NAFAKADA SON DURUM

Abone Ol

Boşanma yalnızca iki insanın yollarını ayırması değildir. Kimi zaman yarım kalan hayallerin, değişen hayatların ve yeniden kurulmaya çalışılan bir düzenin başlangıcıdır. İşte nafaka da bu yeni hayatın en çok tartışılan başlıklarından biri olarak yıllardır gündemdeki yerini koruyor.

Ülkemizde boşanma sayıları hızla artış gösteriyor. 2022 yılında 180 bin çift boşanırken, 2025 yılında bu sayı 193 bine ulaştı.

Nafaka; boşanma veya ayrılık sonrasında ekonomik zorluğa düşecek eşe ya da çocukların bakım ve ihtiyaçlarına destek olmak amacıyla mahkeme kararıyla bağlanan maddi destektir. Tedbir, iştirak ve yoksulluk nafakası olarak farklı türleri bulunmaktadır. Miktarı belirlenirken tarafların gelirleri, giderleri, çocuk sayısı, yaşam standartları ve kusur oranları gibi birçok unsur dikkate alınır.

Ancak tartışmaların odağında uzun yıllardır “süresiz yoksulluk nafakası” yer alıyor. Kimileri bunun ekonomik olarak güçsüz kalan taraf için hayati bir güvence olduğunu savunurken, kimileri de kısa süren evliliklerin ardından yıllarca nafaka ödemek zorunda kalmanın adil olmadığını düşünüyor.

Bu tartışma, Antalya’da görülen bir boşanma davasıyla yeni bir boyut kazandı. Henüz bir yılı doldurmayan bir evliliğin boşanma aşamasına gelmesi üzerine Antalya 12. Aile Mahkemesi, Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan “süresiz nafaka” hükmünü Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı. Anayasa Mahkemesi ise yaptığı değerlendirme sonucunda ilgili düzenlemenin iptaline karar verdi. Karar dokuz ay sonra yürürlüğe girecek ve gerekçesi daha sonra açıklanacak.

Aslında burada sorulması gereken soru, nafakanın var olup olmaması değil; adaletin nasıl sağlanacağıdır. Çünkü her boşanmanın hikâyesi birbirinden farklıdır. Bir tarafta yıllarını ailesine adamış, çalışma hayatından uzak kalmış insanlar vardır. Diğer tarafta ise çok kısa süren bir evlilikten sonra ömür boyu nafaka ödemek zorunda kaldığını düşünen kişiler bulunmaktadır.

Nafaka tartışmalarında gözden kaçan önemli bir gerçek de vardır. Toplumda nafakayı yalnızca erkeklerin ödediği yönünde yaygın bir algı bulunsa da hukuk, kadın ve erkek arasında ayrım yapmaz. Eğer boşanma sonrasında yoksulluğa düşecek taraf erkekse ve yasal şartlar oluşmuşsa, kadın da eski eşine nafaka ödeyebilir. Çünkü hukukun baktığı şey cinsiyet değil, ekonomik mağduriyettir.

Bu nedenle nafaka meselesini kadınlar ve erkekler arasında bir mücadele gibi görmek doğru değildir. Konunun merkezinde insan hayatı, geçim kaygısı ve adalet duygusu bulunmaktadır. Bir yanda ekonomik olarak ayakta kalmaya çalışan insanlar, diğer yanda hayatına yeniden başlamak isteyen bireyler vardır.

Önümüzdeki dokuz aylık süreçte yapılacak yeni düzenlemeler milyonlarca insanı yakından ilgilendirecek. Beklenti ise oldukça açık: Ne kimsenin ömür boyu taşımak zorunda kalacağı bir yük oluşsun ne de boşanma sonrasında ekonomik olarak çaresiz bırakılan insanlar olsun.

Adalet bazen herkese aynı şeyi vermek değil, herkesin şartlarını ayrı ayrı görebilmektir. Nafaka tartışmalarında da terazinin göstereceği yönü belirleyecek olan şey, kadın ya da erkek olmak değil; hakkaniyet, vicdan ve adalet olacaktır.

Mutlu ve sağlıklı yuvalar hep inşa olsun.