NERDE O ESKİ KABADAYILAR

Abone Ol

Eskiden hemen her şehirde ve hatta her mahallede bir “kabadayı” vardı… 

Genellikle ağır suçlardan hapis yatmış, lider ve karizma niteliği olan kişilerdi. 

Kendisi gibi kişilerle birlikte şehirde “caydırıcı güç” olarak yaşarlardı. 

Başlıca gelir kaynakları kumarhaneler, gece kulüpleri, pavyon ve bar işletmelerinden elde edilirdi. 

Bazı yerlerde varlıklı iş adamlarından “haraç” aldıklarıda olurdu. 

Uyuşturucu ile işleri olmazdı ve hatta tepkiliydiler uyuşturucu işini yapanlara… 

Ancak gerek kendi kaynaklarından elde ettikleri gelirler ve gerekse varlıklı işadamlarından aldıkları haraçlarla “fakir insanların çorbasının kaynamasını” sağlayacak bir ahlak yapıları vardı.  

Şehirdeki sosyal hayatın “raconunu” bu kabadayılar belirler ve herkeste bu raconun kurallarına göre davranırdı. 

Hatta zaman zaman mahkemeye düşmeyen geçimsizlikleri bile çözüme ulaştırırlardı. 

Özellikle “fakirin babası” olarak anılırlar, yoksul kızların çeyizini, yoksul gençlerin düğününü, fakir ailelerin çocuklarının sünnet şölenini yaparlardı. 

Kısaca İngilizlerin Robin Hud’u neyse kabadayılarda öyleydi… 

(Şimdi eminim bu yazıyı okuyan benim gibi biraz yaşı geçkince olanlar kendi şehirlerindeki kabadayıların isimlerini anıyorlardır…) 

 

Şehirler hızla büyümeye ve nüfusu artmaya başlayınca kabadayılık kültürü de tarih oldu… 

Özellikle 1990’dan sonra uyuşturucu, değerli taş, silah ve insan kaçakçılığı yapan, fidye karşılığı insan kaçıran ve kabadayı kültüründeki gibi yoksul insanlara çorba kaynatma diye bir dertleri olmayan “mafya grupları” türedi… 

Devletin içindeki çürük elma durumundaki siyasetçi ve bürokratlarla işbirliği yaparak zaman içerisinde sadece ulusal değil, uluslar arası boyutlara kadar büyüdüler… 

Mafya gruplarının yanı sıra şehirlerde ve mahallelerde küçük çaplı uyuşturucu tobacılığı yapan, silahlandırılarak işyerlerine baskın yapıp haraç toplayan “çeteler de” türedi. 

Özellikle 18 yaşın altında fakir aile çocuklarını toplayan bu çeteler ne yazık ki Antalya’da da ciddi tehdit durumuna gelmişlerdir… 

 

Geçenlerde bir akaryakıt istasyonu işletmesi olan bir tanıdığıma geçmiş olsun ziyaretine gittim.. 

Çünkü, bundan birkaç hafta önce istasyona gelen motosikletli ve kasklı, kendilerine “Daltonlar” diyen çete mensubu iki genç yanına gelir ve kendisinden külliyetli miktarda haraç isterler… 

Arkadaşım bu iki gençi azarlar ve işyerinden kovar… 

Aynı gece benzin istasyonu motosikletli bir grup tarafından silahla taranır… 

İstenilen haracı vermediği takdirde hayatının tehlikede olduğu kendisine iletilir… 

Ve arkadaşımdan sohbet esnasında öğrendiğime göre de bu çete, Antalya’da 30’un üzerinde işyerine bu türden baskın yapmış ve haraç toplamışlar… 

Yöneticilerinin yurtdışında olduğu ve internet üzerinden yönettikleri bu çete tarafından baskına uğrayan ve hatta haraç veren iş insanları ciddi bir tedirginlik içerisindeler… 

Eminim Antalya Emniyet Müdürlüğü konu hakkında çok ciddi bir çalışma yapıyordur… 

Ve inanıyorum ki bu çetelerin sonunu getireceklerdir… 

Ancak bu ekonomik ve sosyal sistem böyle devam ettikçe, yoksulluk adeta kader oldukça bir çete bitirilir, bir diğer doğar… 

Sivrisinekleri yok etmekle sorun çözülmez… 

Fakirlik bataklığını kurutmak gerekir… 

Bu güzelim ülkemizde kabadayı kültüründen mafya ve çete kültürüne uzanmasına neden olan siyasetçiler ve bunu yaratan müesses nizam er/geç hesap verecektir, diye inanıyorum…