Hayatımızın iki günü ekranda

Abone Ol

Haftada iki günümüz… Ekranın içinde geçiyor. Bu cümle ilk bakışta biraz abartılı gibi geliyor olabilir ama rakamlar öyle söylemiyor. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’nun paylaştığı veriler, Türkiye’nin dijital dünyayla kurduğu ilişkinin artık alışkanlık değil, neredeyse bir yaşam biçimi hâline geldiğini gösteriyor.

Düşünün; haftada 25 saat sosyal medya, toplamda 41 saatten fazla çevrim içi medya kullanımı… Bu, uykuyu ve zorunlu ihtiyaçları bir kenara koyarsak, hayatımızın ciddi bir bölümünü ekranlara teslim ettiğimiz anlamına geliyor. Daha çarpıcı olan ise şu: Dünya ortalamasının oldukça üzerindeyiz. Yani sadece kullanmıyoruz, yoğun kullanıyoruz.

Günlük verilere baktığımızda tablo daha da netleşiyor. Instagram’da neredeyse 2 saate yakın zaman geçiriyoruz. YouTube ve TikTok da hemen arkasından geliyor. Bu platformlar artık sadece “vakit geçirmek” için değil; haber almak, sosyalleşmek, öğrenmek, hatta kaçmak için kullanılıyor. Gerçek dünyadan mı kaçıyoruz, yoksa dijital dünyaya mı sığınıyoruz, işte orası biraz tartışmalı.

Asıl mesele şu: Bu kadar zamanı neye harcıyoruz? Bilgiye mi, eğlenceye mi, yoksa sadece akışta kaybolmaya mı?

Çoğu zaman farkında olmadan kaydırıyoruz ekranı. Bir video bitiyor, diğeri başlıyor. Bir içerikten diğerine geçerken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyoruz. Günün sonunda ise “Bugün ne yaptım?” sorusunun cevabı çoğu zaman belirsiz kalıyor. Çünkü yaptığımız şeylerin büyük kısmı zihnimizde iz bırakmıyor.

Elbette sosyal medyayı tamamen kötülemek haksızlık olur. Doğru kullanıldığında inanılmaz bir bilgi kaynağı, güçlü bir iletişim aracı ve hatta fırsat kapısı. Ama mesele kullanım değil, kontrol. Kontrol bizde mi, yoksa algoritmalarda mı?

Türkiye’nin dünya ortalamasının üzerine çıkması aslında sadece bir istatistik değil, aynı zamanda bir uyarı. Çünkü zaman, geri alınamayan tek şey. Haftada iki günümüzü verdiğimiz bu dijital dünyadan geriye ne kaldığını sorgulamak gerekiyor.

Belki de artık kendimize şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:

Ekranda geçirdiğimiz süre, hayatımıza gerçekten değer katıyor mu?

Yoksa biz fark etmeden hayatımızı ekranlara mı bırakıyoruz?