Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, TRT'nin iletişim sponsoru olduğu Antalya Diplomasi Forumu Açılış Töreni'nde konuştu.
"Bugün çok şükür Sayın Cumhurbaşkanım sizin öncülüğünüzde 5 yıl sonra görüyoruz ki büyük bir memnuniyetle forumumuz farklı kıtalardan ve siyasi geleneklerden aktörlerin buluştuğu küresel bir markaya dönüştü" diyen Bakan Fidan konuşmasında şunları söyledi:
Forumumuzu benzerlerinden ayıran başlıca özelliklerinden biri sahip olduğu bu eşsiz buluşturma gücü.
Bu yönüyle bugün diplomasinin nabzı Antalya’da atmakta. Bu yılki temamızı mevcut uluslararası konjonktürü de dikkate alarak 'Yarını Tasarlarken Belirsizliklerle Baş Etmek' olarak belirledik.
"Çözümler ortak akıl ve hikmetle burada inşallah şekillenecek"
Evet belirsizliklerin yoğunlaştığı bu dönemde asıl soru geleceği hangi akılla, hangi iradeyle ve ne tür bir vizyonla şekillendireceğimizdir. Tam da bu amaçla küresel ve bölgesel meseleler Antalya’da tüm yönleriyle masaya yatırılacak, çözümler ortak akıl ve hikmetle burada inşallah şekillenecektir.
Her gün şahit olduğumuz gibi birbirini tetikleyen eş zamanlı ve çok boyutlu krizlerle karşı karşıyayız. Burada söz konusu olan yalnızca krizlerin ve jeopolitik sınırlamaların çoğalması değil. Asıl mesele belirsizlik ve krizlerin uluslararası sistemin geçici bir arızası olmaktan çıkıp bizzat çağımızın baskın bir karakteri haline gelmesi.
Sayın Cumhurbaşkanım geçtiğimiz yıl yine bu kürsüden çok net bir uyarıda bulunmuştunuz. Uluslararası sisteme yönelik en büyük tehdit kuralsızlığın, belirsizliğin ve başına buyrukluğun hakim olduğu karanlık bir gelecek demiştiniz ve aklıselime, adalete ve etkin diplomasiye her zamankinden daha fazla ihtiyaç olduğunu dile getirmiştik.
Bölgemizin içinde bulunduğu bu son buhran maalesef bu tespitlerinizin ne derece haklı ve isabetli olduğunu acı bir şekilde teyit etmiştir.
Geçtiğimiz yıl forumumuzun gündemine devam eden Gazze soykırımı ve küresel etkileri oturmuştu. Bu yıl ise yine bölgemizde küresel etki üreten İran savaşı eklendi. Uluslararası sistemdeki ağır tahribat ve sürekli artan tırmanma bölgemizi yakın tarihinin en ciddi sınamalarından biriyle karşı karşıya bırakmıştır.
Bu süreçte insanlık savaşın kazananının olmayacağını ağır bedellerle bir kez daha tecrübe etmiştir. Şüphesiz bu savaştan başta bölge ülkeleri olmak üzere herkesin çıkaracağı tarihi dersler bulunmaktadır. Ancak böylesi dönemlerde ilk ve acil görev ateşi söndürmektir.
Sağlanan ateşkesin sahada tam olarak uygulanması ve sürecin kalıcı bir barışa tahvil edilmesi samimi temennimizdir. Burada başta Sayın Pakistan Başbakanı olmak üzere bütün emeği geçen kardeşlerimize en içten teşekkürlerimizi de iletmek istiyoruz.
Fakat sağlanan bu sükunet ortamı sorunun asıl kaynağını gözden kaçırmamalıdır. Özellikle son 3 yılda Gazze’deki soykırımla başlayan ardından Lübnan ve Suriye’ye sıçrayan İsrail yayılmacılığı küresel güvenliği doğrudan tehdit eder hale gelmiştir.
"Elimizden gelen gayreti göstermeliyiz"
Eğer bölgemizde ve ötesinde kalıcı bir barış arzu ediliyorsa tüm dünyada istikrarsızlık ihraç eden bu yayılmacılığa acilen uluslararası toplumun dur demesi gerekmektedir.
Sayın Cumhurbaşkanım bugün uluslararası toplum savaşın durdurulması için nadir görülen bir anlayış birliği sergilemekte. Böylesine kıymetli bir zeminin diyalog ve diplomasi lehine değerlendirilmesi için elimizden gelen gayreti göstermeliyiz.
Esasen Antalya Diplomasi Forumu’nun özünde de bu yaklaşım bulunmaktadır. Diplomasiyi yeniden işler hale getirmek. Bizim anlayışımıza göre diplomasi yangını daha fazla yayılmadan durdurma iradesidir. Kopmuş bağları sabırla onarma kabiliyetidir. Düşmanlıkları kader olmaktan çıkarma cesaretidir. Ortak geleceğe dair asgari zemini korumak ve büyütme sanatıdır. Yani diplomasi yarını tasarlamaktır.
Peki yarını tasarlama vizyonumuzu nasıl bir mimari üzerine inşa edeceğiz? Türkiye olarak Cumhurbaşkanımızın önderliğinde bu vizyonun iki ana taşıyıcı sütun üzerinde yükselmesi gerektiğine inanıyoruz."
Birinci ayak, küresel düzeyde kurumsal reformdur. Uluslararası yönetişim sisteminin acilen daha kapsamlı, şeffaf ve hesap verebilir hale getirilmesi şarttır. Temsil kabiliyeti zayıf ve meşruiyeti aşınmış yapılarla krizleri yönetmenin mümkün olmadığı artık daha da açık hale gelmiştir.
Sayın Cumhurbaşkanım, adalet eksenli vizyonunuzla uluslararası karar alma mekanizmalarındaki tıkanmayı ve temsildeki adaletsizliği yıllar evvel teşhis etmiştiniz. Küresel vicdanı yaralayan çifte standartlara defaatle, ama defaatle dikkat çektiniz. Daha adil bir dünya çağrınızla uluslararası sistemin izlemesi gereken istikameti tekrar tekrar ortaya koydunuz. Bugün görüyoruz ki birçok ülke, krizler nihayet kendi kapılarına dayandığında sizin işaret ettiğiniz noktaya geliyorlar.
İnsanlık ödediği ağır bedellerin ardından şu hakikati yeniden hatırlamaktadır: Adil olmayan bir uluslararası sistem krizleri çözemez, onları sadece erteler, derinleştirir ve daha da yıkıcı hale getirir.
Uluslararası toplumun önünde artık ertelenemez bir vicdani muhasebe bulunmaktadır. Küresel düzeyde atmamız gereken ortak adımlar, almamız gereken tutumlar var.
Barış süreçleri, düzen bozucu aktörlerin insafına bırakılmamalıdır. Uluslararası toplum tarafından güçlü bir iradeyle sahiplenilmeli, süreçlerin sabote edilmesine müsaade edilmemelidir.
Küresel ekonomik refah paylaşımının adil hale getirilmesi elzemdir. Aynı şekilde yapay zeka, kısıtlı sayıdaki aktörün elinde yeni eşitsizlikler üreten yeni bir tahakküm aracına dönüşmemelidir. İnsanlık bu teknolojik imkandan birlikte faydalanmalı, hiç kimse hiçbir coğrafya geride asla bırakılmamalıdır.
Tüm bunlara ek olarak, geleceğimize yönelik sınamalarla da eş zamanlı mücadele etmek zorundayız. İklim değişikliği ve kuraklık insan hayatının her noktasına dokunan varoluşsal bir sorun halini almıştır.
Şurası bir gerçek ki, eğer insanlık bugün paylaşımın, sorumluluğun ve faydanın müşterek zeminini kuramazsa, 10 yıl sonra ihtilaflar bugünkünden çok daha kontrol edilemez ve çok daha yıkıcı olacaktır.
"İsrail'in pervasız saldırganlığı Gazze sınırlarını çoktan aşmıştır"
Değerli misafirler, küresel düzeydeki reform ihtiyacı kadar hayati olan ikinci ayak, bölgemizde barış ve refahı kalıcı biçimde mümkün kılacak stratejik adımlardır. Bugün Antalya'yı merkeze alan geniş bir jeopolitik okuma yaptığımızda, karşımıza birbiriyle bağlantılı çok katmanlı kriz dinamikleri çıkmakta.
Coğrafyamız eş zamanlı krizlerin maalesef baskısı altındadır. Kuzeyimizde 5. yılına giren Rusya-Ukrayna savaşı, Avrupa güvenlik mimarisini ve küresel jeopolitik dengeleri derinden sarsan yapısal bir sınamaya dönüşmüştür.
Güneydoğumuzda ise İsrail'in pervasız saldırganlığı Gazze sınırlarını çoktan aşmıştır. Suriye'ye, Lübnan'a ve son olarak İran'a uzanan bu tırmanma hattı bölgemizi geniş bir çatışma girdabına sürüklemiştir.
Daha güneyde Afrika boynuzunda hassasiyetle takip ettiğimiz gelişmeler bir diğer endişe kaynağı olmuştur. Sudan'da devam eden iç çatışmaların yol açtığı yıkım ile bölge ülkeleri arasındaki ihtilaflar muazzam bir kalkınma potansiyeli taşıyan bu stratejik coğrafyayı güvenlik tehditleri ile baş başa bırakmıştır.
"Daima elimizi taşın altına koyduk"
Bu kriz haritasının neredeyse tamamında sahadaki tüm taraflarla aynı anda ve güven temelinde konuşabilen, arabuluculuk rolü üstlenebilen ender ülkelerden biri Türkiye'dir.
Burada mesele teknik anlamda arabuluculuk rolü üstlenmenin çok ötesindedir. Bölgemizin karşı karşıya olduğu sınamaları yüreğimizde hissediyor, her krizin yükünü, acısını ve doğuracağı sonuçları derinden kavrıyoruz.
Bu anlayışla bugüne kadar bölgemizin selameti için daima elimizi taşın altına koyduk, koymaya da devam edeceğiz. Bu yolda Sayın Cumhurbaşkanımızın güçlü liderliği ve çizdiği dış politika vizyonu istikametimizi belirlemeye devam edecektir."