Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Samsun’daki ‘Sivil Toplum Kuruluşları (STK) ve İş Dünyası Buluşması’ programına katıldı. İlkadım ilçesindeki Şehit Ömer Halisdemir Çok Amaçlı Salon’da yapılan programda AK Parti Samsun milletvekilleri Mehmet Muş, Yusuf Ziya Yılmaz, Çiğdem Karaaslan, Orhan Kırcalı, Ersan Aksu ve Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan’ın yanı sıra STK’lar ile iş insanları yer aldı. Programda konuşan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, “Tüm dünyayı etkileyen bir savaş ortamından geçiyoruz. İnşallah bu süreç bir an önce sona erer. Türkiye Cumhuriyeti olarak çevremizdeki ateşe karışmadığımız gibi, bu ateşin sönmesi için diplomasinin tüm imkanlarını kullanıyoruz ve kullanmaya devam edeceğiz. Biz barıştan yana bir ülkeyiz. Bununla birlikte, başta savunma sanayimiz olmak üzere her türlü riske karşı ülkemizi hazırlıyor, güçlü bir şekilde konumlandırıyoruz” dedi.
‘YÜZDE 30'A YAKIN KAPASİTE VE ÜRETİM ARTIŞI SÖZ KONUSU’
Pandemi öncesi ekonomik seviyelerin üzerine çıktıklarını belirten Cevdet Yılmaz, “Türkiye ekonomisine kısaca baktığımızda, pandemi öncesi ve sonrası performansımızı ortaya koyan önemli bir rakamı paylaşmak istiyorum. 2020-2025 döneminde dünya ekonomisi kümülatif olarak yüzde 18,8 büyüdü. Yani dünya ekonomisi 6 yılda yüzde 100'den 118,8'e çıktı. Başarıyı değerlendirirken her dönemin kendi şartlarını dikkate almak gerekir. Dünyanın çok iyi olduğu, bütün şartların olumlu seyrettiği bir dönemdeki başarı kriterleriyle, bunun geçerli olmadığı bir dönemdeki kriterler aynı olamaz.
Türkiye, son 6 yılda dünyanın yaklaşık iki katı oranında büyüyerek kapasitesini geliştirdi. Özellikle sanayi alanında önemli bir performans ortaya koyduk. Avrupa'da bazı ülkeler hala pandemi öncesi üretim ve kapasite seviyelerine ulaşabilmiş değil. Bizde ise pandemi öncesine göre yaklaşık yüzde 30'a yakın kapasite ve üretim artışı söz konusu. Son 23 yılda dünya ortalama yüzde 3,5 büyürken, Türkiye yıllık ortalama yüzde 5,3 oranında büyüdü. Geçen yıl itibarıyla satın alma gücü paritesine göre dünyanın 11'inci büyük ekonomisiyiz. 2002 yılında 16'ncı sıradaydık. Elbette bu yarışta diğer ülkeler de yerinde durmuyor ancak Türkiye bugün önemli bir noktaya gelmiş durumda. Geçen yıl itibarıyla 1,6 trilyon doları aşan bir milli gelir büyüklüğüne ulaştık. Kişi başına gelirimiz 18 bin doların üzerine çıktı. Türkiye artık ekonominin en üst liginde yer alan bir oyuncu haline geliyor” ifadelerini kullandı.
‘ÜRETİM GÜCÜMÜZÜ KORUMAYI VE YATIRIM ORTAMINI GÜÇLENDİRMEYİ HEDEFLİYORUZ’
Eşel mobil sistemine geçilmesiyle enflasyon üzerindeki etkileri sınırladıklarını ifade eden Yılmaz, “Enerji fiyatlarındaki artışın iş dünyasına ve tüketicilere yansımasını sınırlamak amacıyla eşel mobil sistemine geçtik. Bu nedenle bütçe olarak çok büyük bir yükün altına girdik ancak bütçemiz bunu karşılayabilecek güce sahipti. Bu bedeli ödedik ve böylece enflasyon üzerindeki etkileri sınırlamış olduk. Aynı zamanda savaşın büyüme üzerindeki olumsuz etkilerini de azaltmış olduk.
Çünkü enerji fiyatlarındaki yükseliş hem maliyetleri artırıyor hem de enflasyonu yukarı çekiyor. Bu fedakarlığı bütçemiz üstlenmiş oldu. İmalat sanayi ve tarım sektörü için vergi oranlarını yüzde 12,5'e düşürdük. Kurumlar vergisinde genel oranımız yüzde 25, finans sektörü için ise yüzde 30. Ancak imalatçılar ve tarım üreticileri için bu oranı yüzde 12,5 seviyesine indirdik. Üretim gücümüzü korumayı ve yatırım ortamını güçlendirmeyi hedefliyoruz. Hem içerideki yatırımcılarımızın bundan faydalanmasını hem de dünyadan daha fazla yatırımı ülkemize çekmeyi amaçlıyoruz” dedi.
‘TERÖRÜN TÜRKİYE'YE MALİYETİ YAKLAŞIK 2 TRİLYON DOLAR'
Enflasyonla mücadele ve Terörsüz Türkiye süreci için en iyi şekilde mücadele ettiklerini belirten Yılmaz, şöyle konuştu:
“Enflasyon 2024 yılı Mayıs ayında yüzde 75,5 ile zirveye ulaşmıştı. 2026 yılı Mayıs ayında ise yüzde 32,61 seviyesine geriledi. Aslında yüzde 30'un altını göreceğimize inanıyorduk ancak maalesef savaşın etkisiyle geçici bir yükseliş yaşandığını görüyoruz. Önümüzdeki dönemde bunun yeniden aşağı yönlü bir seyir izleyeceğine inanıyoruz. Toplumumuzun yaklaşık yüzde 28'i kiracı konumunda bulunuyor. Kiralardaki artış doğal olarak refah düzeyini etkiliyor. Bu nedenle ev sahipliği oranını artırmak istiyoruz. Bu kapsamda 500 bin sosyal konut projemizi devreye almış durumdayız. Tüm illerimizde bu çalışmaları sürdürüyoruz. Son dönemde kiralarda da daha olumlu bir tablo oluşmaya başladığını söyleyebilirim. Arz arttıkça piyasa daha sağlıklı bir dengeye kavuşacaktır. Terörsüz Türkiye sürecinin de altını özellikle çizmek isterim. Ülkemiz yıllar boyunca çok büyük bedeller ödedi, çok büyük kaynaklar kaybedildi. Terörün bir doğrudan maliyeti, bir de ekonomik anlamda alternatif maliyeti var. Yani terör nedeniyle yapılamayan yatırımların, gerçekleştirilemeyen projelerin ortaya çıkardığı maliyet. Bunun en az 2 trilyon dolar olduğunu değerlendiriyoruz. Çeşitli hesaplamalar yapılıyor ancak bazı kayıpları tam olarak hesaplayabilmek de mümkün değil. En az 2 trilyon dolarlık bir kayıptan söz ediyoruz. Türkiye, inşallah kalıcı şekilde bu terör belasından kurtularak kaynaklarını kritik alanlara yönlendirecek ve kalkınma sürecini çok daha ileri seviyelere taşıyacaktır.”