BOŞLUK

Abone Ol

İnsan çoğu zaman çaresizliği ve çözümsüzlüğü yanlış yerde arar. Elimiz kolumuz gerçekten bağlıyken değil, bağlanmaya razı olduğumuzda dururuz. Oysa içimizde, en dar anlarda bile kıpırdayacak bir irade kalır. Küçük bir niyet, geç kalmış bir cesaret kırıntısı bile yolu açmaya yeterken biz susmayı seçeriz. Suskunluk güvenli gelir; bedeli ağır olsa da ilk anda acıtmaz. Sonra o suskunluk önce bedeni daha sonra ruhu kemirir.

Zaman dediğimiz şey, sandığımız kadar biz insanlara karşı cömert değildir. Hep varmış gibi davranır ama kimseye borçlu değildir. Bugün ifade edilmeyen söz, yarın anlamını yitirir. Bugün atılmayan adım, yarın pişmanlığa dönüşür. Garip ama insan, en çok pişmanlık dolu cümlelerinin altında ezilir.

Yapamadıklarımız, yaptıklarımızdan daha kalıcı izler bırakır içimizde.

Sevgi de böyledir. Sessizliğe dayanıklı değildir. İçte büyür ama dışa taşmadıkça kök salamaz. Sevmek yetmez, sevdiğini hissettirmek gerekir. Çünkü kalp, kendisine dokunulmayan bir duyguyu sahiplenmek istemez. Söylenilmeyen sevgi, zamanla kuşkuya; kuşku da uzaklığa dönüşür. Ve biz, sevgiyi koruduğumuzu sanırken aslında onu yavaş yavaş açlığa ve boşluğa mahkûm ederiz.

İnsan sevdiğini kaybettiğinde değil, sevdiğini ifade edemediğinde yalnızlaşır. Gidişler çoğu zaman bir anda olmaz; söylenmeyen cümlelerin, ertelenen sarılmaların, yutulan duyguların toplamıdır. Kimse bir sabah uyanıp gitmez; insan, anlaşılmadığını hissettiği yerde sessizce ama an an eksilir.

Hayatın en ağır yükü pişmanlıktır. Ne bir bavula sığar ne de bir kelimeyle hafifler. “Keşke” diye başlayan her cümle, geçmişe atılan ama asla yerine ulaşmayan bir adımdır. O yüzden insan, cesareti en çok zaman varken kuşanmalıdır. Korku geçicidir; pişmanlık kalıcı.

Sarılmak da böyledir. Fiziksel bir temas gibi görünür ancak aslında varlığı onaylamaktır. “Buradayım” demenin en sade hâlidir. Sarılmadığımızda eksilen şey yalnızca bir beden değil; güven, aidiyet ve sıcaklıktır. Vaktinde uzatılmayan bir kol, sonra boşluğa düşer.

İnsan bazen hayatı bekleme odasına çevirir. Doğru zaman gelsin ister, şartlar düzelsin, cesaret tamam olsun. Oysa hayat, kusursuz anlarda değil; eksik, kırık ve dağınık zamanlarda yaşanır. Bekledikçe geç kalırız, geç kaldıkça içimizdeki ses kısılır.

Geç de olsa anlarız ki elimiz kolumuz bağlı değilmiş aslında. Biz kendimize bağlanmayı seçmişiz. Konuşmak varken susmuşuz, yürümek varken durmuşuz, sarılmak varken mesafeyi seçmişiz. Ve hayat, bizim bu seçimlerimize biz böyle istediğimiz için sadık kalmıştır.

Geriye kalan, kucağımıza düşen o kocaman boşluk olur. Ne doldurulabilir ne de görmezden gelinebilir. Sadece taşınır. Ta ki insan, bir daha geç kalmamayı öğrenene kadar. Gel gör ki pek az insan bunu başarır.