Fiyat artmıyor, vicdan eksiliyor

Abone Ol

Market raflarına bakınca insanın aklına ilk gelen soru şu:
Gerçekten maliyet mi arttı, yoksa fırsat mı doğdu?

Türkiye’de artık fiyat artışı sıradan bir haber değil. Herkes zamlı yaşama alıştı belki ama kimse adaletsizliğe alışmak zorunda değil. Çünkü mesele sadece enflasyon değil; mesele niyet.

Olağanüstü bir durum oluyor. Deprem, yangın, ekonomik dalgalanma… Tam insanların en kırılgan olduğu anda bazı ürünlerin fiyatı bir gecede ikiye katlanıyor. Yangın tüpü, temel gıda, kira ilanı, otomobil fiyatı… Liste uzuyor.

Buna serbest piyasa demek kolay. Ama serbest piyasa başıboşluk değildir.
Maliyet artışı başka şeydir, fırsatçılık başka.

Devletin Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulu üzerinden kestiği milyonluk cezalar gösteriyor ki sorun münferit değil. 2025’te yüz milyonlarca lira ceza kesildi. Toplam rakamlar milyarları aştı. Demek ki ortada ciddi bir problem var.

Ama şu soruyu sormadan geçemeyiz:
Bu cezalar gerçekten caydırıcı mı, yoksa büyük ciroların yanında “işletme gideri” gibi mi kalıyor?

Bugün vatandaş e-Devlet üzerinden birkaç dakikada şikâyet yapabiliyor. Mobil uygulama var, Alo 175 var, CİMER var. Sistem kurulmuş. Peki ya denetim hızı? Peki ya sonuçların görünürlüğü?

Çünkü güven bir kez sarsıldı mı, kolay toparlanmaz.

Her fiyat artışı fahiş değildir, doğru. Maliyet yükselir, kur artar, gider artar. Ama maliyetle orantısız, ani ve abartılı zamlar artık sadece ticari refleks değil; toplumsal bir sorumluluk ihlalidir.

Asıl tehlike enflasyon değil.
Asıl tehlike, vatandaşın “Nasıl olsa denetim yok” duygusuna kapılmasıdır.

Bir ülkede fiyat etiketi sadece rakam yazmaz.
O etikette ahlak da yazar.

Ticaret elbette kazanç işidir. Ama güven kaybedildiğinde, en pahalı bedel orada ödenir.

Ve unutmayalım:
Fiyatlar artabilir.
Ama vicdanın da kurla birlikte yükselmesi gerekmez.