2025-2026 eğitim-öğretim yılı, çalan son zille birlikte sona ererken, Türkiye’deki eğitim sistemi çözüm bekleyen köklü sorunların gölgesinde bir dönemi daha geride bırakıyor. Yüz binlerce adayın atama beklediği, görevdeki öğretmenlerin ise ağır iş yükü ve ekonomik zorluklarla boğuştuğu bu süreçte; kalabalık sınıflar, fiziki altyapı yetersizlikleri, personel eksikliği ve temizlik krizleri okul koridorlarını birer sorun yumağına dönüştürmüş durumda. Eğitim Sen’e göre, piyasa merkezli ve laiklik karşıtı dönüşüm, eğitimi anayasal ve kamusal bir hak olmaktan hızla uzaklaştırıyor. Eğitim Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, raporun detaylarını kamuoyuyla paylaşarak, kamusal eğitimin tasfiye edilmek istendiğine dikkat çekti.
Sayılarla eğitim: Piyasalaşma ve dinselleşme
MEB verilerine göre örgün eğitimde yaklaşık 17 milyon öğrenci bulunuyor. Özel okulların sisteme entegrasyonu ve kamu kaynaklarının bu alana kaydırılması, eğitim sektörünü ticari bir pazar alanına çevirmiş durumda. 2002 yılında yüzde 1,9 olan özel öğretimin payı, 2026 yılı itibarıyla yüzde 8 seviyelerine ulaştı. Öte yandan, MEB istatistiklerinde “Toplum Temelli Kurumlar” olarak geçen ve Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı 4-6 yaş grubu çocuklara yönelik faaliyet gösteren “sıbyan mekteplerinin” sayısındaki artış, eğitimin dinselleştirilmesi sürecindeki hızın bir göstergesi olarak raporlandı.
Eğitim emeğinde güvencesizleşme
MEB bünyesinde 1 milyonu aşkın personel bulunmasına rağmen, okul idari hizmetlerinde dışarıdan hizmet satın alma yöntemi ve İŞKUR üzerinden yürütülen geçici istihdam modelleri, okullarda temizlik ve hijyen krizlerini derinleştiriyor. Özellikle öğretmenlik mesleği; kadrolu, sözleşmeli ve ücretli olmak üzere dikey olarak bölünmüş durumda. Rapor, sistemin "ders başı ücret" ve "asgari ücret altı kazanç" ile çalışan ücretli öğretmenler üzerinden ayakta tutulmaya çalışıldığını, bunun ise emeğin değersizleştirilmesinin en somut kanıtı olduğunu vurguluyor.
Çocuk yoksulluğu ve beslenme krizi
Türkiye, OECD ülkeleri arasında çocuk yoksulluğunun en yüksek olduğu ülkelerden biri konumunda. Her 4-5 çocuktan biri, ailesinin ekonomik durumu nedeniyle temel ihtiyaçlarını karşılayamıyor. Rapor, okullarda bir öğün ücretsiz yemek ve temiz su talebinin, eğitim hakkının vazgeçilmez bir parçası olduğunu hatırlatırken; bu hakkın bütçe kısıtlamaları bahanesiyle "lüks" olarak görülmesinin kabul edilemez olduğunu belirtiyor.
Mesleki eğitim mi, emek sömürüsü mü? (MESEM)
MESEM uygulamaları, çocuk işçiliğinin devlet eliyle meşrulaştırıldığı bir yapıya dönüşmüş durumda. 2025/26 eğitim-öğretim yılı itibarıyla 600 bini aşkın çocuk örgün eğitimin dışında kalırken, MESEM kapsamındaki öğrenciler "çırak" adı altında ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılıyor. Rapora göre, bugüne kadar 20 MESEM öğrencisi iş cinayeti sonucu hayatını kaybetti. Eğitim Sen, bu uygulamanın derhal durdurulması çağrısında bulunuyor.
Müfredat ve ideolojik kuşatma: Türkiye yüzyılı maarif modeli
“Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adı altında uygulamaya konulan yeni müfredat, bilimsel ve laik eğitim ilkelerini hedef alan bir "toplumsal mühendislik projesi" olarak tanımlanıyor. Değerler eğitimi adı altında dini referansların eğitim sistemine sızdırılması, ÇEDES gibi projelerle okulların tarikat ve cemaatlerin etki alanına sokulması, eğitimde çok sesliliği ve bilimsel düşünceyi yok etmeyi amaçlıyor. Eğitim Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk’ün paylaştığı rapor, Türkiye’de eğitimde yaşanan bu karanlık tablodan çıkışın tek yolunun, "yeniden kamusal eğitim" anlayışını inşa etmekten geçtiğini vurguluyor. Sendika; kadrolu ve güvenceli istihdam, bütçeden eğitime daha fazla pay ayrılması, tarikat ve cemaat protokollerinin iptal edilmesi ve her çocuğun bilimsel, laik ve anadilinde eğitim hakkının korunması için kararlı bir mücadele yürüteceklerini ifade ediyor.