İnsanın fıtraten bir inanca yatkın olduğu biliniyor artık. Çocuk için önce ailesi, sonra çevresi ve ergenlikten sonra ise kendi muhakemesi neticesinde bir dini inanç ve kimliğe bürünüyor.
Yani önce taklitle başlıyor, ardından bilgi genişledikçe bilincin artmasıyla inanç kimliğini kendisi şekillendirebiliyor. Normal süreç bu.
Makalemizin başlığına göre devam edecek olursak eğer ilk aşama ailenin çocuk üzerindeki dini eğitim ve uygulama planları ve programları karşımıza çıkar.
Yani 7 yaşına kadar sadece anne babanın kendi dini hayatları çocuğun görerek ve duyarak aldığı ilk din eğitimidir. Bu hayatların ne kadar doğru din bilgi zemine sahip olup olmadığını dikkate almadan bu cümleyi yazdım.
Yani aslında çocuklarına dini eğitim vermek isteyen anne baba önce kendi dini bilgilerini kontrolden geçirip sağlıklı bir duruma getirmeleri gerekir. Aksi takdirde hatalı dini hayatlarını hatalı bir şekilde çocuğa aktaracaklar ki bu da vahametin elimizle devam ettirildiği anlamına gelir.
Anne babadaki dini bilginin olması gereken doğrulukta olduğunu varsaydığımızda kesinlikle kaçınılması gereken şey dini inanç ve uygulamaların ondan beklenmesi halidir.
Bunun için çocuk sözle ya da hareketlerle uyarılmamalıdır. Çünkü onun yaşı ve beyin gelişimi din gibi soyut bir konuyu anlamlandıramaz. Çocuğun biraz daha zamana ihtiyacı var.
Yedi yaşına kadar bazı mahremiyet eğitimi, ahlaki ilkeler, empati duygusu, paylaşım, iyilik ve kötülük, dürüstlük ve doğru sözlülük, saygı ve sevgi konusu gibi değerler üzerine sözlü ve pratik aktarımlar yapılmalı.
Zaten her dinin temeli bu konulardan oluşur ve insan din adına ilk önce bu değerleri öğrenmelidir. Temel budur çünkü.
Bu yıllarda daha fazlası öğretilmeye çalışılan çocuk ilerleyen yaşlarında dini bilgi obezi olmaya mahkumdur. Ya da erken zamanda alınan dini bilgiler çocuğu zamansız yüklenilen yükten dolayı yorgun hale getirecek ve dinle arasına mesafe koyacaktır. Acı olan o ki bu duruma sebep olan şeyi kendisi de bilemeyecektir.
Bir sonraki aşama ise, yedi yaş öncesi verilmiş ahlaki zemin üzerine 15 yaşa kadar yine aşamalı olarak dini konular verilmelidir ama temel prensip acele etmemektir.
Bu süreçte dini konuları da onların seviyesince cevaplar verilmelidir. Onların soru sormalarına kesinlikle imkân verilmeli ki sorular bilginin altında kalmasın. Çünkü zaman sorgulama zamanıdır.
Uygulamalı eğitim ve öğretim tercihi de bu yaşlarda önem arz eder. Çünkü bebeklik, çocukluğun bütün evreleri ve ilk gençlik yıllarında görsel eğitim ve öğretim her zaman çok daha etkili olmaktadır.
Bu zaman dilimini en doğru ve etkili yöntemler kullanarak yetiştirilemeyen, eğitilemeyen çocuklar bir müddet sonra sadece ezbere dayalı öğretim çarkının içerisine düşmektedirler.
İşte şu an içinden çıkamadığımız problem de budur.
Din ve insan arasındaki bağların seyrine göre hem anlayabileceği hem de ihtiyacı olan dini bilgi ve uygulamaları tespit edip uygulama aşamasına geçemeyen toplumlar maalesef din eğitimi adı altında telafisi mümkün olmayan hatalar yapabilmektedirler.
Hangi yaşta çocuk neyi doğru anlayabilir?
Hangi yaşta çocuğa hangi bilgiler aktarılmalı?
Hangi yaşta çocuğa hangi usullerle eğitim ve öğretim verilmeli?
Bu süreçte anne baba ne yapmalı?
Bu soruların cevaplarını hem eğitim uzmanı (Pedagog), hem çocuk psikoloğu, hem de dini ihtisas yapmış eğitimci kadrolar vermeliler ve bir eğitim-öğretim disiplini içerisinde projeye uygun kişilerle uygulamaya konulmalı.
Tekrar ediyorum. Aynı eğitimin anne baba boyutunda ebeveyn de alması lazım ki başarılı bir çalışma ortaya çıksın.
Yoksa konuş konuş, yaz yaz boşuna olur.
Kolay gelsin.