Bunları söylemek hoşuma gitmiyor..
Özellikle “gazeteler ve yazdıkları”yla ilgili sözleri beni epey düşündürdü..
Ve bugün beni bu yazıyı yazmaya zorladı adeta..
…
Özetle şunları söyledi Yiğit Bulut:
“Gazetelerin yazdıkları yazı ve yaptıkları haberlerle bir siyasi parti asla bitmez..
Öyle olsaydı, bugün Ak Parti diye bir parti kalmaması lazımdı..
O kadar aleyhte ve kasıtlı yapılan haberlere-yazılara rağmen tabloya dikkat edin..
Üç dönemdir tek başına iktidarda..
Üstelik her seferinde oylarını arttırmışlar..”
…
Yiğit Bulut’un bu sözlerinden ilk anda, “demek ki, gazeteciler hiçbir şey değilmiş” anlamı çıkıyor..
Ama, öyle değil..
Yiğit Bulut bilerek ya da bilmeyerek, “gazeteciliğin özünü” ortaya koyuyor aslında..
Yani..
Şunu demeye getiriyor:
“Eğer bir gazete bir kişi ya da kurumla ilgili olarak, artniyetli ve kasıtlı olarak aleyhte yayın yaparsa, bunu kimse ciddiye almaz..
Türk halkı koyun gibi görünür, ama değildir..
Bir yazılanlara bakar, bir söylenenlere..
Bir de söyleyenlere bakar..
İzler, dinler, anlamaya çalışır, anladığı ölçüde de kararını verir..
Yanlış karar verse bile ikincisinde bunu düzeltir, kendince gerçeği bulur ve ona göre de kime inanacağına yeniden karar verir..
Ben de bir gazeteciyim..
Bunları söylemek hoşuma gitmiyor..
Ama..
Gazeteciler kendilerini, ‘toplumları dizayn etme gücüne sahip kişiler’ olarak görmemelidir..
Çünkü, kesinlikle öyle değildirler..”
…
Gazetecilik, TV yöneticiliği ve programcılığı derken, Başbakan danışmanlığına kadar yükselen Yiğit Bulut’un bu düşüncelerine, bir gazeteci olarak katılmamam elde değil..
Yiğit Bulut’un sözlerinden sonra, kendimi mesleğin terazisine bir kez daha koyma gereği hissettim..
Program sırasında dalıp gitmemin nedeni de buydu..
Ancak..
Bu arada Antalya’yı düşünmeden de edemedim..
Kendilerine “hedef” olarak seçtikleri bir siyasetçiyi “Antalya’dan uzak tutabilmek için” VARAN 1-2-3’lerle her yönden saldıran gazete ve gazeteciler geldi aklıma..
Evet, ben de Büyükşehir Başkanı Mustafa Akaydın’ı eleştiriyorum sık sık..
Ama, asla “saldırmıyorum”..
Ben, herkesin gözünün önünde olanlara başka açıdan bakılması gerektiğini gösteriyorum..
Antalya’nın “gereken hizmeti” almadığını, bunu nasıl alabileceğini, bu hizmeti Akaydın’ın veremeyeceğini kendi sözlerine-hareketlerine-icraatlarına bakarak anlatıyorum..
Yani “eleştiriyorum”..
O bildiğiniz gazete ve gazeteciler ise eleştirmiyor, “öküzün altında buzağı var” diyerek, “artniyetli” olarak –sadece- saldırıyor..
Yiğit Bulut’un dediği gibi, (fanatikler dışında) halk da aradaki bu farkı gayet iyi anlıyor..
Bir söylenenlere bakıyor, bir de söyleyene..
Ona göre de kararını veriyor..
…
Seçim yaklaştıkça, gazetecileri “kullanmak” isteyenler hep artmıştır..
Kendisi övülsün, rakibi dövülsün ister..
Bunun için de çoğu kesenin ağzını açar..
Kimi de, seçilirse kendisini orada barındırmayacak siyasetçinin seçilmemesi için gazete bile kurar..
Ve yukarıda da dediğim gibi, her yönden saldırır..
Ama, saldırdıkları siyasetçinin oylarını arttırdığını düşenemezler, kapasiteleri buna yetmez..
Biz gazeteciler, bu tür oyunlara gelmemek zorundayız..
…
Evet, Yiğit Bulut’un dediği gibi, millet gazetelere göre karar vermiyor, ama “kelebek etkisi”ni asla unutmamak gerek..
Bazen küçücük bir gazetede çıkan küçücük bir haber, birden kent ya da ülke, hatta dünya gündemine oturuverir..
Ve muhatabını da yok edebilir..
Bu tür örnekler çoktur..
Bunları, gazeteciler de gazeteciyi kullanmak isteyenler de iyi düşünsün bence..
Yalan ve artniyet uzun süre gizli kalamıyor, bilesiniz..