Spor

ESERİNİZLE GURUR DUYUN!

Antalyaspor’un 12 yıl sonra Süper Lig’e veda etmesini değerlendiren www.akdenizmanset.com.tr Yazı İşleri Müdürü Gürkan Balcı, kırmızı-beyazlı kulübün yıllardır süren çok başlı yapı, çıkar çatışmaları ve sahipsizlik nedeniyle göz göre göre çöküşe sürüklendiğini ifade etti

Abone Ol

Antalyaspor’un küme düşüşünü yalnızca kötü kadro mühendisliğiyle ya da teknik direktör tercihlerindeki yanlışlarla açıklamak, yaşanan büyük dağılmayı fazlasıyla küçültmek olur. Çünkü bu kulüp uzun süredir futbol aklıyla değil, günü kurtarma refleksiyle yönetiliyordu. Son yıllarda Antalyaspor’da hiçbir şey gerçekten planlanmadı. Sürekli ‘bir şekilde çıkarız’, ‘hallederiz’, ‘son anda toparlarız’ anlayışı hakim oldu. İşte tam da bu yüzden küme düşüşü kimseyi şaşırtmadı. Şaşırtıcı olan, bu kadar kötü yönetilen bir yapının yıllarca ayakta kalabilmiş olmasıydı. Antalyaspor sahada düşmeden önce zihinsel olarak çöktü. Çünkü kulüpte başarı hedefi değil, koltuğu koruma refleksi vardı. Herkes kendi alanını savundu ama kimse Antalyaspor’un geleceğini gerçekten düşünmedi. Sonunda da ortaya aidiyetini kaybetmiş, reaksiyon veremeyen, kırılgan bir kulüp çıktı. Bu sezon yalnızca puanlar kaybedilmedi. Antalyaspor yıllardır parça parça kimliğini kaybetti ve kimse bunu durduramadı.

Şehrin küçük ezberi
Antalya kendisini yıllardır ‘büyük şehir’ olarak tanımlıyor ama mesele tam da burada başlıyor. Çünkü büyük şehir olmak nüfusla, gökdelenle, otelle ya da milyonlarca turistle ölçülmez. Büyük şehir refleksi ortak değerine sahip çıkabilmektir. Antalya bunu başaramadı. Antalyaspor yıllardır bu şehrin en önemli markalarından biri olmasına rağmen hiçbir zaman gerçekten şehrin ortak meselesi haline gelemedi. İnsanlar kulübü desteklemekten çok, kulübün etrafında görünmeyi tercih etti. Maç günleri protokol kovalamak, tribünde olmaktan daha değerli hale geldi. İş insanlarının önemli bölümü kulübü yatırım yapılacak ortak değer olarak değil, gerektiğinde yanında durulacak sosyal alan gibi gördü. Bürokratlar Antalyaspor’u şehrin geleceğiyle bağlantılı bir yapı olarak değil, hafta sonu organizasyonu gibi değerlendirdi. Bu yüzden Antalya’da güçlü bir futbol kültürü değil, güçlü bir görüntü kültürü oluştu. Herkes Antalyasporlu görünmek istedi ama çok az insan gerçekten Antalyaspor’un yükünü taşımak istedi.

Üç başlı felaket
Bugün cesaretle söylenmesi gereken gerçek şu: Antalyaspor’u yıllardır bitiren şey kötü sonuçlardan çok, üç başlı yönetim düzenidir. Dernek, vakıf ve A.Ş yapısının birbirinden kopuk hareket ettiği bir düzende sağlıklı kulüp yönetimi mümkün değildir. Çünkü bu sistemde yetki dağılırken sorumluluk kayboluyor. Başarı olduğunda herkes sahipleniyor, kriz olduğunda herkes birbirine bakıyor. Antalyaspor yıllardır tam olarak bunu yaşadı. Kulüp içinde futbol konuşulması gerekirken güç dengeleri konuşuldu. İnsanlar çözüm üretmek yerine kendi alanını korumaya çalıştı. Bu yapı zamanla öyle bir hale geldi ki Antalyaspor futbol kulübünden çok, denge yönetmeye çalışan bir organizasyona dönüştü. Modern futbol artık hız, planlama ve kurumsallık gerektiriyor. Antalyaspor ise hala eski alışkanlıklarla yönetilmeye çalışıldı. Sürekli kısa vadeli hamleler yapıldı. Hiçbir teknik adam uzun vadeli planın parçası olamadı. Hiçbir sportif proje tamamlanamadı. Çünkü kulübün içinde ortak hedef yoktu. Sadece geçici ittifaklar vardı.

Liyakatsizliğin düzeni
Antalyaspor’da son yıllarda en hızlı büyüyen şey başarısızlık değil, başarısızlığın konfor alanı oldu. Çünkü kulüpte yanlış yapanların ciddi bedel ödediği bir düzen hiçbir zaman kurulmadı. Teknik adam gider, yerine yenisi gelir. Yönetici eleştirilir ama başka görevle devam eder. Futbolcu kötü sezon geçirir, sessizce ayrılır. Ama sistem hep aynı kalır. Çünkü Antalyaspor’da kişiler değişti, zihniyet değişmedi. Kulübün içine yıllar içinde garip bir çevre kültürü yerleşti. İnsanlar ne bildiğiyle değil, kimin yanında durduğuyla değer kazandı. Kulübe gerçekten katkı sunabilecek insanlar bile saçma etiketlerle uzaklaştırıldı. ‘O aslında Fenerbahçeli’, ‘Bu Galatasaraylı’, ‘Şuna güven olmaz’gibi çocukça cümlelerle şehir kendi insan kaynağını tüketti. Oysa büyük kulüpler farklı fikirleri bir arada tutabildiği için büyür. Antalyaspor ise yıllarca küçük çevre refleksiyle hareket etti. Sonunda kulüp herkesin birbirini tanıdığı ama kimsenin birbirine güvenmediği bir yapıya dönüştü.

Sahanın dağılan aklı
Sahadaki kötü görüntü aslında kulübün yönetim biçiminin birebir yansımasıydı. Antalyaspor sezon boyunca ne oynadığı belli olmayan bir takım görüntüsü verdi. Teknik direktör değişiklikleri yalnızca sistemi değil, oyuncu grubunun psikolojisini de dağıttı. Her gelen başka bir oyun kurmaya çalıştı ama eldeki kadro hiçbir planın devamlılığını sağlayacak yapıda değildi. Devre arasında transfer yapılmaması ise sezonun en kritik kırılma noktasıydı. Çünkü herkes takımın eksiklerini görüyordu ama yönetim hala risk almaktan kaçıyordu. Rakipler kadrolarını güçlendirirken Antalyaspor ‘mevcut yapı yeterli’ diyerek gerçeği inkar etti. Sonuç olarak takım ikinci yarıda fiziksel olarak düştü, mental olarak kırıldı ve oyun olarak tamamen dağıldı. Özellikle son haftalarda Antalyaspor’un sahadaki görüntüsü mücadele eden takım görüntüsünden çok, ne yapacağını bilmeyen bir topluluğa benziyordu. Oyuncular koşuyordu ama birlikte hareket etmiyordu. Takım savunma yapıyordu ama birbirine güvenmiyordu. Hücum ediyordu ama plan üretmiyordu. Çünkü sahadaki dağınıklık, kulübün içindeki dağınıklığın doğal sonucuydu.

Tribünlerin son çığlığı
Kocaelispor maçında tribünler doldu. İnsanlar saatler öncesinden stada geldi. Antalya’nın dört bir yanından insanlar son umutla takımının yanında oldu. Kumluca’dan gelen vardı, Serik’ten gelen vardı, Manavgat’tan çıkan vardı. Çünkü insanlar o gün sadece maça gitmedi, yıllardır ellerinden kayıp giden bir aidiyeti kurtarmaya çalıştı. Ama işin en acı tarafı şu oldu: Şehir son anda uyanmaya çalıştı. Antalyaspor yıllardır kötü yönetilirken aynı toplumsal refleks ortaya konulmadı. Kulüp yalnız bırakılırken ses çıkarılmadı. Yanlışlar büyürken insanlar uzaktan izledi. Son hafta oluşan atmosfer çok değerliydi ama aynı zamanda geç kalmış büyük bir vicdan hareketiydi. Çünkü Antalyaspor’un problemi hiçbir zaman sadece tribün desteği eksikliği değildi. Sorun, bu şehrin uzun süredir ortak meselelerde sürekli geç reaksiyon vermesiydi. Antalya, kaybetme ihtimali ortaya çıkınca değerlerinin farkına varan bir şehir haline geldi.

Rantın gölgesindeki şehir
Antalya son yıllarda hızla büyüdü ama aynı hızla ruhunu kaybetmeye başladı. Şehir artık insanlardan çok arsalar üzerinden konuşuluyor. Deniz manzarası, imar planı, otel yatırımı, metrekare hesabı… Antalya uzun süredir ortak değer üretmek yerine bireysel kazanç büyüten bir yapıya dönüştü. Antalyaspor da bu düzenin içinde giderek önemsizleşti. Çünkü futbol sabır ister, emek ister, aidiyet ister. Rant düzeni ise hızlı kazanç ister. Bu yüzden şehir Antalyaspor’u gerçekten büyütmek yerine, Antalyaspor’un etrafındaki ilişkileri büyüttü. Oysa Antalya’nın ekonomik gücü, nüfusu ve potansiyeli düşünüldüğünde bu şehir çok daha büyük spor organizasyonları çıkarabilecek kapasiteye sahipti. Ama şehir uzun süredir ortak başarı hikayesi yazamıyor. Çünkü herkes aynı şehirde yaşıyor ama aynı duyguyu taşımıyor. Antalyaspor’un düşüşü bu yüzden yalnızca sportif başarısızlık değil. Bu şehirde yıllardır büyüyen aidiyetsizliğin sonucudur. Şimdi herkes birbirini suçlayacak. Teknik direktör konuşulacak, yönetim tartışılacak, futbolcular eleştirilecek. Ama asıl soru hala ortada duruyor. Bu şehir gerçekten ortak değerlerine sahip çıkmayı istiyor mu, yoksa sadece kaybedince üzülmeyi mi seviyor?