve Lüksemburg geliyor. Bu ülkelerde özellikle konut kredileri oldukça yaygın kullanılıyor.

İlk bakışta bu tablo ürkütücü görünebilir. Ancak bu ülkelerde yüksek borç her zaman ekonomik sıkıntı anlamına gelmiyor.

EV FİYATLARI BORÇLANMAYI ARTIRIYOR

Borçların en büyük nedeni konut piyasası.

Avrupa'nın kuzey ülkelerinde ev fiyatları oldukça yüksek seviyelerde bulunuyor. Birçok aile ev satın alabilmek için 20, hatta 30 yıl vadeli mortgage kredileri kullanıyor.

Örneğin bir aile milyonlarca liralık bir evi peşin almak yerine uzun vadeli krediyle satın alıyor. Böylece yüksek miktarda borç oluşuyor ancak aynı zamanda değerli bir gayrimenkule de sahip olunuyor.

Bu nedenle borç rakamı yüksek olsa bile ailelerin mal varlığı da oldukça yüksek olabiliyor.

GELİR DÜZEYİ DE ETKİLİ

Borcun büyüklüğünü tek başına değerlendirmek doğru değil.

Danimarka veya Hollanda'da yaşayan bir ailenin aylık geliri birçok Avrupa ülkesine göre oldukça yüksek.

Gelir yüksek olduğu için kredi geri ödeme kapasitesi de artıyor.

Bankalar da ödeme gücü yüksek müşterilere daha kolay kredi verebiliyor.

Dolayısıyla yüksek gelir ile yüksek borç çoğu zaman birlikte ilerliyor.

DÜŞÜK FAİZ DÖNEMİ BORÇLANMAYI PATLATTI

Avrupa Merkez Bankası uzun yıllar düşük faiz politikası uyguladı.

Faizlerin çok düşük olması vatandaşları kredi kullanmaya yönlendirdi.

Ev almak isteyenler uygun faizli mortgage kredilerinden yararlandı.

Otomobil, tadilat ve tüketim harcamaları için de kredi kullanımı arttı.

Ancak son yıllarda faizlerin yükselmesi birçok aile için aylık kredi taksitlerini artırdı.

Özellikle değişken faizli kredi kullanan vatandaşlar daha fazla ödeme yapmak zorunda kaldı.

EN DÜŞÜK BORÇ HANGİ ÜLKELERDE?

Avrupa'nın doğusunda ise tablo farklı.

Romanya, Bulgaristan ve bazı Balkan ülkelerinde hane halkı borç oranları daha düşük seviyelerde bulunuyor.

Bunun birkaç nedeni var.

Bankacılık sisteminin daha temkinli kredi vermesi…

Vatandaşların borçlanma konusunda daha çekingen davranması…

Gelir seviyesinin düşük olması nedeniyle büyük kredilere ulaşmanın zorlaşması…

Ayrıca birçok aile borç yerine birikim yapmayı tercih ediyor.

TÜRKİYE İLE KARŞILAŞTIRILDIĞINDA

Türkiye'de hane halkı borcu gelişmiş Avrupa ülkelerine göre daha düşük görünse de bu durum her zaman avantaj anlamına gelmiyor.

Çünkü Türkiye'de yüksek faiz oranları nedeniyle vatandaş kredi kullanırken çok daha dikkatli davranıyor.

Ayrıca gelir seviyesinin kredi geri ödemelerine göre düşük kalması da borçlanmayı sınırlandırıyor.

Öte yandan kredi kartı borçları ve ihtiyaç kredileri son yıllarda birçok aile için önemli bir yük haline gelmiş durumda.

Konut kredilerindeki yüksek faizler ise ev sahibi olmayı zorlaştırıyor.

BORÇ HER ZAMAN KÖTÜ MÜ?

Uzmanlara göre bunun cevabı "hayır."

Eğer borç üretken bir yatırım için kullanılıyorsa ve düzenli gelirle rahatlıkla ödenebiliyorsa ekonomik açıdan büyük bir sorun oluşturmayabiliyor.

Örneğin;

  • Ev satın almak,
  • Eğitim yatırımı yapmak,
  • İş kurmak,
  • Verimli bir yatırım gerçekleştirmek,

Gibi amaçlarla kullanılan krediler uzun vadede gelir sağlayabiliyor.

Ancak tüketim amacıyla sürekli borçlanmak, kredi kartıyla yaşamı sürdürmek ve gelirden fazla harcama yapmak ciddi risk oluşturuyor.

FAİZLERİN ARTMASI RİSKLERİ BÜYÜTTÜ

Son iki yılda Avrupa'da faiz oranlarının yükselmesi birçok aileyi zorladı.

Özellikle değişken faizli konut kredisi kullanan vatandaşların aylık ödemeleri arttı.

Bazı ülkelerde konut satışları yavaşladı.

Ev fiyatlarında durgunluk yaşandı.

Bankalar kredi verirken daha seçici davranmaya başladı.

Ekonomistler önümüzdeki dönemde faizlerin seyriyle birlikte hane halkı borçlarının da yeniden şekilleneceğini belirtiyor.

GELECEKTE NELER BEKLENİYOR?

Uzmanlara göre Avrupa'da hane halkı borçluluğu kısa vadede yüksek seviyelerini koruyacak.

Ancak enflasyonun düşmesi ve faizlerin kademeli olarak gerilemesi halinde kredi piyasalarının yeniden canlanması bekleniyor.

Özellikle gençlerin konut sahibi olabilmesi için birçok Avrupa ülkesi yeni destek programları üzerinde çalışıyor.

Enerji verimli konutlar, yeşil dönüşüm kredileri ve uzun vadeli mortgage modelleri önümüzdeki yıllarda daha fazla önem kazanacak.

SONUÇ

Avrupa'da en yüksek hane halkı borcuna sahip ülkeler genellikle refah seviyesi yüksek, finans sistemi gelişmiş ve konut kredilerinin yaygın olduğu ülkelerdir. Bu nedenle yüksek borç rakamları tek başına ekonomik sıkıntının göstergesi değildir. Asıl önemli olan, vatandaşların bu borçları gelirleriyle sürdürülebilir şekilde ödeyebilmesidir.

Borç; doğru planlandığında bir yatırım aracı, yanlış yönetildiğinde ise aile bütçesini sarsan büyük bir yük haline gelebilir. Bu nedenle ister Avrupa'da ister Türkiye'de olsun, sağlıklı bir ekonomik yaşamın temelinde bilinçli harcama, dengeli borçlanma ve güçlü tasarruf alışkanlıkları yer almaktadır. Ekonomik güvenliğin anahtarı, yalnızca daha fazla kazanmak değil; aynı zamanda geliri akıllıca yönetebilmekten geçmektedir.

Kaynak: Euronews

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

Zaferozcivan59@gmail.com