Spor

BU ŞEHİR SİZİ AFFETMEZ!

Antalya’dan kazanan ama yüzünü başka şehirlere dönen şirketleri eleştiren www.akdenizmanset.com.tr Yazı İşleri Müdürü Gürkan Balcı, bu vefasızlığın şehrin en büyük yarası haline geldiğini yazdı. Antalyaspor’a sırt çeviren markalara, kazandıkları ekmeğin hakkını bu şehre ödemeleri gerektiğini hatırlattı.

Abone Ol

Antalya, Türkiye’nin en önemli vitrinlerinden biri, turizmin başkenti, tarımın merkezi, güneşin ve bereketin şehri. Bu şehir, sadece doğasıyla, sadece iklimiyle değil; insanıyla da kazandırıyor. Her yıl milyonlarca turist ağırlanıyor, ülkeye milyarlarca dolar döviz giriyor, tonlarca sebze ve meyve buradan sofralara ulaşıyor. İşte bütün bu hareketliliğin merkezinde, on yıllardır kazanan dev şirketler var. Belek’ten Kundu’ya, Organize Sanayi’den Alanya’ya kadar devasa oteller, fabrikalar, havayolu merkezleri kuran bu şirketler, bu şehrin her metrekaresinden besleniyor. Yatırımlarını burada yapıp kârlarını katlıyorlar, markalarını bu şehir sayesinde büyütüyorlar. Ancak, konu bu şehrin ortak değeri olan Antalyaspor’a destek olmaya geldiğinde, ağızlarından dökülen kelimeler hep aynı: “yük”, “pahalı”, “kar getirmez.” İşte mesele tam da burada başlıyor. Antalya’dan kazanan şirketler, bu kentin marka değerini, ruhunu, ortak sevincini taşımak yerine gözlerini başka şehirlere, başka ülkelere dikiyor. Buradan aldıklarıyla buralıya sırt çeviriyorlar.

Parlayan başka formalar
Bugün şehirde kazanıp başka şehirlerin ve ülkelerin takımlarına sponsor olan şirketlerin listesi kabarık. Medical Park yıllar önce Antalyaspor’un isim sponsoru olmuştu, sonra desteği çekip Trabzonspor’un stadına adını yazdırdı. SunExpress, takımın sadece seyahatlerini karşılamakla yetinip Stuttgart’a ve Frankfurt’a milyonlarca Euro verdi. Rixos, kısa bir süre Antalyaspor’un formasında gözüktü, sonra rotasını Arda Turan’lı Atletico Madrid’e çevirdi. ANEX Tour, Hull City’e sponsor olurken, Corendon önce Alanyaspor’a, sonra İngiltere ve Polonya’daki kulüplere isim ve forma sponsoru oldu. Fraport TAV, kısa bir süreliğine Antalyaspor’un isim sponsoru oldu, ardından ortadan kayboldu. Şimdi soruyorum: Bu şehir onların sırtını bu kadar doğrultmuşken, kendi sırtını bu şehre dayamak neden bu kadar zor? Herkesin gözü başka formalarda, başka statlarda parlıyor. Burada kazandıkları paraları, orada harcamakta hiçbir sakınca görmüyorlar. Burada “yetmez” dedikleri meblağları, Avrupa’daki takımlara hiç düşünmeden ödüyorlar.

Hedef kitle yalanı
Her seferinde iş dünyasının savunması aynı: “Bizim hedef kitlemiz orada.” “Marka stratejimiz Avrupa’ya açılmak.” Peki, güzel de… Bu şirketler kazandıkları parayı nereden kazanıyor? Almanya’dan mı, İngiltere’den mi, İspanya’dan mı? Hayır. Antalya’nın güneşinde terleyen işçiden, otellerde kalan turistten, burada alışveriş yapan halktan. Buradaki insanlar olmasa, onlar da olmazdı. Bu şehir onlara hayat verirken, onlar hâlâ başka şehirlere yüzlerini dönüyor. Hedef kitlenin nerede olduğunu bir türlü anlayamamışlar. Çünkü hedef kitle sadece “müşteri” değildir. Hedef kitle, bir şirketin değerini, itibarını, aidiyetini oluşturan insanlardır. Buradaki gençlerin, işçilerin gönlünde yer etmek hiç önemli olmuyor onların gözünde. Antalya’dan aldıklarını Antalya’ya yatırmak, vicdanlarında yer bulmuyor. O yüzden hep başka bahaneler üretiyorlar. Vicdanını pazarlama departmanına teslim eden şirketlerin geldiği nokta işte budur.

Vefanın kaybolduğu yer
Antalya’nın asıl yükünü ise, yine Antalya’nın insanı çekiyor. Antalyaspor’un borçlarını ödemek için cebindeki son kuruşunu kulübüne harcayan işçiler, öğrenciler, emekliler. Maç günü kombinesini alabilmek için harçlığını biriktiren çocuklar. Bütün yük onların sırtında. Ama işin trajikomik kısmı, bu yükü omuzlayanlar, o büyük şirketlerin sahiplerinden daha fazla sorumluluk alıyor. Çünkü onlar yürekten bağlı. Stadyumda bağırıyorlar, sokaklarda pankart açıyorlar, deplasmana gidiyorlar. Şirket sahipleri ise bırakın tribünde görünmeyi, loca bile satın almıyor. Stadyumun isim hakkı için şehir dışından teklifler kovalanıyor. Sağlık sponsoru Trabzon’dan bulunuyor. Bu şehrin markası başka şehirlerin desteğiyle ayakta duruyor. Şirketler, “Antalya için her zaman varız” demeyi çok seviyorlar ama söz konusu somut destek olduğunda görünmez oluyorlar. Şimdi sormak lazım: Antalya’ya sahip çıkmak sadece reklam panolarında mı kaldı?

Borcunuzu ödeyin!
Bütün bu fotoğrafta görünen çok net: Antalya’dan kazanan herkesin, bu şehre bir borcu var. Sadece parasal değil, vicdani bir borç. Bu borcu ödemek için devasa bütçelere gerek yok; biraz cesaret, biraz sahiplenme duygusu yeter. Antalyaspor’a verilen destek, Avrupa’daki bir reklam panosunun dörtte biri kadar bile değil. Ama milyonluk anlaşmalar hep Avrupa’ya gidiyor. Şirket sahipleri, Avrupa’daki forma ve statlarda logolarını görüp gururlanırken, kendi şehirlerinde yüzlerini asıyorlar. Burası sadece ekmek kapısı, sadece bir üretim ve satış noktası değil. Burası sizin adınızla anılan, sizi taşıyan, size hayat veren şehir. Borcunuzu ödemediğiniz sürece, burada ne kadar büyürseniz büyüyün, geride bıraktığınız şey sadece bir kırgınlık, bir vefasızlık hikâyesi olacak. Unutmayın, bu şehir size sırtını dönmeye karar verirse, altınızdaki koltuk da sallanır.

Bahaneleri artık unutun
Ve artık bütün bu bahaneleri unutun. “Marka değeri”, “hedef pazar”, “stratejik planlama” masallarıyla bu şehrin vicdanında kendinize yer açamazsınız. Buradan kazanan herkes, burada yaşadığı sürece bu şehre karşı sorumludur. Antalyaspor’a destek olmak, bir reklam kalemi değil; bir aidiyet göstergesidir. Yıllar sonra dönüp baktığınızda, başka takımların formasına, başka statların tabelalarına bıraktığınız logolar değil; burada bıraktığınız iz konuşulacak. Antalya’nın ekmeğini yemekten vazgeçmeyin ama artık ekmeğini yediğiniz bu şehir için de taşın altına elinizi koyun. Çünkü Antalya sadece bir pazar değil, bir vatan parçası. Ve bu şehir, hak ettiğini görmediğinde, bunu unutmayan bir halktır. Bahaneleri bırakın, vicdanınızı hatırlayın. Bu şehir, sizin gerçek aynanız. O aynada ne gördüğünüz, bundan sonra yazılacak hikâyeyi belirleyecek.