İmdaaat!. Hanutçu var!..
Artık İspanya ve Yunanistan gibi ülkelerden bıkan yabancılar, akın akın ülkemize koşuyor. Türkiye’ye döviz yağdırıyor.
Nitekim bu yaz sezonundan da beklentiler en üst düzeyde.
Yeter ki, beklenen yada beklenmeyen olaylar olmasın.
Turizm, Türkiye’nin şahdamarı. Bu sektör sayesinde Türkiye’ye oluk gibi döviz akıyor.
** ** **
Bu yazıyı niçin yazma gereği duydum?
Türkiye’ye gelen turisti her Türk vatandaşı özel olarak koruyup, kollamak zorundadır. Eğer bindiğimiz dalı kesmek istemiyorsak, başka çaremiz yoktur. Unutulmamalıdır ki, bugün on binlerce insanımız turizmden ekmek yiyor. Otelci, lokantacı, garson, komi, bulaşıkçı, üretici, seyyar satıcı, et, peynir, zeytin üreticisi ve esnaflar, aklınıza hangi kesim hangi meslek gelirse.
Turizm kesildiği anda bu insanların da ekmeği kesilir.
Bu yüzden turiste yönelik davranış ve tutumlar için daha ağır cezalar getirilmesi zorunludur.
** ** **
Antalya Valisi Ahmet Altıparmak, Mart ayı içerisinde daire müdürleriyle Alanya’da bir toplantıya katıldı.
Söz konusu toplantıda Vali Altıparmak, hanutçulukla mücadele etmek üzere çalışmaların aralıksız sürdüğünü belirterek, turizmimizin imajında olumsuz değerlendirmelere neden olabilecek hiçbir davranışa asla izin verilmeyeceğini vurguladı.
Ve şöyle devam etti;
“Turizm konusunda biraz daha hassasiyet göstererek artık hiç sorun yaşamama noktasına gelmeliyiz. Hanutçuluk yapan esnaf bu dönemden itibaren kapatılacaktır. Bundan hiç kimsenin endişesi olmasın. Bir esnafın 3 gün kapatılmasında alacağı ceza bellidir. Yanında çalışandan her esnaf sorumlu olacak. Aksi takdirde, denizle, kumla, güneşle bu gelen turisti artırarak devam etme şansımız yok."
** ** **
Söylemek başka, uygulamak başka olsa gerek.
Niçin mi?
Birkaç gün öncesi bizzat gözlerimle tanık olup, kulaklarımla işittiğim bir olayı anlatacağım. Niçin kelimesinin cevabı sanırım bu anlatımın içerisinden alınır.
Gazeteden çıktım, kapalı yok olarak isimlendirilen Şarampol Caddesi’nden Kalekapısı’na doğru yürüyorum. Kapalı yol resmen insan kaynıyor. Tipleri bizlere çok benzediğinden midir, nedir? Meğer yolda yürüyen, dükkanları ziyaret edenlerin çoğunluğu İranlı turistlermiş. Parlak restoranı geçtim, Attalos heykelinin konduğu yere doğru yönelip, soldan dönerciler çarşısına doğru gideceğim.
Kapalı yoldan Kalekapısı’na inişte, en ucun sol tarafında yan yana iki tane büfe var. Köşedekinin ismi “Enerji”, yanındakinin, “Şan.”
Büfe işte. Köşedeki meyve suları sıkarak satıp, para kazanıyor. Yanındaki de tekel, sayısal ve meyve suyu satışı gibi vs. vs.
Sigara almak için Şan büfeye doğru yöneldim. Bu büfenin çalışanları kızlar İranlı olduklarını öğrendiğin bayan turistlere portakal suyu sıkıyorlar. Turistler de almak için bekliyor. Enerji büfe elemanlarıyla Şan büfe elemanları yan yana. Ve Enerji büfe çalışanı kızlar, Şan büfeden sıkılmış meyve suyu almayı bekleyen İranlı turistleri kolundan tutup, konuştukları dil Arapça mı yoksa bir başka dil mi bilemiyorum, turistlerin resmen kollarından çekip, kendi portakal sularını satmaya çalışıyorlar.
O kadar çirkin bir görüntü ortaya çıkıyor ki, bir bardak portakal suyu satışı için böylesine bir yola baş vurmanın adı sadece, “Bindiğimiz dalı kesiyoruz” olsa can kurban. Resmen bu ülke turizmine balta üzerine balta vurmaktan başka bir şey değil.
Sigarayı alırken, o sigarayı bana veren büfenin içerisindeki görevliye, “Neler oluyor böyle” diye soruyorum.
“Senin gördüğün bir şey mi? Ne çirkeflikler yaşıyoruz burada. Müracaat etmediğimiz yer kalmadı ama her seferinde sonuçsuz kalıyor” demez mi?
Demek ki neymiş?
Hanutçuluk illaki halı satıcılarında, kuyumcularda yada dönerciler çarşısında olmuyormuş.
Bir bardak portakal suyu dahi, hanutçuluk yapmadan satılamıyormuş!..
Hanutçulukla mücadele de, laf ile hiç, ama hiç olmaz.