Kimi insanlar duruşları ve karakterleri ile toplumda yer edinir. Bazen seven bir yürek, kiminde koruyucu baba, haksızlık karşısında dik duran bir kahraman, oynadığı rolleri hakkı ile canlandıran aktör. Bakışlarında bir kavga başlatacak ya da aşka yelken açacak bir duruş vardı. Bizden biriydi.
Haydarpaşa Lisesi’nin ardından Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon Bölümü’nü bitirdi.
Henüz öğrenciyken, dönemin popüler kültürünün kalbi olan dergilerin düzenlediği yarışmalar dikkatini çekti. Ses Dergisi’nin düzenlediği yarışmada dereceye giremeyen Kadir İnanır, 1968’de düzenlenen Saklambaç Gazetesi’nin ‘Fotoroman Artisti Yarışması’nda birinci oldu. Bu da onun, şöhret yoluna ilk adımını atmasını sağladı.
İlk sinema deneyimini 1968 yılında ‘Yedi Adım Sonra’ filmiyle yaşadı. 1970 yılında Atıf Yılmaz’ın yönettiği ‘Kara Gözlüm’ filminde başrol oynayarak büyük tanınırlık kazandı. Bu filmde Türkan Şoray ile başrolü paylaştı ve Türkiye sinemasının önemli oyuncuları arasına girdi. ‘Selvi Boylum Al Yazmalım’, ‘Utanç’, ‘Ah Güzel İstanbul’, ‘Kırık Bir Aşk Hikâyesi’, ‘Tatar Ramazan’ ve ‘Yılanların Öcü’ gibi birçok önemli yapımda yer alarak toplam 182 sinema filmi ve 12 televizyon dizisinin bir parçası oldu.
Bir röportajında şunu anlatmıştı usta oyuncu:
“Hayatımı belirleyen annemin bir sözü var. Seni düşürmek için tüm bildiğim metotları denedim. Sen Kadir İnanır olacakmışsın meğer.” Bazı insanlar yalnızca oyuncu değildir. Oynadıkları karakterlerle bir milletin hafızasına yerleşir, yıllar geçse de unutulmaz. Kadir İnanır da işte böyle isimlerden biridir.
Yeşilçam’ın altın yıllarında beyaz perdeye taşıdığı karakterler sadece güçlü erkek figürleri değildi. O, haksızlığa baş kaldıran, ezilenin yanında duran, onurundan ödün vermeyen insanların sesi oldu. Kimi zaman İlyas, kimi zaman Tatar Ramazan, kimi zaman isimsiz bir Anadolu delikanlısı... Ama her rolünde adalet, vicdan ve insanlık vardı.
Günümüz dünyasının televizyon ekranlarında yüzlerce dizi, onlarca film izleniyor. Teknoloji gelişti, efektler arttı. Ancak bazı bakışlar hâlâ eskimiyor. Kadir İnanır’ın sessizliği bile bazen uzun diyaloglardan daha anlamlıydı. Çünkü oyunculuğu sözden çok duyguyla anlatıyordu.
Yüreğimizde iz bırakan özellikle Selvi Boylum Al Yazmalım filmindeki “Sevgi neydi?” sorusu, emekçi sinemasının en unutulmaz cümlelerinden birine dönüştü. O film yalnızca bir aşk hikâyesi değil, sevginin emek ve fedakârlık olduğunu anlatan zamansız bir eserdi.
Bunca emeğin ve duruşun akabinde sanatçılar yaş aldıkça aslında eserleri gençleşir. Çünkü her yeni kuşak onları yeniden keşfeder. Barışçıl bakışı yalnızca filmleriyle değil, duruşu, ilkeleri ve sanatına duyduğu saygıyla sinemanın yaşayan çınarlarından biri olmayı başardı.
Bir toplum, sanatçılarına sahip çıktığı kadar güçlüdür. Çünkü sanatçılar, bir milletin ortak hafızasını geleceğe taşıyan aynalardır. Kadir İnanır’ın filmlerini izlerken yalnızca bir oyuncuyu değil; Anadolu’yu, sevgiyi, mücadeleyi, dürüstlüğü ve insan olmanın değerini, toplumun kanayan yaralarına da değindiğini izliyoruz.
Belki de bu yüzden bazı isimler unutulmaz. Aradan yıllar geçse de bir film karesi, bir bakış ya da bir replik bizi yeniden geçmişe götürür.
Kadir İnanır da işte o isimlerden biridir çünkü sinemamızın sadece bir oyuncusu değil, toplumsal hafızamızın da en güçlü taşıyıcılarından biri olarak yer edindi hayatlarımızda. Bugün geçmişe baktığımızda, perdede yakışıklı bir jönden çok bir dönemin kanayan yaralarını canlandıran bir usta görüyoruz. Bir insan, asıl onu hatırlayan kimse kalmadığında ölmüş olur. Unutulmak, Kadir İnanır gibi devler için geçerli değil çünkü bize miras bıraktığı filmler, sözler ve kendisinin canlandırdığı karakterler hep bizimle olacak.
Güle güle Deli Kadir…