CEMRE DÜŞTÜ DAMARLARIMA…

Abone Ol

Cemreler sadece suya, havaya ve toprağa düşmüyor, beraberinde insanın damarlarına da düşüyor…

Kışın, soğuğun, kasvetli karanlıkların yerini aydınlık, ılık ve cıvıltılı hareketler alıyor…

Bu nedenledir ki damarlarıma düşen cemre beni hep erkenden uyandırır sabahları.

Kalktığımda televizyonu açar haberleri izlerdim ama bu sabah içimden gelmedi…

İran savaşının vardığı boyut, İsrail’in Lübnan saldırısı, İmamoğlu davası, siyasetin rüzgârı gına getirtti bana…

Zaten söylenecek en erdemli sözleri İspanya Başbakanı Sanches ile Galatasaray maçında Liverpool seyircisinin “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözlerinin İngilizcesinin yazılı olduğu pankart söyledi…

Televizyonun kumandasını bırakarak içimdeki cemrenin sesine uydum ve elimde kahve ile verandaya çıktım…

Gözüme ilk çarpan şimdiye dek görmediğim komik bir kuşun çimenler üzerindeki yürüyüşü oldu.

Kırmızı uzun gagası, ciddi bakan gözleri ve gövdesine göre iri ayakları ile çarpık yürüyüşü, 10 yaşındaki bir kız çocuğunun annesinin rujunu sürüp yüksek topuklu ayakkabısı ile annesi gibi alımlı yürüme çabasının komikliğini anımsattı bana…

Gülümsedim ama hemen aklıma İran’da ABD roketiyle katledilen 160 kız çocuğunun cansız bedenlerinin görüntüsü gelince gülümsemem dondu kaldı dudaklarımda…

Neden öldürdünüz bu çocukları?

Çok mu fazla geldiler dünyaya?

Komikliklerini, yaratıcılıklarını, masum gülüşlerini neden ellerinden aldınız?

Biraz ötede bir serçenin boyu kadar bir saman dalını paytak yürüyüşü ile taşıdığı takıldı gözlerime…

Uçmadığına göre sanırım yakınlarda bir yerde yuva yapmaya başlamıştı…

Hayranlıkla izledim serçenin bu emeğini, doğadaki her canlı kendini korumak, güvenle üremek ve ısınmak için barınak yapar…

Aynı anda Suriye’de, Lübnan’da, İran’da ABD ve İsrail bombalarıyla yıkılan yuvalar ve evler geldi aklıma…

Niye… Neden yıkıyorsunuz insanların evlerini başlarına?

Kahvemden birkaç yudum aldım ve başımı çevirince Karamel’le göz göze geldim…

Bacakları açık, karnını güneşin muhteşem sıcaklıktaki ışıklarına doğru çevirmiş halde adeta mayışmış bir mutluluk içindeydi…

Muhtemelen onunda damarlarına cemre düşmüştü…

O an gözlerimin önüne sosyal medyada yayınlanan bir animasyon geldi…

Bulutların üzerinde binlerce köpek İrem bahçelerine doğru yürüyordu…

Çok anlamlı ve üzücü bir animasyondu…

Yeryüzünü paylaştığımız bu canların katledilmelerini protesto ediyordu…

Bir an Karamel’i de bulutların üzerinde yürüyen canlardan birisi olma ihtimalini düşündüm ve ürperdim…

Neden bu canları yaşam alanlarından alıp kapatırsınız bir barınağa?

Onların açlıktan, salgından, hastalıktan ve birbirlerini parçalamalarına neden yol açarsınız?

Bu kocaman dünya 7 milyar insanı barındırıyor da bu canlar mı sığamadılar yeryüzüne?

Kahvem bitmişti ve tam içeriye geçecektim ki portakal ağacının dip kısmında bir kımıltı gözlerime çarptı…

Dikkat kesildim ve bekledim…

Bir anda küçücük bir kafa yeraltından dışarıya çıktı…

Gözleri görmediği için burnunu sağa sola oynatarak çıktığı yeri bir istihkam subayı edasıyla tanımaya çalışan bir köstebek…

Onun bu hallerini izlerken nedense aklıma ülkemizin ve Ortadoğu’nun yeraltına sarkmış CIA ve MOSSAD ajanları geldi…