Evcilmen yaptırımı mı!..

Abone Ol

“Antalya’nın havası çok değişkendir” denir ve buna bir de tabir getirilir ya hani, işte tam o tabirin içerisinde buluverdik kendimizi.
Bir bakıyoruz hava bunaltıcı sıcak, bir bakıyoruz kapalı. Tam, “Galiba açıyor” denilmeye başlanıldığı an, bardaktan boşalırcasına yağmur.
Cumartesi sabahı Konyaaltı tarafına gidiyorum, ama ne gidiş?
Cam Piramit’i geçtiğim andan itibaren bardaktan boşalırcasına bir yağmur. İl Sağlık Müdürlüğü önüne geldiğimde yolu resmen sel götürüyor.
Biriken sular, bir çok aracın yolda kalmasına neden olmuş. Doğal olarak, “Acaba benim araba da kalır mı” demekten kendimizi alamıyoruz.
Akşama Sude hanımın mezuniyet töreni var. Öğleden sonra vücut ağırlaşmaya başlıyor, belli ki kapmışız şifayı. Akşam saatlerinde ayaklar gitmez, vücut dökük, gövde kafayı taşıyamaz hale gelmeye yüz tuttu. Hüsnü Şahin’in verdiği gribin ile biraz olsun silkelenmeye çalışıyoruz ki o silkelenme Sude hanımın mezuniyet gecesini tamamlamaya zor yetiyor. Pazar sabahı kalk kalkabilirsen.
Öğleye doğru Şifa arıyor.
“Ağabey ben gazetedeyim. Sen istersen dinlenmene bak” diyor ki.,
Öyle hastalığımızı bahane yaparak yan gelip yatmayacağımızı en iyi bilen kişi olmasına karşın, “Ben iş yerindeyim” diyor.
Dolayısıyla Pazar mesaisi yatakta geçiyor. Doğal olarak Akdeniz Manşet’in pazartesi haberlerini çıktığı gün okuyup haberdar oluyoruz.
İnsanın içinden, “Keşke olmasaydı” diyesi geliyor.
Neden mi?
Dünkü Akdeniz Manşet’in 1’nci haberini okuyan varsa benimle aynı mırıldanışı kesin yapardı
İşte o mırıldanışın başlıca nedeni;
“Kaçak kat çıkan, sit alanındaki binada çatıyı beton haline dönüştüren, kaldırımı işgal eden bir Restoran aynı gün içinde iki kez mühür kırarak mühür fekki suçunu işliyor. Kaçak kat çıkarak ruhsatı bile olmayan firmalar hakkında şikâyette bulunan ve ruhsat isteyen Döviz işletmecisi tüm evrakları eksiksiz olmasına rağmen mühürleniyor.”
Buyur buradan yak!..
Bu haberi okuduğum an aklımdan bir tek şey geçti;
“Evcilmen yaptırımı mı?”
Bir kaçağı vatandaş olarak ihbar et.,
Sen misin ihbar eden?
“Senin de ruhsatın yok” gerekçesiyle kapına mühür.
Vay, vay, vay.
Kalekapısı’ndaki kaç esnafın işletme ruhsatı var ki?
Ve ihbar edilip mühürlenen iş yerinin sahipleri, 2 kez mühür fekki yapsın ama kimsenin kılı dahi kıpırdamasın.
Ben nasıl bir ülkede yaşıyorum.
İnanın bu soruyu kendi kendime özellikle dün en az elli kez sormuşumdur?
Neden mi?
Ben de mühür fekkinden yargılanıp, gıyabımda 150 gün hapis cezası almışım da, dün sabah haberim oldu da ondan.
1993 yılında oturduğum apartmanın ortak kullanım abonesi o dönemlerde yönetici olduğumdan benim üzerimeydi. 2010 yılında ortak kullanımın (Asansör,hidraför ve aydınlatma) elektrik borcu olmasından dolayı, bizzat şahsımın, “Elektriği kesin” müracaatımla, elektrik kesilir. Sonradan elektrik gelir. Bir de ne göreyim, aradan geçen 1 yıl sonra, mühür kırmaktan sanık olarak önce savcı sonra da hakim karşısındayım. Önce 180 ardından mahkemedeki iyi halim nedeniyle 150 gün hapis cezası. Paraya çevriliyor ve 3 bin TL para cezası, bin 200 TL avukatlık ücreti, 21 TL mahkeme tebligatı ödeme emri.
(Hakkımdaki kararın kesinleşmiş karar olarak şahsıma tebliğ edildiği için bunu yazma gereği duydum.)
Benim bir kez dahi yapmadığım mühür fekki olayından ceza almam ile, 2 kez mühür fekki yapmasına karşın hiçbir şey yapılmayan bir durum acaba kime ne anlatıyor.
Yaşayan bilir ya hani.
Kaçak yada uygunsuz olayını sen misin belediyeye ihbar eden?
Evcilmen yaptırımlarını da yaşayan biliyor olsa gerek.