Menderes Türel’i anla(yama)mak!.

Abone Ol

Bugün size iki tane fıkra anlatmak istiyorum, ama gülmeyin!

Ayının biri tavşanı her gün dövermiş. Döverken de gerekçe olarak, “Senin kulakların niye uzun!?” dermiş. Bir gün yine dayak yerken tavşan dayanamamış, “Abi beni kulaklarım için dövüyorsun ama bu benim suçum değil ki, Allah beni böyle yaratmış. Yoksa ben de isterdim seninki gibi güzel kulaklarım olmasını!” diye sitem etmiş.

Ayı bunun üzerine vicdan yapmış, yüreği burkulmuş. Oturup düşünmeye başlamış, ben bu tavşanı başka nasıl bir bahaneyle döverim diye. O sırada tilki, ayının bu düşünceli halini görüp yanına yaklaşmış: “Hayrola ayı abi, bir derdin mi var?” demiş. Ayı olanları anlatınca, tilkinin gözleri parlamış: “Düşündüğün şeye bak abi ya, başka bahane mi yok!” diyerek güzel bir plan hazırlamış. “Tavşanı görünce sigara isteyeceksin. Sigaram yok derse, niye yok diye döveceksin. Eğer var derse, ya kısa Maltepe uzatacak sana ya da uzun Maltepe. Kısa Maltepe uzatırsa, niye uzun değil diye döveceksin. Uzun Maltepe uzatırsa niye kısa yok diye döveceksin!”

Ayı, “Harika bir plan, hiç kaçarı yok!” diye sevinip tilkiye teşekkür etmiş. Ertesi gün yine tavşanın yolunu kesmiş ve, “Sigaran var mı ulan!?” diye gürlemiş. Tavşan cebinden sigaraları çıkarmış, “Var Abi” demiş, “Uzun Maltepe mi istersin, kısa Maltepe mi!?” Ayı şaşırmış, afallamış, donup kalmış. “Lan bu hesapta yoktu, ben şimdi hangi bahaneyle dövecem bunu?” diye düşünmüş. Ama fazla düşünmemiş, tavşanın boynundan tutup kaldırmış ve başlamış vurmaya, “Senin kulakların niye uzun ha, niye uzun!?”

Yukarıda anlattığım fıkra nerden icap etti, niye bu sütunlara taşıdığımı merak edenler vardır sanırım. Geçtiğimiz günlerde Menderes Türel yerel bir televizyon programında konuşuyordu. Ailecek oturup izliyoruz programı. İki gazeteci ve program moderatörü, Menderes Türel’i karşılarına almışlar ve güya terletecekler Başkanı. Ama heyhat, kendileri terliyorlar.

Menderes Türel bir şeyler anlatıyor, onlar başka şeyler anlıyorlar sanki. Kılıçdaroğlu’nun iki maaş ikramiye vaadinin hesabını bırakıp, taa 1996 yılında Refah Partisi adayının da ikramiye vaadinde bulunduğunu ve “bunun için Kılıçdaroğlu’nu eleştirmeyin” demeye getirdiler. Boğaçayı Projesine dudak büktüler. Alanya yoluna yapılan köprülü kavşakların Mustafa Akaydın tarafından nasıl engellendiğini belgelerle ortaya koyan Türel’i, stadyuma götürdüler. Stadyumu anlatan Menderes Türel’i, 30 bin kişilik camiye götürdüler. Türel camiye de gitti ve hatta cemevi ile kiliseyi de anlattı. Baktım bizimkiler terledikçe terliyor, doğum günü abisi dayanamadı, “30 bin kişilik cami projesi yerine, 30 bin kişilik toplantı salonu yapsaydınız ya!” deyiverdi. Menderes Türel de, “Günaydın! Kusura bakmayın ama, size burada günaydın diyorum!” deyivermesin mi? Bizimkiler, “Niye yav?” diyecek oldular ama, Türel sazı aldı eline ve “Arkadaşlar, bir kere ülkemizde ve birçok Avrupa ülkesinde 30 bin kişilik toplantı salonu yok, olmaz da! Spor salonlarımızda bile bu kapasite yok. Ama biz zaten bu projeyi yaptık ve bitmek üzere. Tam 10 bin kişilik kapalı toplantı ve kongre merkezi yapıyoruz. Bunu vatandaşlarımız bile biliyor ama sizin haberiniz yok. Bunun için size günaydın diyorum. Bakın biz 4 ayda Mevlana Kavşağını bitiriyoruz ki, bu Türkiye’de bir ilk. 19 tane kavşağı bitirme sözü verdik ve bu sözümüzü yerine getiriyoruz. Raylı sistem projelerimiz tüm hızıyla sürüyor. Alternatif çevre yolları ile Antalya’nın trafiğini rahatlatıyoruz” diye sıraladı projelerini ve çalışmalarını. Ama bizim abiler, bir Antalyalı olarak bu çalışmaları desteklemek veya takdir etmek yerine, Prof. Mustafa’yı aklama derdine düştüler program boyunca.

İşte, ikinci fıkrayı da tam burada yazmak geldi aklıma.

Bir vakit bir şehirde, bir Belediye Başkanı bir de yerel basın varmış. Belediye Başkanı çok çalışkan ve samimi bir insanmış. Ama hazırladığı projelerini, çalışmalarını ve hizmetlerini Yerel Basın sürekli tenkit edermiş. Ne yaparsa yapsın, bir gün bile takdir etmemiş Yerel Medya, başkanın çalışmalarını.

Başkan bir gün Basın Bülteni ile davet etmiş Yerel Medyayı göl kenarına, “Size büyük bir sürprizim olacak!” diye eklemiş. Bütün basın ve medya çalışanları gelmiş göl kenarına. Başkan büyük bir heyecanla ceketini çıkarmış, paçalarını sıvamış ve suyun üstünde yürümeye başlamış. Suya hiç batmadan, gölün diğer tarafına yürüyerek gidip gelmiş. Ertesi gün büyük bir keyifle koltuğuna oturmuş ve gazeteleri istemiş. İlk açtığı gazetenin manşeti şöyleymiş: “BAŞKAN YÜZME BİLMİYOR!”

Gülmeyecektiniz ama! J