Antalya, yıllardır Türkiye’nin tarım başkentlerinden biri olarak anılıyor. Seracılıkta, sebze ve meyve üretiminde büyük bir potansiyele sahip olan bu şehir, iklim avantajını ne yazık ki her zaman doğru ve sürdürülebilir yöntemlerle değerlendiremiyor. Oysa son yıllarda dünyada hızla yayılan ve bilimsel verilerle başarısı kanıtlanan topraksız tarım, Antalya için bir tercih değil, artık bir zorunluluk haline gelmiş durumda.
Topraksız tarım, klasik tarıma kıyasla çok daha yüksek verim sağlıyor. Aynı alanda daha fazla ürün elde etmek mümkün. Su kullanımı minimum seviyede, gübre kontrollü, hastalık riski ise oldukça düşük. Özellikle su kaynaklarının her geçen yıl azaldığı bir dünyada, bu yöntem geleceğin tarımı olarak öne çıkıyor.
Antalya özelinde bakıldığında ise en büyük avantajlardan biri, sağlam ve modern seralarla birlikte uygulandığında, topraksız tarımın doğa şartlarından çok daha az etkilenmesi. Şiddetli yağmur, fırtına, ani hava değişimleri ya da toprak kaynaklı hastalıklar bu sistemde üretimi durma noktasına getirmiyor. İyi planlanmış seralarda üretim, yılın 12 ayı devam edebiliyor. Bu da çiftçi için gelir istikrarı, şehir için ise tarımsal sürdürülebilirlik demek.
Ancak madalyonun bir de diğer yüzü var. Topraksız tarım, ilk kurulum maliyeti açısından klasik tarıma göre daha pahalı. İşte tam da bu noktada devlet desteği devreye girmeliydi. Ne yazık ki bugün Antalya’da bu alanda yeterli teşvik, uzun vadeli destek ve yol gösterici bir tarım politikası göremiyoruz. Oysa sağlanacak hibe, düşük faizli kredi ve teknik desteklerle yüzlerce üretici bu sisteme geçebilir, Antalya tarımda yeniden öncü bir şehir haline gelebilirdi.
Topraksız tarım yalnızca üreticiyi değil, ihracatı, istihdamı ve gıda güvenliğini de doğrudan etkileyen bir konu. Antalya’nın bu potansiyeli daha fazla görmezden gelinmemeli. Bugün atılacak doğru adımlar, yarının tarım krizlerini önleyecek güçte.
Toprak her zaman değerliydi; ama artık topraksız üretim, geleceğin en sağlam zemini olabilir.