“KARAÇOR BENİ TAŞ KESSİN…”

Abone Ol

12 Eylül 1980 darbesinden öncesi, devrimci gençlere yardım ettiği gerekçesiyle, Hatice Nine’yi gözaltına alıp hâkimin karşısına çıkarmışlar.

Hâkim, Hatice Nine’ye:

“Sen bu gençlere ekmek vermiş, evine alıp yemek yedirirmişsin, öyle mi?”diye sorgulayınca

Hatice Nine:

“Hâkim Bey, gül yüzlü çocuklardı. Kapıma gelirlerse onlara yemek de ekmek de verirdim.

Hem ben, kapıma gelene sofra açmadan göndermem ki,” demiş.

Bunun üzerine hâkim:

“Peki Hatice Hanım, sen bu gençlere “illegalsiniz” demedin mi? diye sormuş.

Hatice Nine:

“Yok Hâkim Bey, ben onlara “illa kalın” demedim.”

Hâkim:

“Bunların illegal olduğunu bilmediğine yemin eder misin?”

Hatice Nine:

“Şah Hüseyin’in başı için, ben bunlara “illa kalın” demedim.”

“Böyle yemin mi olur, başka türlü yemin et.”

Hatice Nine:

“Karaçor beni taş kessin ki dediğim doğrudur.”

Hâkim:

“Olmadı, başka yemin et.”

“Aha, Hüseyin Abdal’ın niyazı üzerine, yemin olsun ki…”

Hâkim:

“O da kim? Bu nasıl yemin öyle?” deyince,

Hatice Nine muhtara dönüp:

“Ula muhtar, bu nasıl hakim ki hiçbir Alevi erenini tanımıyor, yoksa Yezit mi” demiş…

***

Böyle bir olay yaşandı mı, bilmiyorum ama benzeri olaylar çokça yaşanmıştır.

Yaşanmamış olsa da sonuçta bir fıkra olmasına karşılık içinden ders alınacak çok önemli mesajlar var.

Hâkim, kadına yemin et doğru söylediğine diyor ve kadın Alevi olduğundan bildiği tüm “Alevi erenlerin” adını sayarak yemin ediyor ama hâkim bu erenleri tanımadığından yemini geçerli saymıyor.

Hâkim, Türk milleti adına karar veriyor, ancak Türk milletinin içinde olan ve binlerce yıldır birlikte yaşadığımız Alevi erenlerini tanımıyor ve tanısa da onları kutsal kişiler olarak kabul etmiyor…

Yani birlikte yaşadığımız toplumun bir parçası olan “Alevilerin ötekileştirildiğinin” açık bir ifadesidir bu fıkra…

Kendini Türk ve İslam olarak tanımlayanların bu toplumun bir parçası olan Alevilerle, Kürtlerle, Süryanilerle, Lazlarla, Araplarla birlikte yaşaması kaçınılmaz olarak kaderidir…

Ve bu kaderin kaçınılmaz sonucu onların “ötekileştirilmesi” değil, onların eşit yurttaşlar olduğunu kabul etmek, onların dilini, kültürünü, inançlarını, geleneklerini tanımak ve saygı duymak ve bunları anayasal güvence altına almaktır.

Türk ve İslam olmayan tüm kültürlerin ötekileştirildiği bir devlet anlayışını zorlayarak sürdürmek Türkiye Cumhuriyeti’nin kaderi olmamalıdır…