Erken önlem

Abone Ol

İyi haftalar saygıdeğer okuyucular,

Bu hafta sizlere geçmiş tecrübelerimden edindiğim bilgiler doğrultusunda işletmelerin kredi kullanımlarında kendileri açısından nelere dikkat etmesi gerektiğinden bahsedeceğim.

Tahminimce sizler kredi kullanımından bahsederken konuyu işletmelerle sınırlı tutmanın beklentilerin biraz altında kaldığını düşünüyorsunuz ancak şahısların ve hane halkının kredi kullanımı başlı başına bir yazım konusu olduğu için bu hususu gelecek haftalarda irdeleyeceğim.

Günümüzde insanoğlu tüketim mekanizmalarının da yönlendirmesi ile her üründen ve hizmetten faydalanma arzusu içinde bulunuyor.  Bu arzu da insanların daha çok kazanç elde etme güdüsünü tetikliyor.

İktisadın temel ilkelerinden birisi olan “risk büyüdükçe kazanç da büyür” gerçeği doğrultusunda ticaret hepimizin iştahını fazlasıyla kabartıyor. Maaşlı çalışanların hep aklının bir köşesinde ticarete atılma isteği yatarken mevcutta ticaretle uğraşanlar da farklı ve daha kazançlı gördüğü iş kollarına yönelerek hacmini büyütmek istiyor.

Ancak bunun için ihtiyaç duyulan çok önemli bir unsur var: “Sermaye”

Ticari faaliyetlerimizde sabit yatırım ve işletme döngüsüne ilişkin sermayemiz var ise ne ala. Ancak söz konusu sermayemiz yetersiz ise kredi kullanımı kaçınılmaz bir ihtiyaç oluyor.

Öncelikle bir yatırıma ilişkin kredi kullanımı gerçekleştireceğimiz zaman (işyeri, fabrika, depo,  makine alımı vs.) özellikle dikkat etmemiz gereken unsur,  yaratmakta olduğumuz net kar’ın anapara ve faiz giderlerini karşılaması olmasıdır. (Günümüz kobi’lerinin karlılığı hesaplarken sadece ürün maliyetini dikkate alıp sabit giderleri dikkate almaması büyük bir sorun teşkil ediyor.)

Örneğin firmamızda tek bir ürün satışı gerçekleştirdiğimizi varsayalım; ürünün günümüz değeri 1.000.-TL olsun ve bizim de satış fiyatımızın 1.200.-TL olduğunu düşünelim. Bu üründen aylık 1.000 adet satış gerçekleştirirsek 200.000.-TL kar elde ettiğimiz sonucu çıkıyor. Çok da haksızlık yapmayalım, şu an herkes personel gideri, SGK primleri, elektrik, su, nakliye, kira gibi unsurları maliyetin içine ekliyor. Ancak unutulan veya atlanan birçok maliyet parametresi var. Bunlar:

1.         Firma sahipleri ve ortaklarının şahsi harcamaları: Bizim yediğimizden ne olur demeyin. Kişisel bazda bu harcamalar öyle yerlere varabiliyor ki inanamazsınız.

2.         Reklam, tanıtım ve organizasyon giderleri: Bunları sadece katalog, fuar vs. gibi düşünmeyelim. Yeni müşteri edinirken ve mevcut müşteriyi korumak için yaptığımız iskonto, iade, numune vs. gibi tüm harcamalar göze küçük görünüp ciddi maliyet doğuruyor.

3.         Ürün maliyetine gelen zammın anında piyasaya anında yansıtılamaması: Özellikle enflasyonist ortamlarda bir ürüne yılda 7 - 8 ayrı periyotta zam gelebiliyor ve bizlerin bu zammı müşterilerimize yansıtma süremiz en az 15 günü buluyor. (8*15= 120 gün yani yılın üçte birini eksik karla geçiriyoruz.)

4.         Batak payı:  Günümüzün en önemli gerçeklerinden birisi. Maliyeti hesaplarken geçmiş yıllardaki batak oranını dikkate alıp bunu mutlaka maliyetin üstüne eklememiz gerekiyor.

5.         Vade farkı:  Bence yaşamakta olduğumuz şu günlerde en önemli alternatif maliyet buradan doğuyor.

Şu an itibariyle tüm firmaların ortak söylemi “satış var ancak para dönmüyor.”  Burada doğal olarak bahsedilen durum,  tahsilatın arzu edilen vadede gerçekleşememesi. Gerek ticari ve manevi anlayışımız gerekse müşteri kaybetme korkusuyla şu an pek az işletme müşterilerine vade farkı yansıtabiliyor ve alış satış vadeleri arasındaki sürenin finansmanını kendi cebinden, çoğunlukla da kredi kullanımı aracılığıyla sağlıyor. Bu da göze alınmayan en önemli maliyet unsurlarının başında geliyor.

Aklımıza ilk planda gelmeyen maliyet listesi sınırsızca uzayıp gidebilir ancak ana konuya dönecek olursak kredi kullanımı aşamasında yaratacağımızı düşündüğümüz  kar,  bu unsurlar ile tabiri caizse kuşa dönüyor ve ödemeleri işletme sermayesinden yapmaya başlıyoruz.

Günün sonunda döngü bir yerde tıkanıyor ve büyümemizi sağlayacağını düşündüğümüz yatırım bizim sonumuz oluyor.

İşletme sermayesi için (ticaretimizi çevirmek amaçlı)  kullanmak durumunda  olduğumuz kredilere baktığımızda en önemli motivasyonlarımızdan birisinin geçmiş yıllarda sürekli büyüyerek gelen iş hacminin aynı oranda artacağını varsaymak olduğunu görüyoruz. Ancak geçmiş yazılarımda da bahsettiğim üzere,  ülkemiz ekonomisinin aynı oranda büyüyeceğini varsaymak abesle iştigal olur. Ülkemiz gibi gelişmekte olan ülkelerin son 10 yıllık hükümranlığı dünyanın içinde bulunduğu konjonktür ile bitmiş gibi görünüyor. Ayrıca yaşadığımız para bolluğu emin olun bulunduğunuz sektöre birçok farklı aktörün girmesine sebep oldu. Bu durumda da pastayı bölüşenlerin sayısı çoğaldı. Düşündüğünüz satış ve kar hamlelerinizi şu an sizin konumunuzda olan tüm işletmeler düşünüyor. Velhasılı kelam artacağını varsaydığı karlılığın yerinde kalması bile şu an için işletmeler açısından bir şans olabilir.

Durum böyle olunca maliyet hesabı yaparken yukarıda sayılan tüm unsurları hesaba katsanız bile sizin dışınızda oluşan piyasa şartları gereği karlılığınız düşebilir.

Eğer kredi kullanımınızı alacak karşılığı (çek, senet, temlik vs.) yapıyorsanız ve tüm teminatların ödendiğini varsayarsak bir nebze işler yolunda gidebilir. Ancak kullanımınızı, yapacak olduğunuz satış ve bunun sonucunda elde edilecek kar yoluyla ödemeyi planlayıp ipotek veya kefalet karşılığı gerçekleştiriyorsanız durumlar biraz vahim. Bu koşullarda işletme sermayesi açığınızın S.O.S. verdiğini ve söz konusu ipoteğin satışı yoluyla veya başka bir şekilde işletmenize sermaye aktarmanız gerektiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Aksi taktirde sermaye aktarımına mecbur kalıp bunu mali olarak sıkıştığınız anda yapmaya kalkarsanız satmayı planladığınız taşınmazın değeri umduğunuzun çok altında kalıp mevcut kredinizi bile karşılamayabilir.

Yukarıda yazdıklarımla biraz moralinizi bozmuş olabilirim ancak mevcut koşullar bu hamleleri öngörme gerekliliği doğuruyor ve hepimiz aynı gemideyiz. Oluşabilecek bir ekonomik darboğaz ve sıkıntılardan hiçbirimize fayda gelmez. Elinde tasarrufu olan veya aylık gelirle çalışanlar bu durumun kendilerini etkilemeyeceğini düşünebilir. Ancak kısa vadede haklı olsalar da uzun vadede bu durum hepimizi sıkıntıya sokar.

Sonuç olarak önlemlerimizi bugünden alıp en azından iş planımızı oluşturursak oyunun şartlarını biz belirleyebiliriz aksi taktirde önümüze geleni yaşamak zorunda kalırız.

Sağlıcakla kalın.