Hey taşeron!..
Son zamanlarda yazılarımın balans ayarı biraz gevşer gibi oldu.
Yani istikrar olayı..
Daha da açıklaması; bir gün yazıp, birkaç gün yazmama..
Daha geçtiğimiz pazartesi günü belirttim ev tadilat olayının ne kadar zor olduğunu başa gelince anladığımı..
Belli bir program yapıyorsun. O program çerçevesinde işlerini de ayara koyuyorsun.
Ama sadece koyduğunu sanıyorsun..
Sana iş yapan muhterem, bir başka hatta başka başka kişilerin de işlerini almışlar. Günü saatlere bölmüş, üç saat bendelerse, üç saat başkasında. Kalan 2 saat bir başkasının inşaatında.
Oh kebap.
Sen istediğin kadar, “Acaba evime biran evvel nasıl girebilirim” diye düşüne dur.
Yazılarımın son zamanlardaki istikrarsızlığı inanın sadece ev tadilatı olayı.
Yoksa öyle birikti ki.,
Hatta yazılması gerekenlerin zamanlama açısından tam zamanı olduğu da bir gerçek ama girdik bir kere yola.
Çıkmak istesen de çıkılmaz..
Misal..
Dün gazeteye geldim, bilgisayarda bir şeyler karıştırıyorum zırt telefon..
Karşımda eşim; “Boyacı benim işim var deyip çıkıp gitti” demez mi?
Boyacıya açıyorum telefon. Ve alo der demez; “Senin işin benim evi boyamak değil mi” diye soruyorum.
“Bir başka yerde daha işim var. Öğleye kadar size çalıştım, öğleden sonra başka yerde çalışmam lazım” gerekçesini söylüyor.
Mobilyacı boyacının işi bitirmesini istiyor, boyacı PVC’nin yapımında boş kalan yerlerin neden alçıyla doldurulmadığının hesabını soruyor.
Fayansçı yanlış fayans veriyor. Seramikçi seramiği yamuk yumuk döşüyor. “Sök yeniden döşe” diyorsun, “Zamanım yok” cevabı verip, bir de surat asıyor..
Şunu çok iyi anladım ki, özellikle ev tadilat olaylarında hiçbir inşaat sektörü ustasına asla ve asla kapora niyetine de olsa beş kuruş para vermeyeceksin.
Bitirecekler işlerini alacaklar paralarını..
Yani iş bir yana para bir yana meselesi..
Dedik ya, “Dün gazeteye geldim” diye..
Bir ara gazetelere göz atayım dedim.
Attım da..
Düne kadar bizim bilmem ne gazetesiydi.
Dün olmuşlar sanki Bizim Tekzip gazetesi!.
Yeni isimleriyle ilk sayılarının manşeti gözüme ilişince gazeteci olduğumdan bir an utanır gibi oldum ama, asıl utanması gerekenler öyle bir pişkinlik örneği sergilemişler ki, “Ben niye utanacağım ki” diye kendi kendime söylenmedim değil.
Altta tekzip, üste tekzibin nedenini soran muhterem.
Her parayı basan gazete alabilir.
Hatta ömrü üç beş günlük bile olsa, herkes gazete çıkartmaya kalkabilir..
Nasıl her gördüğümüz bıyıklı babamız olamaz ise.,
Herkesten de gazeteci olmaz..
Allah hiçbir gazeteye ve gazeteciye, tekzip yayınlatmak zorunda bırakmasın.
Her gazetenin ve gazetecinin başına gelebilecek bir olay ancak, tekzip kararı metninin içerisinde eğer ki, “Taşeronluğunu yaptığınız müvekkilimin siyasi rakipleri” gibi bir cümle ile de suçlanıyorsanız.
Ve o cümleyi de hem de gazetenin birinci sayfasında vermek zorunda kalıyorsanız..
Yüzlerin kızarması lazım..
Ama biz hangi yüzden bahsediyoruz ki?