Hoşgörü üzerine..

Abone Ol

Tüm semavi dinler insani değerleri, sevgiyi, saygıyı, hoşgörüyü, birliği yüceltir. Peygamberlerin Allah (cc) katından getirdikleri ilahi mesajlar içerisinde ahlaki prensipler önemli bir yer tutar. Bunlar arasında hoşgörünün ise ayrı bir yeri vardır.

Nitekim, yüce dinimize ‘İslam’ adının verilmesi, diğer anlamların yanı sıra bu dinin müsamaha ve hoşgörü dini olduğunun en büyük göstergesidir…

Bir ilişkide karşımızdaki insanın görüşleri, duyguları bizimkilerle uyuşmayabilir, hatta çatışabilir de.  İşte hoşgörü, bu görüş ve duyguları sabırla ve anlayışla karşılayabilmek demek. Hoşgörü bir büyüklük, bir bilgelik ifadesi aynı zamanda. “Yüzbin kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel” diyen Mevlana’nın bu sözlerindeki bu bilgeliği çok güzel bir örnektir. Şirazlı Sadi’nin, “Ya gülden ayrı yaşamalı yahut dikenin acılarını hoş görmeli” sözü de yine hoşgörüyü çok güzel özetler...

Hoşgörülü olabilmenin yolu empati yapmaktan geçer. Empatinin dilimizde tam olarak bir karşılığı yok ancak basit olarak, ‘kendini bir başkasının yerine koyabilme’ denebilir. Ya da bir başka deyişle, başkalarına onların gözüyle bakabilme.  Tabi tüm bunların kökeninde ‘sağlıklı iletişim’ yatıyor.

Bunun en temel yolu ise konuşmak…

Konuşmak, insanı diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerden biri.

Boşuna dememiş atalar, “İnsanlar konuşa konuşa, hayvanlar koklaşa koklaşa” diye. İnsanlar konuşarak iletişime geçer. Konuşmanın tarzı da iletişimin sağlıklı ya da sağlıksız olmasını belirler. Sağlam ilişkiler sağlıklı iletişimle mümkün olabileceğine göre bu iletişimi geliştirmek, iyileştirmek, barış ve huzur getirmesi için yönlendirmek tamamen kendi elimizde.

Dolayısıyla ilişki içerisinde olduğumuz kişilere karşı ‘anlayış ve hoşgörü’ merkezinde davranmamız, günlük yaşamımızda ve özellikle çatışma hallerinde dört elle sarılmamız gerekiyor…

Örneğin, kimseyi gereksiz yere eleştirmemeli, kimseyi kınamamalıyız…

İnsan kınadığını yaşarmış derler Anadolu’da. Eğer bizzat sorulmuyorsa kimseye akıl vermeye kalkışmamalıyız…

İnsanların ayıbını yüzüne vurmamalıyız ki, bu zaten dinimizce de makbul değil. Hz. Peygamber bir hadisinde, “Kim bu dünyada bir kulun ayıbını örterse Allah da onun ayıbını kıyamette örter” diye buyurmuştur. 

Nefis muhasebesi yapmalı, öfkemizi yenmeliyiz…

Mutlak surette affedici olmalıyız...

Beddua etmemeli ve kimseyi zan altında bırakmamalıyız…

Kibir ve gururdan sakınmalı, insanlarla asla alay etmemeliyiz…

Ve tabi en önemlisi, sabırlı olmalıyız…