BENİ UNUTMA…

Abone Ol

İngiliz kraliyet sarayının bulunduğu koruma altındaki bin hektarlık ormanlık alanda bulunan kuğular tek tek yakalanıp envanteri çıkarılmış (8 bin kuğu), yavruların bakımları yapılmış, diğerlerinin de hastalıkları varsa tedavi edilmiş…

Ormanın doğal hayatına en küçük müdahalede bulunmadan yaşayan tüm canlıların doğal seleksiyon içinde türlerinin devamı için gereken her türlü tedbirler alınıyormuş…

Tüm ayıların, geyiklerin, domuzların ve diğer hayvanlarla ağaçların envanteri çıkarılmış…

Bu haberi okuyunca ülkeme dönüp baktım.

Bırakın ormanlarımızda yaşayan hayvanların ağaçların envanterini çıkarmayı, sokaklarda yaşamaya mahkûm ettiğimiz sokak canlarının ne kadar ve türlerinin ne olduğunu bile ne belediyelerimiz ne de Tarım Bakanlığımız bilmiyor.

Ne kadar melez kedi/köpek var, ne kadarı saf kan bilinmiyor…

Tuttuğumuzu barınak denilen cinayethanelere tıkıyoruz…

Elimizden gelse, sokaklarda yaşamaya mahkûm ettiğimiz bu canları tamamen yok edeceğiz…

Zaten çıkarılan kanunlarla o noktaya doğru gidiyoruz…

Oysa köy, kasaba, kent kurduğumuz yerlerin asıl sahipleri onlar…

Biz onların yaşam alanlarını ellerinden alıyoruz ve sadece almakla kalmıyor oralarda yaşamalarına da izin vermiyoruz…

Yani katlediyoruz…

Bir zamanlar mahallemizde yaşayan, insanların arasına karışan, başı okşanan, karnı doyurulan o canlar şimdi demir parmaklıkların ardından bir insana uzanıyor “beni bu cinayethanede bırakma” diyor ve hâlâ insanların onu yalnız bırakmayacağına inanıyor.

Sokaklarımızdan toplanan binlerce can bugün barınaklarda sevgisizlik içinde sessizce açlığı, hastalığı, yalnızlığı ve ölümü bekliyor.

En acısı da çoğu, bir daha kendisini kimsenin aramayacağını, kimsenin kendisi için gelmeyeceğini bilmeden bekliyor.

Barınakların çıkarılan kanunlarla birer ölüm kampına dönüşmesini engelleyecek olan sadece ve sadece toplumun vicdanı ve kararlılığıdır.

Ne yazık ki bugün birçok belediye yasanın sadece “toplama” kısmını uyguluyor.

Tedavi, rehabilitasyon, uygun yaşam alanı oluşturma, şeffaflık ve denetim gibi sorumluluklar ise yıllardır olduğu gibi görmezden geliniyor.

Çünkü sokaktan getirilen sahipsiz köpek ve kedinin kimse peşine düşmez, diye düşünüyorlar

Oysa bir mahallede yaşayan köpek kaybolduğunda, o mahalleden onlarca insan belediyeye “nerede?” diye sorsa, barınakları düzenli ziyaret etse, hayvanların durumunu izlese, soru sormaktan vazgeçmese, hiçbir belediye bugün olduğu kadar rahat davranamaz.

Siyaseti değiştiren şey sadece seçim günü kullanılan oy değildir.

Seçimden sonra da hesap soran, takip eden, vazgeçmeyen vatandaşlardır.

Eğer gerçekten “Ben hayvanları seviyorum” diyorsanız, onları toplandıkları anda unutamayız.

Asıl sorumluluk o zaman başlıyor.

Lütfen mahallenizdeki canların peşini bırakmayın.

Barınaklara gidin, sorular sorun, fotoğraflayın, paylaşın, hesap sorun.

Çünkü onlar konuşamıyor.

Bugün demir parmaklıkların arasından uzanan o pati, aslında hepimize uzanıyor.

“Beni unutma...”