Girdi Maliyetleri Karşısında Çiftçinin Sıkışan Dünyası

Abone Ol

Tarım sektörü sadece tarlada verilen bir üretim mücadelesi değildir. Bu mücadelenin yanında küresel ekonomik dalgalanmalara, enerji krizlerine ve tedarik zinciri kırılganlıklarına karşı verilen çok boyutlu bir hayatta kalma savaşıdır. Son yıllarda ve özellikle son aylarda yaşanan gübre, mazot ve yem gibi temel girdilerin maliyetlerindeki artışlar, bu mücadelenin en kritik başlıklarından biri haline gelmiştir.

Günümüz koşullarında açıkça şahit oluyoruz ki üretimin kaderi artık sadece toprak, yağmur, sıcaklık gibi ekolojik faktörlere bağlı değil, aynı zamanda küresel piyasalarda oluşan fiyatlara ve enerji koridorlarında yaşanan krizlere de bağlı hale gelmiştir.

Tarımla uğraşanlar yakından bilir ki modern tarım anlayışı işin üretimin temel girdileri olmazsa olmaz durumundadır. Örneğin gübre artık “olmazsa olmaz” koşulunun yanında “ulaşılamaz” bir girdiye dönüşme riskiyle karşı karşıyadır.

ABD-İsrail’in Gazze’deki katliamlarıyla başlayan sürecin devamındaki İran’a saldırılar ve Lübnan’ın işgali sürecinin ortaya koyduğu kaos ortamı dünyayı bu aşamaya sürükledi. Sadece Ortadoğu’da yaşananlar değil Rusya-Ukrayna’nın saçma savaşı da bu duruma katkı koydu.

Tarımsal girdiler sadece gübre ile sınırlı değil. Ancak gübre özelinden konu ele alınsa bile küresel çapta yaşanan enerji krizleri ve jeopolitik gerilimler, gübre üretimini doğrudan etkilemiş durumda. Örneğin azotlu gübrelerin üretimi ve üretiminde kullanılan girdilerin fahiş artışı maliyetleri hızla yukarı çekiyor.

Konunun bir başka boyutu tedarik zinciriyle ilgili. Tedarik zinciri aksaklıklarının gübre ticaretinde milyonlarca tonluk gecikmelere yol açtığı ve fiyatlarda ciddi artışlara neden olduğu bazı raporlarla ortaya konuluyor.

Bir başka temel girdi olan mazot, sadece traktörün deposuna giren bir yakıt değildir. Üretimin her aşamasında kullanılan bir maliyet kalemidir. Toprak hazırlığından hasada kadar geçen süreçte kullanılan makinelerin tamamı enerjiye bağlıdır.

Enerji fiyatlarının yükselmesiyle birlikte mazot maliyetleri de tarımsal üretimi doğrudan etkilemektedir. Enerji piyasalarında yaşanan dalgalanmalar, yalnızca gübre, taşıma ve lojistik maliyetlerini artırmakla kalmıyor, diğer girdilerin fiyatlandırmasına da etki ediyor. Bu da çiftçinin maliyetlerinde zincirleme bir etki yaratarak üretimin her aşamasını daha pahalı hale getiriyor.

Bu olumsuz hava sadece Türkiye’yi değil, bütün dünyayı etkiliyor. Örneğin İngiltere’de “Ulusal Çiftçiler Birliği (The National Farmers' Union)” Ortadoğu'daki çatışmaların İngiltere'deki gıda fiyatlarının arttıracağı konusunda uyarılarda bulunuyor. Başkanları Tom Bradshaw, BBC'ye yaptığı açıklamalarda ilerleyen haftalarda domates ve hıyar fiyatlarına dikkat çekmiş.

Maliyetlerin etkisi hayvancılığı da doğrudan etkiliyor. Tarımsal ürünlere bağlı olan yem üretimi hayvansal ürünlerdeki fiyatlandırmanın temeli oluşturuyor.

Tarım sektörünün hemen hemen her kesiminde, önümüzdeki dönemlerde daha az kazanma riski veya bu risk potansiyelinin, çiftçileri maliyetten kaçma psikolojine itmesi kaçınılmaz olacaktır. Bu da verimde düşmeye sebep olurken ithalat arzına sebep verecektir. Haliyle dünya genelinde gıda arzında krizlere gebe olduğumuzu gösterir.

Dünya’dan kendimizi bağımsız görmemiz zor olsa da Türkiye olarak hızlı şekilde bir dizi önlem almak zorundayız.

Daha az dışa bağımlı üretim modelleri, yerli girdi üretimlerinin artırılması, su ve toprak yönetiminin iyileştirilmesi, çiftçiye uygun finansman sağlanması bunlardan bazılarıdır.

Unutmayalım, tarım yalnızca üretim değil, stratejik bir güvenlik meselesidir. Ve asıl soruyu da aklımızda tutalım: “Çiftçi bu yükün altından daha ne kadar süre kalkabilecek?”

Son söz: Eğer üretimi sürdürülebilir kılmazsak, yarının en büyük krizi gıda olacaktır.