Ekonomik döngülerin iniş çıkışlarında çoğu zaman göz önünde olan göstergeler konuşulur: büyüme oranları, enflasyon, faizler, istihdam ya da dış ticaret dengesi… Oysa tüm bu değişkenler üzerinde derin ve bazen fark edilmeyen bir baskı oluşturan kritik bir mekanizma vardır: finansman kıtlığı mekanizması. Ekonomide sermayenin dolaşım hızını, yatırımın nabzını, işletmelerin dayanak gücünü ve hane halklarının gelecek algısını belirleyen bu mekanizma, özellikle belirsizlik dönemlerinde tüm sistemi sessizce ama güçlü bir şekilde şekillendirir.
Sermaye Akımlarının Daralmasıyla Başlayan Zincir
Finansman kıtlığı mekanizması, en basit hâliyle, ekonomide fon arzının fon talebine göre yetersiz kalmasıdır. Ancak bu tanım olayın sadece görünen tarafıdır. Asıl mesele, bu kıtlığın döngüsel ve davranışsal olarak tetiklenmesidir. Küresel ekonomide risk iştahının düşmesi, yatırımcıların güvenli limanlara yönelmesi, kredi kanallarında yaşanan tıkanıklıklar ya da bankaların sermaye yeterlilikleri konusunda daha temkinli davranmaları, likiditeyi bir anda daraltabilir. Bu daralma geniş bir alana yayılır: işletmeler borçlanamaz, projeler ertelenir, yatırım kararları askıya alınır ve büyümenin motoru yavaşlar.
Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomilerde finansman kıtlığının etkisi daha sert hissedilir. Çünkü bu ekonomiler genellikle daha yüksek dış finansmana bağımlıdır. Küresel faizlerdeki artış veya dış fonlama koşullarındaki sıkılaşma, ülkedeki kredi maliyetlerine doğrudan yansır. Böyle dönemlerde mekanizma kendini daha açık biçimde gösterir: yatırımcı temkinli, bankacı seçici, tüketici ise tasarruf odaklı olur.
Banka Davranışlarının Rolü: Kredi Musluğunun Ayarı
Finansman kıtlığı mekanizmasının merkezinde banka davranışları yer alır. Bankalar belirsizlik dönemlerinde iki temel refleks geliştirir: daha yüksek teminat talebi ve daha yüksek risk primi. Bu durumda kredi musluğu daralır. Riskli görünen sektörlere, yeni girişimlere ya da yeterince teminat sunamayan işletmelere kredi akışı azalır. Kısa vadeli likidite ihtiyacı bile karşılanamaz hale gelir.
Bu noktada “kredi arzı kanalı” devreye girer. Bu kanalın daralması sadece yeni yatırımları değil, mevcut işletmelerin faaliyetlerini de etkiler. Stoklarını yenileyemeyen üretici, makine bakımını geciktiren imalatçı, pazarlama bütçesini kesen KOBİ, büyüme potansiyelinin bir bölümünü kaybeder. Finansman kıtlığı böylece mikro düzeyde başlayan bir baskıyı makro düzeyde bir yavaşlamaya dönüştürür.
Varlık Fiyatlarının Erimesi: Teminat Zincirinin Zayıflaması
Finansman koşulları sıkılaştığında sadece para değil, ekonomik aktörlerin teminat gücü de daralır. Gayrimenkul ve finansal varlık fiyatlarının düşmesi, özellikle KOBİ’lerin krediye erişimini daha da zorlaştırır. Çünkü değer kaybı teminat açığı yaratır. Bankalar da bu açığı ya kredi tutarını azaltarak ya da ek güvence talep ederek kapatmaya çalışır.
Bu döngü yeniden finansman bulmayı daha maliyetli ve daha zor hale getirir. Ekonomik durgunluk dönemlerinde teminatların değer kaybetmesi, finansman kıtlığı mekanizmasını adeta katmerlendirir. Bu nedenle finansal istikrar, yalnızca bankacılık sektörünün bilançosunu değil, aynı zamanda krediye erişen tüm ekonominin nabzını belirler.
Hane halkının Rolü: Tüketimden Tasarrufa Geçiş
Finansman kıtlığı yalnızca işletmeleri etkilemez; hane halklarının davranışları da bu mekanizmanın bir parçasıdır. Belirsizlik arttığında bireyler borçlanmak yerine tasarrufu tercih eder. Kredi kartı harcamaları azalır, konut ve otomobil gibi büyük ölçekli tüketim kararları ertelenir. Bu durum ekonominin iç talep boyutunda daralma yaratır.
Tüketicinin bu davranışı, işletmelerin satışlarını düşürür; işletmelerin düşen satışları finansman ihtiyaçlarını artırır, artan ihtiyaç ise finansman kıtlığının ortasında karşılık bulamaz. Bu kısır döngü ekonomik aktivitenin tüm alanlarına yayılır.
Ekonomi Politikalarının Görevi: Kıtlığı Yönetmek, Döngüyü Kırmak
Finansman kıtlığı mekanizmasının etkilerini hafifletmek için hükümetlerin ve merkez bankalarının devreye girmesi gerekir. Likiditeyi artırıcı adımlar, kredi garantileri, teminat destekli fonlama programları, düşük maliyetli kredi kanalları ya da reeskont kredileri bu dönemin vazgeçilmez araçlarıdır. Ancak burada kritik konu, müdahalelerin zamanlaması ve dozudur. Geciken ya da aşırı genişleyici politikalar, ileride daha büyük riskler yaratabilir.
Son yıllarda uluslararası kuruluşların sıkça vurguladığı bir diğer unsur, finansman kaynaklarının çeşitlendirilmesidir. Sermaye piyasalarının derinleştirilmesi, girişim sermayesi fonlarının artırılması, yeşil finansman kaynaklarının geliştirilmesi ve fintech uygulamaları bu çeşitlendirmenin parçalarıdır. Böylece işletmeler tek bir finansman kanalına bağımlı kalmaz; sistemin kırılganlığı azalır.
Sonuç: Görünmez Ama Güçlü Bir Mekanizma
Finansman kıtlığı mekanizması ekonomik dalgalanmaların ardındaki en kritik unsurlardan biridir. Ekonominin hem arz hem de talep yönünü eşzamanlı etkiler. Sessizdir ama güçlüdür; görünmezdir ama yönlendiricidir. Bu nedenle ekonomiyi yorumlarken sadece büyüme verilerine ya da enflasyona değil, aynı zamanda finansman koşullarının ne kadar sıkı ya da gevşek olduğuna da bakmak gerekir.
Çünkü bir ekonominin sağlığı, yalnızca ürettiği değerlere değil, sermayenin o değerlerin içinde serbestçe dolaşabilmesine bağlıdır. Finansman kıtlığı bu dolaşımı kesintiye uğrattığında ise ekonomik sistem bir anda yavaşlar. Bu da bize ekonomik canlılığın aslında ne kadar narin bir dengede durduğunu hatırlatır.