Giderek yaygınlaşan yapay tırnak işlemleri, tırnağın nefes almasını engelleyerek doğal dokuyu bozuyor. Özellikle uygulama sırasında yapılan yoğun törpüleme işlemi, tırnağın koruyucu üst tabakasını incelterek tırnağı savunmasız bırakıyor. Bu durum zamanla tırnakların zayıflamasına, kağıt gibi soyulmasına ve kolayca kırılmasına neden oluyor. Tırnak yatağının gördüğü zarar ise estetik görünümün aksine kalıcı şekil bozukluklarını beraberinde getiriyor.
Enfeksiyonların odak noktası
Yapay tırnak uygulamaları, bakteri ve mantarlar için adeta bir "üreme alanı" oluşturuyor. Yapay tırnağın altında kalan boşluklarda biriken nem, gözle görülmeyen mantar oluşumlarına zemin hazırlıyor. Özellikle hijyen standartlarının düşük olduğu salonlarda yapılan işlemler, enfeksiyon riskini en üst seviyeye taşıyor. Tırnakta meydana gelen renk değişimleri, kötü koku, kalınlaşma ve hassasiyet gibi belirtiler, ciddi bir enfeksiyonun ilk habercisi olarak kabul ediliyor.
Kimyasal alerji ve UV ışınları
Estetik görünüm için kullanılan kimyasal maddeler, hassas bünyelerde alerjik reaksiyonlara yol açabiliyor. Uygulama bölgesinde görülen kızarıklık, kaşıntı ve şişlik gibi şikayetlerin yanı sıra, tırnağı kurutmak için kullanılan UV ve LED lambalar da cilt sağlığını tehdit ediyor. Uzmanlar, bu cihazlara uzun süre ve sık maruz kalmanın cilt hassasiyetini artırdığı konusunda uyarılarda bulunuyor. Tırnak sağlığını korumak, estetikten ödün vermemek anlamına gelmiyor. Uzmanlar, yapay tırnak uygulamalarının aralıksız yapılmaması gerektiğini vurguluyor. Tırnakların belirli periyotlarla dinlendirilmesi, doğal yapının kendini toparlamasına olanak tanıyor. Tırnakta ağrı, renk değişimi veya kötü koku gibi olağandışı bir durum fark edildiğinde ise vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması hayati önem taşıyor.