Karaya Demirlenmeyen Ruh: Bir Denizcinin Yaşam Pusulası
42 yıllık deniz ticareti hayatımızı alnımızın akıyla tamamladıktan sonra İzzet Ünlü olarak yeni nesle bir rehber olsun diyerek tecrübelerimi tarihe bir not düşerek aktarmak istedim. Denizci ruhu emekli olmaz; karada da yönünü sabırla, vizyonla ve mücadeleyle bulur.
Denizlerin dalgalı suları, üzerinde ömür geçiren insanlara sadece bir meslek değil, karakteri baştan aşağı şekillendiren sert bir yaşam okulu sunar. Bu okulun tedrisatından geçmiş bir denizci için emeklilik, sadece resmi belgelerde yer alan teknik bir detaydır. Tam 42 yıl boyunca yat ve tekne malzemeleri ticaretiyle, deniz hırdavatı ve nalburluğu alanında alnımın akıyla hizmet verip iş yerimi kapatmış olsam da denizci ruhunun emekli olamayacağını yaşayarak görüyorum. Bugün vaktimi sosyal projelere, denizci köşe yazılarına, gençlere mentörlük ve mihmandarlık yapmaya adamış olsam bile iş bizi bırakmıyor; denizci ruhu karada da mutlaka yapacak bir iş, aşılacak bir dalga buluyor.
Dinmeyen Hareket ve Mücadele Ruhu
Biz denizcilerin doğasında durmak, durulmak yoktur. Fırtınalara, dev dalgalara ve doğanın öngörülemez sürprizlerine karşı her an tetikte olmaya alışmış bir bünye, karadaki durağan hayata kolayca teslim olmaz. Fiziksel olarak ticari işletmemizi kapatsak ya da gemiden ayrılsak bile, içimizdeki o devingen enerji bizi sürekli üretmeye zorlar. Karşılaştığımız her zorluk, bizim için pes edilecek bir engel değil, rotamızı yeniden çizeceğimiz yeni bir meydan okumadır. Hayatın dalgaları ne kadar sert olursa olsun, içimizdeki mücadele ruhu her zaman suyun üstünde kalmamızı sağlar.
Kararlılık, Tutarlılık ve İlkelerin Gücü
Denizcilik dünyası, disiplin ve sarsılmaz prensipler üzerine kuruludur. Hatayı kabul etmeyen bu sistem, insanı azimli, kararlı ve inatçı bir karaktere büründürür. Bir denizci, hedef belirlediği limana varmak için rüzgara karşı yürümeyi göze alır. 42 yıllık meslek hayatımda da rehberim olan bu inatçılık, körü körüne bir dikbaşlılık değil; doğru bildiğin yolda, prensiplerinden ödün vermeden ilerleme kararlılığıdır. Denizci hayatının her alanında tutarlıdır; sözüyle eylemi, planıyla uygulaması birbiriyle uyuşur. Karada kurduğu yeni düzende ve gençlere yol gösterirken de bu ilkeli duruşu sayesinde güven verir.
Barlas Küntay ile Bir Kaleiçi Anısı: “Biz Patlayacağız!”
Yıl 1984... Kaleiçi Yat Limanı No:12’de Martı Marina adıyla dükkanımı yeni açmışım. Sektörün henüz emekleme dönemi, işler bugünkü gibi akıcı değil. O yıllarda, geçmiş dönemlerde Turizm Bakanı olarak görev yapan değerli büyüğüm –Allah rahmet eylesin– Sayın Barlas Küntay her dönem sonu dükkanıma gelirdi. Sırf moralimiz düzelsin, genç bir girişimciye destek olsun diye alışveriş yapardı. Her gelişinde de o babacan tavrıyla, “İzzet, moralini bozma. Türkiye’de marinalar açıldıkça, gelen yat sayısı arttıkça alışverişler hızlanacak. Sen malzemeleri satmaya yetişemeyeceksin,” diyerek bana vizyon aşılar, umut verirdi.
Bu ziyaretler iki üç sene böyle devam etti. Yine zorlu geçen bir sezonun ardından Sayın Bakanım dükkandan içeri girdi ve elini omzuma koyup, “İzzet, sabret evladım, seneye her şey daha iyi olacak,” dedi. Ben de o günün yorgunluğu ve gençlik ateşiyle, “Sayın Bakanım, sabrediyoruz. Her sene televizyonlarda, gazetelerde ‘Turizm patlıyor’ diyorlar. Ama artık patlayacaksa patlasın, yoksa yakında biz patlayacağız!” dedim. Bu sözüme öyle bir kahkaha attı ki, uzun süre birlikte gülüştük. İşte o günlerden geldiğimiz noktada görüyorum ki, her sene turizm gerçekten patlıyor ama çok şükür o ateşi söndüren yok; denizlerimiz de turizmimiz de büyümeye devam ediyor.
Kaleiçi’nin Unutulmaz Pazar Neşesi: Aziz Kilit, Turgut Uluğkay ve Yener Ulusoy
Kaleiçi’nin deniz kokan hatıraları arasında öyle güzel dostluklar gizlidir ki, her biri Antalya’nın hafızasında ayrı birer kıymettir. Yine bir pazar günü, hava tam deniz havası, gökyüzü pırıl pırıl... Tekneyle açılıp balık tutmanın tam vakti. Limandan denize doğru süzülen bir teknede yan yana gelmiş üç eski dost, üç kafadar: Antalya’nın yetiştirdiği çok değerli iki iş insanı Müteahhit Aziz Kilit, İş Adamı Turgut Uluğkay ve o dönemin Belediye Başkanı Yener Ulusoy.
Büyük bir heyecan, neşe ve hevesle oltalar denize sallanır. Bilirsiniz, deniz herkesten cömertliğini esirgemez ama bazılarının da balıkta şansı pek yaver gitmez. Rahmetli Yener Bey balık tutmayı çok severdi ancak şansı hiç olmazdı. Dostunun bu durumunu ve hevesini çok iyi bilen muzip ve ince fikirli Turgut Uluğkay, daha limandan ayrılmadan balıkları önceden satın almış. Tekne durduğunda gemicinin sessizce denize daldırılmasını sağlamış. Yener Bey oltayı her salladığında, gemici deniz altında balıkları iğneye geçirmiş ve Yener Bey “Vira Bismillah” diyerek oltanın ucundaki balıkları neşeyle yukarı çekmiş. Herkesin yüzünü güldüren, dostluğun ve paylaşmanın tadını çıkardıkları mutlu bir pazar günü böylece keyifle son bulmuştu. Bu vesileyle Antalya’mıza büyük emekleri geçmiş Yener Ulusoy ve Aziz Kilit’e Allah’tan rahmet, bu güzel oyunun mimarı sevgili Turgut Uluğkay’a ise sağlıklı, uzun ömürler diliyorum. Onların bu dostlukları, denizci ruhunun centilmenliğini ve neşesini çok iyi özetler.
Genç Denizcilere Pusula: Sabır ve Yabancı Dil
Bugün mentörlük ve mihmandarlık yaparken gençlerde gördüğüm en büyük eksiklik, her şeyin bir anda olmasını istemeleri. Deniz sabır işidir. Doğayla mücadele etmeyi, beklemeyi ve doğru rüzgarı kollamayı bilmeyen bu sularda barınamaz. Genç meslektaşlarıma ilk tavsiyem mutlak bir sabırdır. İkinci ve en kritik tavsiyem ise dünyayla entegre olmalarıdır. Denizde anlaşma dili İngilizcedir; İngilizceyi ana diliniz gibi bilmeden küresel sularda vizyon sahibi olamazsınız. Hatta bununla da yetinmeyin; yanına mutlaka ikinci bir yabancı dili ekleyin. Dil bilmek, sadece insanlarla konuşmak değil, okyanuslar ötesindeki ticaretin ve kültürün kapısını aralamaktır.
Centilmenlik ve Yardımlaşma Kültürü
Denizin hırçınlığı, insanı sadece güçlü kılmaz; aynı zamanda derin bir alçakgönüllülük ve centilmenlik de aşılar. Doğanın büyüklüğü karşısında kendi sınırlarını bilen denizci, insani değerlere her şeyden çok önem verir. Denizde hayat kurtarmanın, bir dosta omuz vermenin ne demek olduğunu iyi bildiğimiz için karadaki yaşamımızda da yardımlaşmayı bir hayat felsefesi haline getiririz. Bugün genç denizcilere ve sektöre adım atan yeni nesillere mentörlük yapmak, mihmandarlık ve danışmanlık hizmeti sunmak da bu yardımlaşma kültürünün bir parçasıdır. Bilgiyi kendine saklamak denizciye yakışmaz; fener gibi çevresini aydınlatmalı, tecrübelerini aktarmalıdır. Nezaketi, saygıyı ve centilmenliği her şartta korumak bizim yazılmamış kanunumuzdur.
Sonuç olarak, denizcilik ticari bir faaliyetten veya bir meslekten çok daha fazlası, sökülüp atılamaz bir ruh halidir. Denizden ve onun ticaretinden fiziken uzaklaşmak, o ruhun içindeki ateşi söndürmeye yetmez. Bir denizci, ömrünün sonuna kadar azmiyle yol gösteren, kararlılığıyla fırtınalara göğüs geren, centilmenliği ve yardımseverliğiyle çevresini aydınlatan kalıcı bir pusula olarak yaşamaya ve üretmeye devam eder.