Farkındalık!.

Abone Ol

2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dava için, Muratpaşa Belediyespor’un bayan hentbol takımının tüm oyuncularını tutun da, üç tutuklu yakınları Adliye’de resmen izdiham yaşanmasına neden oldu.
Yaklaşık 20 gün önce Akkaya’yı ziyaret etmeye gideceğimi ve kendisiyle cezaevinde görüşeceğimi bu köşeden yazmıştım ya.,
O kadar çok, “Gittin, görüştün, ne görüştüğünü epeydir yazmanı bekledik ama yazmadın. Neden” diyenler çok oldu.,
“Neyi yazacaktım ki? Akkaya’nın görüşme odasına gelir gelmez beni karşısında görünce, gözlerinin dolduğunu, büyük mutluluk duyduğunu. Ve akabinde işaret parmağının ucunu gösterip, şu kadarcık günahım olsa da burada yatıyor olsam, gam yemeyeceğim dediğini mi?”
Yoksa.,
“Düne kadar aynı ortamda çalışıp, sırf meslektaşı olduğundan kredi ile aldığı araba için İbrahim Akkaya’yı kefil gösterip, borcunu ödememesi nedeniyle Akkaya’nın emekli maaşına haciz getirildiğini, kendisi cezaevinde, yakınları da dışarıda ser sefil içerisinde yaşam mücadelesi verdiğini mi?”
Yazmalıydım?
İbrahim Akaya tutuklanıp cezaevine girdiği gün, “Belli bir süre aynı kurumda birlikte çalışıp, Yazı İşleri Müdürlüğümü yapan, futbolcuyken profesyonel Lig maçımı yöneten, gazeteci olmama katkı koyan Akkaya, benim tanıdığım insanların içerisinde paraya en son tamah edecek kişidir. Yapı itibariyle de, para konusunda adını bilerek şaibeye karıştıracak asla karakterde birisi değildir” demiştim.
Hala da sözümün ardındayım.
Nitekim dün 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmasına da, hala bu inancı taşıdığım için Hüsnü Şahin ve İdris Özyol ile birlikte koşa koşa gittim.
Beni İbrahim Akkaya ile Hasan Yumak tarafı ilgilendiriyordu-ki her ikisinin de yakınları, dost ve arkadaşları ilk duruşmada kendilerini yalnız bırakmadılar.
Tabi ki Mehmet Tosun’un yakınları da.
Hentbol takımının bayan sporcuları takım halinde mahkemeye çağrılmışlardı. Hentbol Milli Takım’ın maçının Antalya’da olması, Muratpaşa Belediyespor’lu milli oyuncuları açısından mahkeme gününe denk gelmesi, davanın seyri açısından önemli bir şanstı. Nitekim dün hakimin kimlik ve adres tespiti için mahkeme salonuna çağırdığı sporcular, salonu doldurdular.
İzleyici konumundaki hiç kimse mahkemenin başlarında içeriye alınmadı.
Biz hariç.
Yani gazeteci kimliğimizle, başlangıçtan itibaren içeride kaldık.Vekil Saldıray’ı katip salona katmadı. Mahkemeye verilen arada da, Adliye’den ayrılmak zorunda olduğumdan devamındaki gelişmeleri göremedim.
Gönlüm neler istemedi ki?
Mesela, Antalya Gazeteciler Cemiyeti, en az 30 yıllık üyesi olan İbrahim Akaya için bir avukat tayin edebilirdi.
Etmedi..
Mesala, Antalya Gazeteciler Cemiyeti Yönetiminden her hangi birisi mahkemeye gelip, Akkaya’ya manevi bazda destek verebilirdi.
Vermedi..
Mesela, kefil olduğu, borcun ödenmemesi nedeniyle emekli maaşından kesinti yaptıran muhterem mahkeme salonuna gelebilir, “İbrahim senin yaptığın iyiliği ben asla unutamam. En kötü gününde yanında olmaktan çekinmedim” görüntüsü çizebilirdi..
Çizilmedi.
Herkes kara gün dostu olamaz.
Hiç kimse de mahkeme sonuçlanmadan suçlu sayılmaz ve suçlu gözüyle bakılamaz.
Nitekim İbrahim Akkaya ve diğer tutuklu sanıklar daha ilk mahkemede serbest bırakılarak tahliye oldular.
İlk tutuklandıkları gün nasıl üzüldüysem, dünkü tahliyelerinden dolayı bir o kadar da sevindim.
Vefa’nın bakkalda satıldığını sananlar, unutmasınlar ki gün gelir o vefayı parayla da olsa alamayacakları duruma düşeceklerdir ama, farkında bile değillerdir.