Meydana çıktı. Mikrofonu eline aldı. Arkasındaki binaya boydan boya asılan pankartta kocaman harflerle şöyle yazıyordu:
“YENİ VE YENİDEN”
Öyle büyük yazmışlardı ki, insanların gözüne gözüne sokuyorlardı adeta...
Kalabalığa baktı.
Emekli, işçi, pazarcı, üniversite mezunu işsiz, ay sonunu kredi kartıyla birbirine ekleyen aileler...
Herkes aynı soruyu gözleriyle soruyordu:
“Bu kez gerçekten yeni bir şeyler olacak mı?”
Çünkü çeyrek asır önce birileri çıkıp aynı şeyleri söylemişlerdi ve şimdi sürünmekten beter olmuşlardı…
Kürsüdeki “yeni siyasetçi (!)” gülümsedi.
O, gülümsemeyi vaat yerine kullanan cinstendi.
Ve uzaklardaki asıl patronuna selam gönderircesine tam ortadaki kameraya bakarak, güçlü ve ikna edici bir ses tonuyla
“Artık eski siyaset bitti!” dedi.
Bunu söylerken defalarca aynı cümleyi kurduğunu unuttu.
“Şeffaf olacağız!”
Bunu söyledikten sonra mikrofonun kablosu kadar bile şeffaf olmayan kirli ilişkileri olduğu unutulmazsa da kalabalıkların alkışları arasında kayboldu.
“Kimseyi kandırmayacağız!” dediğinde kalabalığın içinden biri dizlerine vura vura “Vah ki vah…demek ki yine kandırılacağız” diye fısıldadı…
Bu siyasetçinin en büyük yeteneği konuşmak değil, hatırlamamaktı.
Dün söylediğini bugün inkâr eder, bugün söylediğini yarın “Ben öyle demek istemedim.” diye tevil eder, ertesi gün de bütün bunları hiç yaşanmamış sayardı.
Siyasette buna “esneklik” denirdi.
Mahallede ise daha kısa bir adı vardı ya neyse onu yazmayayım…
Hele hayatında alnı secdeye gelmemişken Cuma Namazı çıkışında birilerine benzeşmek istercesine basına konuşmasını görenler “cık cık cık” diye başını sallıyordu…
Siyasetçi bir kez daha kalabalığa baktı…
Alanın tıka basa dolu oluşunun verdiği gazla çatlamış sesiyle bağırdı.
“Bu millet artık kandırılamaz!”
Halk, 25 yıldır unutulmuş sayıda kazık yediğini bile bile bu sözleri coşkuyla alkışladı…
Çünkü alkışlamak, her zaman söylenene inanmak anlamına gelmezdi.
Zaten kimleri alkışlamamışlardı ki…
Alkışlamak bazen sadece yorulmamak anlamına da gelirdi.
Konuşma bitti.
Balonlar uçtu.
Konfetiler savruldu.
Hoparlörler sustu.
Meydan boşaldı.
Yoksul yine pazara gitti.
Emekli yine hesabını yaptı.
İşçi yine mesaisine yetişmeye çalıştı.
Esnaf yine veresiye defterini açtı.
Her şey yine eskisi gibiydi
Ve hayat, konuşmayı dinlememiş gibiydi sanki…