Dün Başka, Bugün Başka: Bir Ömre Sığmayan Tazelenme Hikâyesi

Abone Ol

Bazı alkışlar vardır; sadece bir başarıyı değil, gecikmiş bir hakkın teslimini anlatır.

Geçtiğimiz günlerde Antalya’da, Tazelenme Üniversitesi’nin 10. yıl töreninde yükselen alkışlar da tam olarak böyleydi. Salonda insanlar sadece diploma alan öğrencileri değil; yıllarca hayatın yükünü omuzlarında taşıdıktan sonra yeniden “ben de varım” diyebilen bir kuşağı ayakta alkışlıyordu.

Çünkü biz bu ülkede yaşlanmayı uzun yıllar yanlış anladık.

Yaşı ilerleyen insanı hayatın merkezinden usulca kenara çektik. Emekliliği bir dinlenme değil, çoğu zaman görünmezleşme süreci hâline getirdik. Oysa insanın takvim yaşı ilerleyebilir; ama merakı, öğrenme arzusu ve hayata tutunma isteği diri kaldığı sürece ruh yaşlanmaz.

Bugün Türkiye sessiz ama çok büyük bir dönüşüm yaşıyor.

Bir zamanlar “genç nüfus avantajı” ile övünen ülkemiz artık hızla yaşlanan toplumlar arasına giriyor. Bu sadece istatistiksel bir değişim değil; aynı zamanda sosyal hayatın, şehirlerin, aile yapısının ve insan ilişkilerinin yeniden düşünülmesi anlamına geliyor.

Tam da bu noktada gerontoloji, yani yaşlanma bilimi devreye giriyor.

Fakat mesele yalnızca daha uzun yaşamak değil. Mesele, yaşa rağmen değil; yaşla birlikte üretmeye, öğrenmeye ve topluma karışmaya devam edebilmek.

Tazelenme Üniversitesi’nin yaptığı en büyük devrim de burada saklı.

Çünkü orası sadece ders verilen bir kurum değil; insanın kendine olan inancının yeniden filizlendiği bir hayat alanı.

Törende en çok dikkatimi çeken şey ise rollerin değişmesiydi.

Yıllarca çocuklarının karne heyecanını yaşayan anne-babalar bu kez sahnedeydi. Salonun arka sıralarında ise telefon kameralarını titreyen ellerle tutan çocuklar ve torunlar vardı. Her biri en güzel kareyi yakalamaya çalışıyordu.

O an şunu düşündüm:

Hayat bazen geç kalınmış bir teşekkürdür.

Bir ömür boyunca “önce evlatlarım” diyerek yaşayan insanlar, belki ilk kez kendileri için bir şey yapmanın mutluluğunu yaşıyordu. Diplomalarını tutan ellerde sadece başarı değil; sabır, fedakârlık ve yeniden ayağa kalkma iradesi vardı.

Evlatların gözlerinde ise sessiz bir cümle okunuyordu:

“Yıllarca bizi siz büyüttünüz… Şimdi sıra sizde.”

Modern dünyanın en büyük yanılgılarından biri şudur:

İnsanın değerini üretim hızıyla ölçmek.

Oysa bazı insanlar gençken hızlıdır, bazıları ise yaş aldıkça derinleşir.

Çınar ağaçları meyve vermek için acele etmez. Ama gölgesi en çok onlara ihtiyaç duyulduğunda hissedilir.

Tazelenme ve gerontoloji bölümünün kurucu başkanı İsmail Tufan hocanın yıllardır anlatmaya çalıştığı hakikat tam da budur:

Yaşlılık bir eksilme değil, başka bir varoluş biçimidir.

Bu yüzden Tazelenme Üniversitesi sadece akademik bir proje değildir.

Aynı zamanda toplumun yaşlılığa bakışını değiştiren kültürel bir harekettir.

Bu büyük emeğin içinde; vizyonuyla projeye sahip çıkan Rektör hocamız Prof. Dr. Özlenen Özkan’ın, akademik kararlılığıyla yapıyı ayakta tutan Prof. Dr. Gülüşan Özgün Başıbüyük’ün, öğrencilerle kurduğu güçlü gönül bağıyla sürece ruh veren Dr. Özlem Özgür’ün ve gönüllü akademisyenlerin katkısı çok kıymetli.

Çünkü bazı insanlar bina yapar, bazıları umut inşa eder.

Ve insan şunu anlıyor:

Asıl gençlik yaşta değil, hayata karşı duyulan heyecandadır.

Bugün birçoğumuz hız çağında yorulmuş durumdayız.

Her şeyi çabuk tüketiyor, çabuk vazgeçiyor, çabuk eskitiyoruz. Belki de bu yüzden Tazelenme Üniversitesi bize sadece yaş almayı değil; yeniden başlamayı öğretiyor.

Çünkü insan yaş aldıkça değil, vazgeçtikçe yaşlanır.