Felaketler ve yardımlar..

Abone Ol

Manavgat’ta ayakkabı boyayarak geçimini sağlıyor..
Sosyal güvencesi yok..
Van depremini yaşayanların o soğuktaki hallerine o kadar üzülmüş ki..
“Damlaya damlaya göl olur, benimki de gölün bir damlası olur” diyerek 2 günlük gelirini depremzedeler için bağışlamış..
2 günlük geliri sadece 50 (ELLİ) lira..
Boyacının bu yardımına kimse bir “isim” vermedi..
Adını anan olmadı..
Hatta..
Çoğu kişi dudak büktü, küçümsedi..
Oysa..
Bu para, Ali Tekin’in servetinin “hepsi”ydi..

Suudi Arabistan Kralı Abdullah bin Abdülaziz’in Türkiye’deki depremzedelere yapacağını duyurduğu yardım ise dudak uçuklatmıştı..
Kral Abdullah, Van’daki depremzedeler için 50 milyon dolarlık yardım yapacağını duyurdu..
Yaptı mı yapmadı mı bilmiyorum..
Ama..
Kral’ın bu yardımı için “kardeşliğin yansıması” dendi..
50 milyon dolar..
Abdullah bin Abdülaziz’in servetine göre, “filin yanında pire”..

Biri “bütün servetini” gönderiyor..
Diğeri “servetinin milyonda birini”..
Biri 50 lira gönderdiği için evine –belki- yiyecek alamayacak..
Diğerinin bu tür bir endişesi hiç yok..
Şunu sordum kendi kendime..
Boyacı Ali Tekin’in 50 lirası mı daha değerli, yoksa Kral Abdullah’ın 50 milyon doları mı?

Bunları yazarken..
Amacım bir “boyacı” ile bir “kral”ı kıyaslamak değil elbet..
Ama..
Türkiye’de..
Milyonlarca lirası ve doları olanların, o 50 (ELLİ) lirayı verirken bile ellerinin titrediğine çok şahit oldum..
“Kaz gelmeyecek” yere “tavuk” bile vermezler..
Verdiklerinde de, bunun reklamının yapılması için “iyiliksever” pozlar verirler..
Biliyorum..
Sayıları çok az da olsa, yardımlarda bulunup adının asla bilinmesini istemeyenler de var..
Ama..
Onların aralarında bile, “birine yardım ettiğimi duyan bana gelecek” korkusuyla isminin bilinmesini istemeyenler de var..
İşte bütün bunları görünce..
Ali Tekin’in 50 (ELLİ) lirasının ne kadar değerli olduğu daha iyi anlaşılır diye düşünüyorum..

Öte yandan..
Medya’da “Depremzedelere Yardım” adı altında yapılan TV programlarında boy gösterip, adını duyurmak için yüzbin liralar bağışladığını söyleyenler oldu..
Takdir edildiler..
İsimleri defalarca “iyi bir yardımsever” olarak anıldı, anons edildi..
Sonra öğrendik ki..
Bu arkadaşlarımızın çoğu, bırakın vaat ettikleri parayı, 50 (ELLİ) lira bile vermemişler..
Yani..
Birileri, “depremzedelerin çaresizliğini” kullanıp “reklamının” yapılmasını sağlamış..
Düşünüyorum da..
Depremin yıkımı mı daha acı, yoksa depremi bile kullananların bu tür tavırları mı?
Siz ne dersiniz?