Türkiye ekonomisinin uzun yıllardır taşıdığı en ağır yüklerden biri, bölgesel gelişmişlik farklarının kalıcılığıdır. Kişi başına gelirden eğitim seviyesine, beşerî sermayeden altyapıya, verimlilikten istihdama kadar pek çok alanda kendini gösteren bu eşitsizlikler, yalnızca sosyal refahı değil, aynı zamanda makroekonomik istikrarı ve uzun vadeli büyüme kapasitesini de doğrudan etkiliyor. Bu nedenle, bölgesel farklılıkların giderilmesi artık yalnızca sosyal bir hedef değil; ekonomik büyüme stratejisinin merkezinde yer alması gereken bir kalkınma önceliği. Türkiye’nin rekabet gücünü artırmak, demografik fırsat penceresinden yararlanmak ve sürdürülebilir bir büyüme patikası oluşturmak için bu eşitsizlikleri azaltmaya yönelik kapsamlı bir çerçeve kaçınılmaz hale geliyor.
Neden Kalıcı Bir Sorun?
Türkiye’de bölgesel eşitsizlikler çoğu zaman yapısal ekonomik değişimlere paralel olarak derinleşti. Sanayinin Marmara, Ege ve İç Anadolu’ya yoğunlaşması; yüksek katma değerli üretimin belirli merkezlerde kümelenmesi; beşerî sermaye göçünün hızla büyükşehirlere yönelmesi, nitelikli işgücüne erişim ve yenilik kapasitesinin coğrafi olarak eşitsiz dağılması, bu farkları giderek katılaştırdı. Örneğin, bazı illerde eğitim düzeyi, kadınların işgücüne katılımı, teknolojik altyapıya erişim ve sağlık göstergeleri yüksek seviyelere çıkarken; başka bölgelerde hem üretim verimliliği hem de gelir düzeyleri yerinde saydı.
Bu durum, sadece ekonomik çıktıları değil, sosyal mobiliteyi de sınırladı. Genç nüfusun fırsat eşitliğine erişememesi, uzun vadede insan sermayesinin etkin kullanımını engellerken, bölgeler arası farklılıkların kuşaklar boyunca taşınmasına yol açtı. Böylece Türkiye’nin toplam ekonomik potansiyeli, belirli bölgelerde yoğunlaşan üretim kapasitesi nedeniyle kısmi olarak kullanılabilir hale geldi.
Yeni Ekonomik Modelde Bölgesel Kalkınmanın Rolü
Bugün gelinen noktada Türkiye’nin yeni bir büyüme modeline ihtiyaç duyduğu konusunda geniş bir mutabakat var. Üretimin teknoloji yoğunluklu bir yapıya kavuşturulması, ihracatın katma değerinin artırılması ve nitelikli istihdam yaratılması gibi hedefler, yalnızca belirli şehirlerde yoğun bir dönüşümle sağlanamaz. Tam tersine, bu dönüşümün ülke geneline yayılması gerekiyor.
Özellikle orta ölçekli şehirlerin üretim merkezlerine dönüşmesi, tarım ve kırsal ekonominin modernizasyonu, yerel KOBİ ekosistemlerinin güçlendirilmesi ve dijital altyapının homojen bir şekilde yaygınlaştırılması, eşitsizliğin azaltılmasında kritik başlıklar olarak öne çıkıyor. Bu bağlamda, bölgesel kalkınma ajanslarının daha stratejik roller üstlenmesi, yatırım teşvik sisteminin iller arasında daha dengeli bir dağılımı desteklemesi ve yerel yönetimlerin planlama kapasitesinin güçlendirilmesi gerekir.
İstihdam, Altyapı ve Beşerî Sermaye: Üç Temel Sütun
Bölgesel eşitsizliklerle mücadele, tek bir politika adımıyla sonuç vermez. Çok boyutlu bir yaklaşım gerektirir:
1. İstihdam Olanaklarının Yaygınlaştırılması
Sanayi ve hizmet sektörlerinde istihdamın belirli şehirlerde yoğunlaşması, göç baskısını artırarak barınmadan ulaşıma kadar pek çok sorunu beraberinde getiriyor. Anadolu şehirlerinde nitelikli ve sürdürülebilir istihdam olanaklarının artırılması, gençlerin bulundukları bölgede yaşamalarını ve üretken olmalarını sağlar. Bu noktada, yeşil ekonomi yatırımları, lojistik merkezlerin yaygınlaşması ve bölgesel imalat sanayi kümelenmeleri yeni fırsat alanları yaratabilir.
2. Altyapı ve Ulaşım Ağlarının Eşitlikçi Tasarımı
Karayolu, demiryolu ve dijital altyapı yatırımlarının bazı bölgelerde daha yoğun yapılması, üretimin ve yatırımların buralarda toplanmasına neden oluyor. Oysa bugün, dijitalleşmenin sağladığı avantajlarla birlikte yerel inovasyon ekosistemlerini destekleyen bir altyapı seferberliği, ekonomik aktiviteleri ülke geneline yayabilir.
3. Beşerî Sermaye ve Eğitim Yatırımları
Eğitim kalitesindeki bölgesel farklılıklar, gelir farklarının temel belirleyicisi. Mesleki eğitim merkezlerinin güçlendirilmesi, üniversite–sanayi iş birliğinin yerelde derinleştirilmesi, kadınların işgücüne katılımını artırmaya yönelik sosyal politikalar ve erken yaş eğitimine yönelik kapasite artışı, uzun vadede en yüksek getiriyi sağlayan yatırımlar arasında.
Yerel Güçlenme Olmadan Eşitsizlik Azalmaz
Eşitsizliklerin azalmasının en güçlü yolu, yerel yönetimlerin ekonomik planlama ve kaynak kullanımı konusunda daha etkin hale gelmesinden geçiyor. Bölgesel dinamikleri en iyi bilen kurumlar olarak yerel yönetimler, yalnızca altyapı projelerinde değil, istihdam stratejilerinde, girişimcilik ekosisteminin geliştirilmesinde ve sosyal programların tasarımında da belirleyici rol oynamalı.
Ayrıca, veri temelli politikalar bu sürecin merkezinde olmalı. İl ve bölge düzeyinde ayrıntılı ekonomik, sosyal ve demografik göstergelerin düzenli izlenmesi; akademi, özel sektör ve kamu arasında sürekli bir bilgi paylaşımı mekanizması kurulması, politikaların etkinliğini artıracaktır.
Sonuç: Ekonomik Gücün Coğrafi Dağılımını Değiştirmek Mümkün
Türkiye’nin bölgesel eşitsizliklerini azaltmak, yalnızca sosyal adaleti güçlendirmek için değil, aynı zamanda uzun vadeli ekonomik büyümenin sürdürülebilirliği için de zorunlu. Bugünün küresel ekonomisinde rekabet gücü, sadece belirli bölgelerin değil tüm ülkenin üretim kapasitesine bağlı. Bu nedenle, kalkınmanın coğrafi olarak dengelenmesi, Türkiye’nin ekonomik vizyonunun en kritik bileşenlerinden biri olmalı.
Eşitsizlikleri azaltmak zor, maliyetli ve zaman alan bir süreç. Fakat doğru politika çerçeveleri, güçlü kurumsal yapı ve uzun vadeli planlama ile Türkiye'nin ekonomik haritasını daha adil, daha verimli ve daha kapsayıcı bir yapıya dönüştürmek mümkün. Bu dönüşümün kazananı yalnızca geri kalmış bölgeler değil, tüm ülke ekonomisi olacaktır.