İnsan olarak ne doğduğumuz yeri (ülke/kent-köy vs.) seçebiliriz, ne anne-babamızı, ne ırkımızı…
Bunların hepsinin hayatımız üzerindeki etkisi son derece önemlidir ama hayatımızın yönünü belirleyen sadece bunlar değildir. Hepsinden önemlisi, bize verilenlerle ne yaptığımızdır…
Yaşamımız boyunca birçok karar verir, birçok seçim yaparız.
Ve aslında nasıl bir insan olacağımızı, nasıl bir hayat yaşayacağımızı işte bunlar belirler…
Örneğin çalışmayı ya da aylaklık yapmayı seçmek insanın kendi tercihidir. Sorumluluk almak, üstendiği sorumluluğun gereklerini yerine getirmek, söz verip vermemek, verdiği sözü tutup tutmamak insanın kendi elindedir…
Ne yediğimiz ya da yemediğimiz tamamen kendi irademizle gerçekleşir. Arzu edersek daha güleryüzlü, daha dost canlısı, yardımsever olabiliriz. Dışa dönük ya da içe dönük olmak gibi doğuştan gelen bir özelliğini bile insan, eğer isterse dönüştürüp değiştirebilir. İstemediğimiz bir alışkanlığı terk etmek ya da olumlu yeni bir alışkanlık edinmek de yine kendi irademize bağlıdır. Ama insan istemezse, kimsenin onu zorla değiştirmesi, dönüştürmesi mümkün değildir. Kendi rızası olmadan, kimse insanı ‘karakter sahibi’ yapamaz…
İnsan, hayat yolculuğunda ilerlerken kendi özgür iradesiyle seçimler yaparak kendi karakterini oluşturur. Dener, yanılır, acı çeker ama sonunda (eğer isterse) iyi bir karaktere sahip olabilir. Çünkü bizi biz yapan, seçimlerimizdir. Hayatta yaptığımız seçimler, bizi dürüst, sözüne güvenilen, sorumluluk sahibi, sevgi dolu, saygılı, alçakgönüllü, adil, iyi karakterli bir insan yapabileceği gibi tam tersine, karaktersiz bir insan da yapabilir.
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın dediği gibi, “Yolun büyüğü, küçüğü yoktur. Bizim yürüyüşümüz ve adımlarımız vardır”…
Bir kitapta okumuştum sanırım. Yazar şöyle diyordu; “Doğru ve iyi olanı bilmek ile doğru ve iyi olanı yapmak arasındaki en önemli bağlantı, doğru ve iyi olanı yapacak bir karaktere sahip olmaktır. Eğer karakter gelişmemişse tahsil işe yaramıyor.”
Banka hortumlayanların, devleti soyanların, rüşvet alıp çıkarı uğruna vatanını satanların ekseriyetinin tahsilli olduklarını düşünüce yazarın bu görüşünün ne kadar isabetli bir tespit olduğunu anlıyoruz.
Nitekim, karakter sahibi olmak, ahlaklı olmaktır.
Ahlaklı olmak doktor, mühendis, öğretmen, avukat vs. olmaktan çok daha önemlidir…
Dolayısıyla bu ülke insanının zeka sorunu yoktur, karakter sorunu vardır.
Ve aşılması gereken sorun da budur.
Sağlam karakterli bireylerin oluşturduğu bir toplumla ancak müreffeh bir ülke, muassır bir medeniyet haline gelebiliriz…