<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Antalya Haberleri</title>
    <link>https://www.akdenizmanset.com.tr</link>
    <description>Doğru, güvenilir ve tarafız habercilik</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.akdenizmanset.com.tr/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 12 May 2026 23:56:35 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.akdenizmanset.com.tr/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Mesane kanserinde erken tanı uyarısı]]></title>
      <link>https://www.akdenizmanset.com.tr/mesane-kanserinde-erken-tani-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.akdenizmanset.com.tr/mesane-kanserinde-erken-tani-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mesane Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında düzenlenen toplantıda konuşan uzmanlar, idrarda görülen tek bir damla kanın dahi mesane kanserinin ilk belirtisi olabileceğine dikkat çekerek “Bir kez oldu diye kanmayın” uyarısında bulundu. Sigara kullanımının riski 3 kat artırdığı belirtilirken, erken teşhis ve yeni nesil tedavilerin yaşam süresi ile yaşam kalitesini artırdığı belirtildi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Astellas Türkiye’nin desteğiyle gerçekleştirilen toplantıya Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Nuri Karadurmuş, Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Er, Kanser Savaşçıları Derneği Başkanı Dr. Belma Kurdoğlu Akgün ve Astellas Türkiye Genel Müdürü Nilay Tarr katıldı. Toplantıda mesane kanserine ilişkin risk faktörleri, erken teşhisin önemi, tedavideki güncel yaklaşımlar ve toplumsal farkındalığın artırılmasına yönelik çalışmalar değerlendirildi. Uzmanlar, geç teşhis nedeniyle kadınlarda hastalığın daha ağır seyredebildiğini de ifade etti.</p>

<p><a href="javascript:;" rel="nofollow"><img alt="Mesane kanserinde erken tanı uyarısı: ‘İdrarda kan mutlaka önemsenmeli’" src="https://image.dha.com.tr/i/dha/75/770x0/6a02d7fa7d14dcf64525315b.jpg" /></a></p>

<p><br />
<strong>KARADURMUŞ: GENEL OLARAK 65 – 70 YAŞLARINDA GÖRÜLEN BİR HASTALIK</strong></p>

<p>Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Nuri Karadurmuş, mesane kanserinin genellikle ileri yaş hastalığı olarak bilindiğini belirterek, “Mesane kanseri genel olarak 65-70 yaşlarında görülen bir hastalık. Ancak sigara kullanımının artması ne yazık ki hastalığın daha genç yaşlarda görülmesine yol açabiliyor” dedi.</p>

<p>Kadınlarda görülme oranının erkeklere göre daha düşük olduğuna dikkat çeken Karadurmuş, “Kadınlarda yaklaşık 3 kat daha az görülüyor. Ancak sigara kullanımındaki artış kadın ve erkek arasındaki farkı giderek azaltıyor” diye konuştu.</p>

<p><strong>‘SİGARA EN ÖNEMLİ NEDENLERDEN BİRİ’</strong></p>

<p>Mesane kanserinde en önemli risk faktörünün sigara olduğunu söyleyen Karadurmuş, “Sigara en önemli nedenlerden biri. Bunun yanında arsenik gibi toksik maddeler, deri, tekstil ve boya sektöründe maruz kalınan kimyasallar ile sık enfeksiyon ve taş oluşumu da riski artırabiliyor” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Toplumda en sık gözden kaçan belirtinin ağrısız kanlı idrar olduğuna vurgu yapan Karadurmuş, “Bir kez oldu diye kanmayın. Ağrısız kanlı idrar mesane kanserinin en önemli bulgularından biri. Çay renginde ya da kıpkırmızı idrar görüyorsanız mutlaka ciddiye alın ve doktora başvurun” dedi.</p>

<p>Türkiye’de her yıl yaklaşık 250 bin kişiye yeni kanser tanısı konulduğunu belirten Karadurmuş, “Bunun yaklaşık 12 bin 300’ünü mesane kanseri oluşturuyor. Ne yazık ki yaklaşık 3 bin 700 vatandaşımızı da bu hastalık nedeniyle kaybediyoruz” diye konuştu.</p>

<p><strong>‘AĞRISIZ KANAMA BULGUSU VARSA DİKKAT EDİLMELİ’</strong></p>

<p>İlerleyen dönemlerde bel ağrısı, sırt ağrısı, idrar yaparken yanma ve enfeksiyon bulgularının görülebileceğini aktaran Karadurmuş, “Sigara sadece akciğeri değil mesaneyi de etkiliyor. Özellikle ağrısız kanama bulgusu varsa bunun altında mesane kanseri olabileceği unutulmamalı” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Kadınlarda belirtilerin zaman zaman enfeksiyonla karıştırılabildiğini kaydeden Karadurmuş, “Eskiden erkeklerde daha sık görüldüğü düşünülüyordu. Ancak kadınlarda da ağrısız kanama önemli bir belirti olabiliyor. Bu nedenle mutlaka üroloji ya da tıbbi onkoloji uzmanına başvurulması gerekiyor” dedi.</p>

<p><a href="javascript:;" rel="nofollow"><img alt="Mesane kanserinde erken tanı uyarısı: ‘İdrarda kan mutlaka önemsenmeli’" src="https://image.dha.com.tr/i/dha/75/770x0/6a02d7fa7d14dcf64525315d.jpg" /></a></p>

<p><strong>ER: HEM KEMOTERAPİ HEM DE İMMÜNOTERAPİDEN YARARLANIYORUZ</strong></p>

<p>Mesane kanserine ilişkin açıklamalarda bulunan Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Er, hastalığın erken evrede tedavi edilebilir olduğuna dikkat çekti. Er, “Mesane kanseri erken evrelerde daha çok mesane içi uygulamalarla tedavi edilebiliyor. Ancak hastalığın bölgesel lenf bezlerine yayılması durumunda ön tedaviyle hastalığı küçültüp ardından cerrahiyle tedavinin devamı gündeme geliyor. Burada hem kemoterapi hem de immünoterapiden yararlanıyoruz” diye konuştu.</p>

<p>Kemoterapi ve immünoterapinin farklı mekanizmalarla etkili olduğunu belirten Er, “Kemoterapi direkt tümör hücrelerinin ilaçla öldürülmesini hedeflerken, immünoterapi bağışıklık sistemini güçlendirerek T hücrelerinin tümör hücrelerine saldırmasını sağlıyor. Bu iki tedavinin kombinasyonuyla tedavi başarısı ve tümör kontrol oranları yükseliyor” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p><strong>‘YENİ NESİL TEDAVİLER YAŞAM SÜRESİNİ VE YAŞAM KALİTESİNİ ARTIRIYOR’</strong></p>

<p>İleri evre mesane kanserinde akıllı ilaçların öne çıktığını söyleyen Prof. Dr. Er, “Cerrahinin uygun olmadığı ya da metastaz yapmış hastalıkta günümüzde en önemli gelişme konjugat akıllı ilaçların immünoterapiyle kombinasyonu. Bu tedavilerle hastalığın kontrolü sağlanırken hem yaşam kalitesi hem de yaşam süresi artıyor” dedi.</p>

<p>Yeni tedaviler sayesinde hastaların günlük yaşamlarını sürdürebildiğini kaydeden Er, “Kemoterapiye kıyasla iki kat daha fazla cevap oranları ve genel sağ kalımda belirgin uzamalar görüldü. Hastalar yalnızca daha uzun yaşamıyor, aynı zamanda iş ve sosyal hayatlarına devam edebiliyor. Biz onkolojide yaşam süresi kadar yaşam kalitesini de önemsiyoruz” diye konuştu.</p>

<p><a href="javascript:;" rel="nofollow"><img alt="Mesane kanserinde erken tanı uyarısı: ‘İdrarda kan mutlaka önemsenmeli’" src="https://image.dha.com.tr/i/dha/75/770x0/6a02d7fa7d14dcf64525315f.jpg" /></a></p>

<p></p>

<p><strong>KURDOĞLU: MESANE KANSERİ KADINLARDA DA GÖRÜLÜYOR</strong></p>

<p>Kanser Savaşçıları Derneği Başkanı Dr. Belma Kurdoğlu da mesane kanserinin erkeklerde kadınlara oranla yaklaşık 3 kat daha sık görüldüğünü belirterek, “Mesane kanseri erkek kanseri gibi algılansa da kadınlarda da görülüyor. Ancak erkek hastalar çoğu zaman doğrudan destek istemiyor” dedi.</p>

<p>Mesane kanseri hastalarının yaşadığı süreçlere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kurdoğlu, erkek hastaların çoğunlukla yakınları aracılığıyla kendilerine ulaştığını söyledi. Kurdoğlu, “Genellikle mesane kanseri olan beyefendilerin sorunlarını eşleri ya da kızları aracılığıyla duyuyoruz. ‘Babamda şunlar gelişti’, ‘eşimde böyle belirtiler oldu’ şeklinde başvurular geliyor. Oysa kişinin kendi sıkıntısını en iyi yine kendisi anlatabilir” diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tanı alan hastaların destek mekanizmalarına daha fazla başvurması gerektiğini ifade eden Kurdoğlu, “Yardım istemek, bilgi edinmek ya da bir sivil toplum kuruluşuna başvurmak erkeklerin de yapması gereken bir şey. Biz tanı alan kişilerle birebir iletişim kurmayı, grup terapileri yapmayı ve onların sıkıntılarını birinci ağızdan dinlemeyi çok önemsiyoruz” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>‘İDRARDA KAN GÖRÜLMESİ MUTLAKA ÖNEMSENMELİ’</strong></p>

<p>Mesane kanserinde farkındalığın düşük olduğuna dikkat çeken Kurdoğlu, toplumda belirtilerin yeterince ciddiye alınmadığını söyledi. Kurdoğlu, “Bazı kanser türlerinde olduğu gibi mesane kanserinde de farkındalık çok düşük. Oysa idrarda kan görülmesi doğal bir durum değildir. Bu her zaman kanser anlamına gelmeyebilir ama mutlaka bir uyarı işareti olarak değerlendirilmeli” dedi.</p>

<p><a href="javascript:;" rel="nofollow"><img alt="Mesane kanserinde erken tanı uyarısı: ‘İdrarda kan mutlaka önemsenmeli’" src="https://image.dha.com.tr/i/dha/75/770x0/6a02d7fa7d14dcf645253157.jpg" /></a></p>

<p><strong>TARR: TEDAVİLER HASTALARIMIZ İÇİN UMUT SAĞLIYOR</strong></p>

<p>Toplantıda açıklamalarda bulunan Astellas Türkiye Genel Müdürü Nilay Tarr ise Ar-Ge yatırımlarının dünya genelinde sürdüğünü ifade etti. Tarr, “Onkoloji alanındaki çalışmalarımız farklı evrelerdeki kanser hastalıklarına yönelik devam ediyor. Akıllı tedaviler olarak tanımladığımız yenilikçi tedavi yöntemlerimiz mevcut. Bu tedaviler hastalarımız için umut sağlıyor” diye konuştu.</p>

<p>Tedavinin yanı sıra farkındalık çalışmalarına da önem verdiklerini belirten Tarr, “Sağlık çalışanlarımız ve hekimlerimizle yaptığımız iş birlikleri kapsamında yalnızca tedavi yöntemleri açısından değil, tanı süreçlerinde farkındalık yaratmak amacıyla da sosyal sorumluluk çalışmalarımız sürüyor” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>‘AMACIMIZ HASTALARIN ERKEN DÖNEMDE DOKTORA BAŞVURMASI’</strong></p>

<p>Farkındalık kampanyalarının temel hedefinin erken tanıyı desteklemek olduğunu söyleyen Tarr, “Buradaki temel hedefimiz, erken dönemde semptom gösteren hastaların bunu fark ederek aile hekimlerine başvurması ve erken tanının konulması. Her kanser türünün farklı belirtileri bulunuyor. Bu nedenle toplumdaki farkındalığı artırmaya yönelik çalışmalarımız Türkiye genelinde devam ediyor” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.akdenizmanset.com.tr/mesane-kanserinde-erken-tani-uyarisi</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 19:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://akdenizmansetcomtr.teimg.com/crop/1280x720/akdenizmanset-com-tr/uploads/2026/05/videoframe-77224.png" type="image/jpeg" length="26109"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Hantavirüsün insandan insana yayılım riski düşük’]]></title>
      <link>https://www.akdenizmanset.com.tr/hantavirusun-insandan-insana-yayilim-riski-dusuk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.akdenizmanset.com.tr/hantavirusun-insandan-insana-yayilim-riski-dusuk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, "Hantavirüsün bulaşma dinamikleri nedeniyle geniş çaplı bir pandemi oluşturma riski düşük. Virüsün esas olarak kemirgenler aracılığıyla bulaşması ve insandan insana yayılımın son derece sınırlı olması nedeniyle pandemi beklemiyoruz" dedi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yeditepe Hastanesi’nden Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, “Hantavirüsler, kemirgenler ve bazı böcekçil hayvanlar aracılığıyla taşınan, zarflı RNA yapısına sahip virüslerdir. Bunyaviridae ailesi içerisinde yer alan bu virüs grubu, farklı türleriyle insanlarda çeşitli hastalıklara yol açabilmektedir. Bugüne kadar en az 40 hantavirüs türü tanımlanmış olup bunların en az 22'sinin insanlarda hastalık yapabildiği biliniyor. Her hantavirüs tipi genellikle belirli bir kemirici türü ile ilişkilidir ve virüs doğada bu hayvanlar arasında dolaşımını sürdürür” diye konuştu.</p>

<p>Prof. Dr. Sönmnezoğlu, "Virüs adını, ilk kez izole edildiği Hantaan Nehri'nden alıyor. 1978 yılında Ho Wang Lee tarafından Kore'de bu nehir çevresinde yaşayan bir kemiriciden izole edilerek bilim dünyasına kazandırılmıştır. Bu keşif, hastalığın nedeninin anlaşılmasında önemli bir dönüm noktası olmuştur. Hantavirüs yeni bir virüs değil. Hastalık ilk olarak Kore Savaşı sırasında dikkat çekiyor. O dönemde Amerikan askerleri arasında yüksek ateş, şiddetli kanamalar ve böbrek yetmezliği ile seyreden vakalar görülüyor ve hastalık 'Kore Kanamalı Ateşi' olarak adlandırılıyor. Amerikan ordusu 1951-1952 yılları arasında 3500'den fazla vaka ve yaklaşık 400 ölüm kaydetmiş. Savaş sonrası asker hareketliliği ve lojistik faaliyetler nedeniyle hastalığın belirtileri dünyanın farklı bölgelerinde de görülmeye başlanmış" dedi.</p>

<p><strong>'BÖBREK YETMEZLİĞİ GÖRÜLEBİLİR’</strong></p>

<p>Prof. Dr. Sönmnezoğlu,"Hantavirüsler, coğrafi dağılımına ve virüs tipine bağlı olarak iki ana klinik tabloya neden olur; Hantavirüs Kardiyopulmoner Sendromu (HCPS). Daha çok Amerika kıtasında görülür. Akciğer tutulumu ön plandadır. Hastalık ani başlangıçlı olup hızla ağırlaşabilir. Öksürük, nefes darlığı, akciğerlerde sıvı birikimi ve dolaşım yetmezliği gelişebilir. Bu formun ölüm oranı oldukça yüksektir. Renal Sendromla Seyreden Hemorajik Ateş (HFRS) ise Avrupa ve Asya'da yaygındır. Böbrek tutulumu ile karakterizedir. Hastalarda düşük tansiyon, kanama eğilimi ve böbrek yetmezliği görülebilir. Türkiye'de bildirilen vakalar genellikle bu klinik tablo ile uyumludur" diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>‘ÇİFTÇİLİK VE ORMANCILIK GİBİ FAALİYETLER BULAŞ RİSKİNİ ARTIRIR’</strong></p>

<p>Hantavirüslerin çoğunlukla kemirgenler aracılığıyla insanlara bulaştığını söyleyen Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, "Enfekte kemirgenlerin idrarı, dışkısı veya tükürüğü ile çevreye yayılan virüs, kuruyarak havaya karışabilir ve solunum yoluyla insanlara geçebilir. Kontamine partiküllerin solunması, kemirgen atıklarıyla temas, nadiren kemirgen ısırıkları ile bulaşabilir. Kapalı ve yetersiz havalandırılan alanların temizlenmesi, kemirgen istilasına uğramış ortamlarda bulunmak, çiftçilik ve ormancılık gibi faaliyetler bulaş riskini artırır. Genel olarak hantavirüsler insanlar arasında bulaşmaz. Ancak Amerika kıtasında görülen Andes virüsü için nadir de olsa insandan insana bulaş bildirilmiştir. Bu bulaşın genellikle aynı evde yaşayan kişiler veya yakın temaslılar arasında, uzun süreli temas sonucu gerçekleştiği belirtilmektedir" ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>'BELİRTİLER 1 İLA 8 HAFTA İÇİNDE ORTAYA ÇIKAR'</strong></p>

<p>Prof. Dr. Sönmezoğlu, "Belirtiler genellikle virüse maruz kalındıktan sonra 1 ila 8 hafta içinde ortaya çıkar. Erken dönem belirtileri; ateş, baş ağrısı, kas ağrıları, karın ağrısı, bulantı ve kusma. İleri dönem belirtileri; HCPS'de: öksürük, nefes darlığı, akciğer ödemi. HFRS'de: düşük tansiyon, kanama bozuklukları, böbrek yetmezliği. Hastalık bazı hastalarda hızla ağırlaşarak hayati risk oluşturabilir. Hantavirüs enfeksiyonunun erken tanısı, belirtilerin diğer birçok hastalıkla benzerlik göstermesi nedeniyle zor olabilir. Bu nedenle hastanın öyküsü büyük önem taşır. Özellikle kemirgen teması, mesleki riskler ve seyahat geçmişi sorgulanmalıdır. Tanı yöntemleri olarak serolojik testler (IgM ve IgG antikorlarının tespiti), PCR ile viral RNA'nın gösterilmesi kullanılır. Laboratuvar çalışmaları yüksek biyogüvenlik önlemleri gerektirir" dedi.</p>

<p><strong>'DÜNYA GENELİNDE HER YIL BİNLERCE VAKAYA NEDEN OLUR'</strong></p>

<p>Prof. Dr. Sönmezoğlu, "Hantavirüs enfeksiyonu için onaylanmış spesifik bir antiviral tedavi veya aşı bulunmuyor. Tedavi tamamen destekleyicidir. Solunum desteği, sıvı ve elektrolit dengesi, böbrek fonksiyonlarının izlenmesi, gerekli durumlarda yoğun bakım desteği yapılır. Erken dönemde uygun tıbbi müdahale, özellikle ağır vakalarda hayatta kalma şansını artırır. Hantavirüs enfeksiyonları nadir görülmekle birlikte dünya genelinde her yıl binlerce vakaya neden olur. Yıllık tahmini vaka sayısı; 10.000 - 100.000 civarındadır. Vakaların büyük çoğunluğu Asya ve Avrupa'da görülür. Amerika kıtasında daha az vaka olmasına rağmen hastalık daha ağır seyreder. Ölüm oranları Avrupa ve Asya'da yüzde 1 - yüzde 15, Amerika kıtasında yüzde 20 - yüzde 50 arasındadır" diye konuştu.</p>

<p>Prof. Dr. Sönmezoğlu, "Hantavirüs enfeksiyonları dünya genelinde farklı bölgelerde görülüyor. Çin en yüksek vaka sayısına sahip ülke. Güney Kore düzenli olarak vaka bildiriliyor. Kuzey ve Orta Avrupa'da her yıl binlerce vaka görülüyor. Güney Amerika daha az vaka ancak daha yüksek ölüm oranına sahip. Türkiye'de hantavirüs vakaları 2009 yılından bu yana bildiriliyor. 2009-2025 yılları arasında yıllık vaka sayıları 4 ile 58 arasında değişmiş. Türkiye'de görülen vakalar genellikle böbrek tutulumu ile seyreden HFRS formundadır. Hantavirüs enfeksiyonu açısından risk altında olan gruplar; çiftçiler, orman işçileri, depo, ahır ve kapalı alan çalışanları, kemirgenlerle temas riski olanlardır. Ayrıca uzun süre kapalı kalmış alanları temizleyen kişiler de risk grubunda yer alır" ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>'KORUNMANIN EN ETKİLİ YOLU KEMİRGENLERLE TEMASI AZALTMAKTIR'</strong></p>

<p>Prof. Dr. Sönmezoğlu, "Yaşam alanlarının temiz tutulmalıdır. Kemirgen girişleri engellenmelidir. Gıdalar güvenli şekilde saklanmalıdır. Temizlik sırasında toz oluşumu önlenmelidir. Kirli alanlar temizlenmeden önce nemlendirilmelidir. El hijyenine dikkat edilmelidir" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.akdenizmanset.com.tr/hantavirusun-insandan-insana-yayilim-riski-dusuk</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 19:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://akdenizmansetcomtr.teimg.com/crop/1280x720/akdenizmanset-com-tr/uploads/2026/05/6a02e39c7d14dcf645253203.webp" type="image/jpeg" length="65716"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Geniz eti büyümesi çocukların gelişimini olumsuz etkiliyor’]]></title>
      <link>https://www.akdenizmanset.com.tr/geniz-eti-buyumesi-cocuklarin-gelisimini-olumsuz-etkiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.akdenizmanset.com.tr/geniz-eti-buyumesi-cocuklarin-gelisimini-olumsuz-etkiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ağzı açık uyuyan, horlayan ve sık sık kulak-burun enfeksiyonu geçiren çocuklarda geniz eti büyümesinin sağlık sorunlarına yol açabildiğini belirten Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ömer Faruk Çalım, “Özellikle 2–7 yaş arasında sık görülen bu durum tedavi edilmediğinde çocukların fiziksel büyümesinden okul başarısına kadar tüm gelişimini olumsuz etkileyebiliyor” dedi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1></h1>

<p>Çocuklarda çok sık rastlanan geniz eti büyümesi, yalnızca basit bir burun tıkanıklığı ya da horlama sorunu olmakla kalmadığını ifade eden Medipol Mega Üniversite Hastanesi’nden Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ömer Faruk Çalım, “Kalitesiz uykuya bağlı olarak boy uzamasının durmasından, okul başarısındaki ani düşüşlere kadar birçok önemli sorunu beraberinde getiriyor” diye konuştu. Prof. Dr. Çalım, geniz etinin bağışıklık sisteminin doğal bir parçası olduğunu ancak aşırı büyüdüğünde çocuğun yaşam kalitesini ciddi şekilde tehlikeye attığını belirtti.</p>

<p><strong>‘BÜYÜME BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİN YANITI’</strong></p>

<p>Geniz eti, burnun arka bölümünde, kulak, burun ve boğazın kesişim noktasında yer alan ve bağışıklık sisteminin bir parçası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Çalım, “Bademciklerle birlikte vücudu virüs ve bakterilere karşı korumaya yardımcı olur. Ancak alerjik rinit, sık geçirilen üst solunum yolu enfeksiyonları, genetik yatkınlık, reflü ve ağızdan solunum gibi nedenlerle geniz eti normalden fazla büyüyebilir. Geniz eti büyümesi aslında bağışıklık sisteminin bir yanıtıdır. Geniz eti, vücudun mikroorganizmaları tanımasına yardımcı olur. Ancak bazı çocuklarda bu yanıt aşırı hale gelerek solunum yollarını tıkayacak boyutlara ulaşabiliyor” dedi.</p>

<p><strong>‘EN SIK BELİRTİLER AĞIZDAN SOLUNUM VE HORLAMA’</strong></p>

<p>Geniz eti büyümesinde en sık karşılaşılan şikâyetlerin ağızdan nefes alma, ağız açık uyuma ve horlama olduğunu belirten Prof. Dr. Çalım, bu tabloya zamanla farklı sağlık sorunlarının da eşlik edebileceğini söyledi. Prof. Dr. Çalım, “Burun tıkanıklığına bağlı burun akıntısı, sık hapşırık, orta kulak iltihabı ve sinüzit gibi problemler geniz eti büyümesinin yol açtığı diğer sorunlar arasında yer alıyor” dedi. Özellikle son yıllarda geniz eti büyümesinin çocuklarda uyku apnesininönemli nedenlerinden biri haline geldiğine dikkat çeken Prof. Dr. Çalım, gece uykusunun sık bölünmesinin çocukların günlük yaşamını doğrudan etkilediğini ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>‘UYKU BOZUKLUĞU GELİŞİMİ DE ETKİLİYOR’</strong></p>

<p>Geniz eti büyümesinin yalnızca solunumla ilgili bir sorun olmadığını ifade eden Prof. Dr. Çalım, “Uyku sırasında salgılanan büyüme hormonlarının düzeni bozulabiliyor. Bu da çocuklarda büyüme ve gelişme geriliğine yol açabiliyor” dedi. Uyku kalitesinin düşmesinin öğrenme güçlüğü, dikkat eksikliği ve okul başarısında azalma gibi sonuçlar doğurabildiğini belirten Çalım, ağızdan solunuma bağlı olarak diş, çene ve damak yapısında bozulmaların da gelişebileceğini söyledi.</p>

<p><strong>‘TANI AŞAMALI OLARAK KONULUYOR’</strong></p>

<p>Geniz eti büyümesinin tanısının birkaç aşamada konulduğunu belirten Prof. Dr. Çalım, ilk olarak çocuğun şikâyetlerinin ayrıntılı şekilde değerlendirildiğini söyledi. Klinik değerlendirme sonrası endoskopik yöntemlerle geniz etinin büyüklüğünün net olarak görülebildiğini ifade eden Çalım, işitme ve kulak basınç testleriyle orta kulak fonksiyonlarının da mutlaka kontrol edildiğini ifade etti.</p>

<p><strong>‘CERRAHİ TEDAVİ KISA VE GÜVENLİ’</strong></p>

<p>Geniz eti ameliyatlarının günümüzde endoskopik ve modern tekniklerle yapıldığını belirten Prof. Dr. Çalım, “Kanama riski düşük, ortalama 15–20 dakika süren ve aynı gün taburcu olunabilen bir ameliyattır” dedi. Ameliyat sonrası birkaç gün yumuşak ve soğuk gıdalar önerildiğini ifade eden Çalım, çocukların kısa sürede normal hayatlarına ve okula dönebildiğini vurgulayarak sözlerini tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.akdenizmanset.com.tr/geniz-eti-buyumesi-cocuklarin-gelisimini-olumsuz-etkiliyor</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 19:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://akdenizmansetcomtr.teimg.com/crop/1280x720/akdenizmanset-com-tr/uploads/2026/05/6a02cd7c7d14dcf645253104.webp" type="image/jpeg" length="21904"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Göğsünden ameliyatla 7 kilo 750 gram kitle çıkarıldı]]></title>
      <link>https://www.akdenizmanset.com.tr/gogsunden-ameliyatla-7-kilo-750-gram-kitle-cikarildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.akdenizmanset.com.tr/gogsunden-ameliyatla-7-kilo-750-gram-kitle-cikarildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sivas Cumhuriyet Üniversitesi (SCÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi'nde gerçekleştirilen ameliyat ile Saniye Elmalı'nın (77) göğsünden 7 kilo 750 gram ağırlığında kitle çıkarıldı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Saniye Elmalı, yaşam kalitesini olumsuz etkileyen göğüs kısmındaki kitle için SCÜ Tıp Fakültesi Hastanesi'ne başvurdu. Burada Göğüs Cerrahisi, Genel Cerrahi ile Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi ekipleri tarafından muayene edilen Elmalı, ameliyata alındı. Elmalı'nın göğsünden 7 kilo 750 gram kitle çıkarıldı.</p>

<p><a href="javascript:;" rel="nofollow"><img alt="Göğsünden ameliyatla 7 kilo 750 gram kitle çıkarıldı" src="https://image.dha.com.tr/i/dha/75/770x0/6a033e08ce3eb91b24a1f012.jpg" /></a></p>

<p></p>

<p><strong>'AMELİYATIMIZ BAŞARIYLA TAMAMLANDI'</strong></p>

<p>Hastanın uzun süre göğüs duvarında bulunan büyük kitle ile yaşamını sürdürdüğünü belirten Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı'ndan Dr. Öğr. Üyesi Mahmut Özbey, ameliyat hakkında bilgi verdi. Özbey, "Bu tür göğüs duvarı tümörleri nadir görülen olgulardır. Hastamız uzun yıllardır bu kitleyle yaşamış ve daha sonra kliniğimize başvurmuştur. Yapılan değerlendirmelerin ardından cerrahi müdahale kararı aldık. Ancak bu tür büyük ve kompleks ameliyatlar ekip çalışmasını gerektirir. Göğüs Cerrahisi, Genel Cerrahi ile Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi ekipleriyle multidisipliner bir yaklaşım sergiledik. Ameliyatımız başarıyla tamamlandı ve hastamızın genel durumu oldukça iyi" dedi.</p>

<p>Genel Cerrahi Anabilim Dalı'ndan Prof. Dr. Sinan Soylu ise "Hastamızda sağ göğüs bölgesinde, kaburga travmasına bağlı geliştiği düşünülen ve göğüs duvarını etkileyen büyük bir kitle mevcuttu. Göğüs Cerrahisi ile Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi ekipleriyle planlı bir operasyon gerçekleştirdik. Oldukça kapsamlı bir cerrahiydi ancak ekip uyumu sayesinde operasyon başarıyla tamamlandı" diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p><strong>'ARTIK DAYANACAK GÜCÜM KALMAMIŞTI'</strong></p>

<p>Sağlığına kavuşan Saniye Elmalı ise "Uzun yıllardır bu rahatsızlıkla yaşıyordum. Artık dayanacak gücüm kalmamıştı. Hocam ve tüm ekibe minnettarım. Derdimden kurtardılar, hepsinden Allah razı olsun" ifadelerini kullandı.</p>

<p><a href="javascript:;" rel="nofollow"><img alt="Göğsünden ameliyatla 7 kilo 750 gram kitle çıkarıldı" src="https://image.dha.com.tr/i/dha/75/770x0/6a033e08ce3eb91b24a1f010.jpg" /></a></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.akdenizmanset.com.tr/gogsunden-ameliyatla-7-kilo-750-gram-kitle-cikarildi</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 19:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://akdenizmansetcomtr.teimg.com/crop/1280x720/akdenizmanset-com-tr/uploads/2026/05/6a033ddcce3eb91b24a1f00e.webp" type="image/jpeg" length="20937"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Türkiye’de tuz tüketimi sınırın 2-3 katı üzerinde’]]></title>
      <link>https://www.akdenizmanset.com.tr/turkiyede-tuz-tuketimi-sinirin-2-3-kati-uzerinde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.akdenizmanset.com.tr/turkiyede-tuz-tuketimi-sinirin-2-3-kati-uzerinde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aşırı tuz tüketiminin vücutta birçok sistemi olumsuz etkilediğini belirten Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Sünbül, “Ülkemizde yapılan çalışmalar günlük ortalama tuz tüketiminin 10-15 gram civarında olduğunu gösteriyor. Bu da önerilen sınırın yaklaşık 2-3 katı anlamına geliyor” dedi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de tuz tüketiminin önerilen sınırların üzerinde seyrettiğine dikkat çeken İstinye Üniversitesi Liv Hospital Topkapı Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Sünbül, aşırı tuz alımının özellikle kalp ve damar sağlığı üzerinde ciddi riskler oluşturduğunu belirtti.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün erişkinler için günlük tuz tüketimini 5 gramın altında önerdiğini hatırlatan Prof. Dr. Sünbül, Türkiye’de bu miktarın oldukça aşıldığını vurgulayarak, “Ülkemizde yapılan çalışmalar günlük ortalama tuz tüketiminin 10-15 gram civarında olduğunu gösteriyor. Bu da önerilen sınırın yaklaşık 2-3 katı anlamına geliyor ve önemli bir halk sağlığı sorunu oluşturuyor” diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>‘KALP VE BÖBREK SAĞLIĞINI DOĞRUDAN ETKİLİYOR’</strong></p>

<p>Aşırı tuz tüketiminin vücutta birçok sistemi olumsuz etkilediğini ifade eden Prof. Dr. Sünbül, özellikle hipertansiyonun en önemli nedenlerinden biri olduğuna dikkat çekti. Prof. Dr. Sünbül, “Tuz tüketimi arttıkça vücutta sodyum ve su tutulumu artar. Bu durum damar içi hacmi yükselterek kan basıncının artmasına neden olur. Uzun vadede kalp kasında kalınlaşma, koroner arter hastalığı, kalp yetersizliği, inme ve kronik böbrek hastalığı gibi ciddi tablolar ortaya çıkabilir” dedi.</p>

<p>Prof. Dr. Sünbül, yüksek tuz tüketiminin yalnızca kalp-damar hastalıklarıyla sınırlı kalmadığını; osteoporoz ve mide kanseri ile de ilişkili olabileceğini belirtti.</p>

<p><strong>‘GIDA TERCİHLERİ GÖZDEN GEÇİRİLMELİDİR’</strong></p>

<p>Toplumda tuz tüketiminin genellikle sofrada eklenen tuzla ilişkilendirildiğini ancak asıl riskin işlenmiş gıdalardan geldiğini belirten Prof. Dr. Sünbül, “Toplam tuz alımının yaklaşık yüzde 70-80’i işlenmiş ve paketli gıdalardan sağlanıyor. Ekmek, peynir, zeytin, şarküteri ürünleri, hazır çorbalar, soslar ve fast-food ürünler en önemli gizli tuz kaynaklarıdır. Sofrada eklenen tuzun payı ise oldukça düşüktür. Bu nedenle yalnızca tuzluğu kaldırmak yeterli değildir. Gıda tercihlerinin de gözden geçirilmesi gerekir” dedi.</p>

<p><strong>‘ÇOCUKLUKTA BAŞLAYAN ALIŞKANLIKLAR GELECEĞİ ETKİLİYOR’</strong></p>

<p>Çocukluk döneminde yüksek tuz tüketiminin uzun vadeli sağlık risklerini artırdığına dikkat çeken Prof. Dr. Sünbül, “Erken yaşta fazla tuz tüketimi kan basıncını yükseltir ve erişkin dönemde hipertansiyon gelişme riskini artırır. Aynı zamanda çocuklarda tuzlu ve işlenmiş gıdalara yönelik tat alışkanlığı oluşur. Bu durum obezite, damar sertliği ve böbrek hastalıklarına zemin hazırlayabilir” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>‘TAT ALGISI KISA SÜREDE DEĞİŞİYOR’</strong></p>

<p>Tuz tüketimini azaltmanın zor olmadığını belirten Prof. Dr. Sünbül, vücudun bu değişime hızla uyum sağladığını söyledi. Prof. Dr. Sünbül, “Bilimsel çalışmalar, tuz alımı azaltıldığında 2-4 hafta içinde tat algısının değiştiğini gösteriyor. Bu süreçte bireyler daha az tuzlu yiyecekleri yeterli bulmaya başlar ve eski alışkanlıklar fazla tuzlu gelir” diye konuştu.</p>

<p><strong>‘TUZUN TÜRÜ DEĞİL, MİKTARI ÖNEMLİ’</strong></p>

<p>Kaya tuzu, deniz tuzu ya da Himalaya tuzu gibi alternatiflerin daha sağlıklı olduğu yönündeki yaygın inanışa da değinen Prof. Dr. Sünbül, “Bu tuzların tamamı büyük oranda sodyum klorür içerir. Kardiyovasküler açıdan belirleyici olan tuzun türü değil, miktarıdır. Ancak iyotlu tuz kullanımı, iyot eksikliğini önlemek açısından önemlidir” dedi.</p>

<p><strong>‘GÜNLÜK HAYATTA ALINABİLECEK ÖNLEMLER’</strong></p>

<p>Tuz tüketimini azaltmanın sanıldığı kadar zor olmadığını belirten Prof. Dr. Sünbül, günlük yaşamda uygulanabilecek pratik önerileri şöyle sıraladı:</p>

<p>“İşlenmiş gıdaları azaltmak, alışverişte etiketleri okuyarak düşük sodyumlu ürünleri tercih etmek, yemeklerde tuzu kademeli olarak azaltmak, lezzeti baharatlar ve doğal aromalarla artırmak, tuzluk kullanmamak ve dışarıda yemek yerken ‘az tuzlu’ tercih etmek tuz alımını önemli ölçüde düşürür.”</p>

<p>Prof. Dr. Sünbül, kalp ve böbrek sağlığını korumak için en etkili adımın tuz tüketimini azaltmak olduğunu belirterek, “Küçük değişiklikler, uzun vadede büyük sağlık kazanımları sağlar. Önemli olan sürdürülebilir bir alışkanlık geliştirmektir” diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.akdenizmanset.com.tr/turkiyede-tuz-tuketimi-sinirin-2-3-kati-uzerinde</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 20:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://akdenizmansetcomtr.teimg.com/crop/1280x720/akdenizmanset-com-tr/uploads/2026/05/6a0176b06b59e5ac4ad8ea78.webp" type="image/jpeg" length="77933"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Oytun Erbaş’tan hantavirüs açıklaması]]></title>
      <link>https://www.akdenizmanset.com.tr/prof-dr-oytun-erbastan-hantavirus-aciklamasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.akdenizmanset.com.tr/prof-dr-oytun-erbastan-hantavirus-aciklamasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Oytun Erbaş, son günlerde gündeme gelen hantavirüsle ilgili, "İnsandan insana bulaşmıyordu. Bir tane varyantı var, o da Andes varyantı. Bunu çok duyacağınızı öğrenin. Bu And-v virüsü insandan insana bulaşıyor. Ama nasıl bulaşıyor, yakın temasla" dedi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. Oytun Erbaş, son günlerde gündeme gelen hantavirüse ilişkin açıklamalarda bulundu. TGRT Haber’de canlı yayına katılan Erbaş, virüsün varyantlarından ve bulaşma yollarından bahsetti. Erbaş, "Hantavirüs bütün dünyada normalde görülen bir virüstü. Normalde hantavirüs kemirgenlerden bulaşıyor. Fare, hamster, sincap bu farelerin tükürüğünde var. Amerika’da bu salgın nasıl oluyordu eskiden. Amerika’da bir kadın kileri süpürür, kilere bizim fare dışkısını yapmıştır. Dışkı kurumuştur, süpürürken de onu solur. Amerika’da şöyle derlerdi; kilerde fare varsa yeri ıslat kalkmasın diye. Kilerleri elektrik süpürgesiyle süpürme. Neden? Çekiyorsun virüs elektrik süpürgesinden çıkıyor. Bu kadın süpürdükten tam 25-30 gün sonra ateşle başlar, bulantı kusma ve sırt ağrısı. Asla farenjit burun akıntısı yapmaz. Direk öksürük yapar. Öksürük ikinci günde seni entübe eder. Öksürürken nefes darlığı olur ve akciğer su toplar. Kendi suyunda boğulursun. Akciğer ödemi diyoruz. Hastaların yüzde 50’si entübe olup ölürdü. İlacı yok. Sadece converesan plazma dediğimiz eskiden hantadan kurtulmuş birinin plazmasını hastaya verdik mi hastanın kurtulma ihtimali yüzde 70’lere çıkar" dedi.</p>

<p>Hantavirüsün bulaşma yollarına değinen Erbaş, "Hantavirüs normalde kimden bulaşıyor? Fareden. İnsandan insana bulaşmıyordu. Bir tane varyantı var, o da Andes varyantı. Bunu çok duyacağınızı öğrenin. Bu And-v virüsü insandan insana bulaşıyor. Ama nasıl bulaşıyor, yakın temasla. Buradaki adı, hanta değil artık, hantanın en az 50 alt tipi var. And virüs, Andes virüs. Bu yeni bir virüs. Normalde hiçbir hantta insandan insana bulaşmıyor. Ama bu And-v bulaşıyor, Andes varyantı. Onun için bunu çok duyacaksınız. Bu sene değil, seneye de duyacaksınız, öbür sene de duyacaksınız. Bu bir gün, patlayacak. Çünkü bu, 2018 yılında patladı, bir seyahat gemisinde oldu. İki tane kapma olabilir, Arjantin’den orada aralarından gezinirken farelerin ve sincapların dışkılarını mı soludular, olabilir? İki, bazen de fare geminin içine girer. O zaman gemide fare olursa, onların dışkısı-idrarından bazen de ısırıklarından da bulaşabilir. Ama bunlar gemide fare yok diyorlar. Diyorlar ki, bunlar Arjantin’den kuş gözlemi yaparken kaptı. Peki nasıl bulaşıyor, çok yakın temasta bulaşıyor. Öksürük, aksırıkla ve cinsel ilişkiyle bulaşıyor, vücut salgınından bulaşıyor" diye konuştu.</p>

<p><strong>"Amerika’da Meriland’da askeri birliklerde aşısı denendi"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bunun yeni bir salgın olduğunu ve aşısı üzerinde daha önce çalışmalar yapıldığını söyleyen Erbaş, "Şu an vaka sıfır diyorlar. Vaka sıfırın bir özelliği, süper bulaştırıcı, hiper bulaştırıcı denen bir şey var. Normal bir salgın sırasında, bir bulaştırma olayı 8-10 kişiye yayarken, süper bulaştırıcılar 100 kişiye yayıyor. Sıkıntı şu, eğer bu insanlar süper bulaştırıcı ise o zaman yandı. Bir de virüsün inkübasyon dediğimiz, bir belirti vermeden durduğu dönem, 1 ila 6 hafta bazen 8 hafta bir süreç ve 60 güne kadar çıkabiliyor. Yeni bir virüsle karşı karşıyayız, ne halt yediğini bilmiyoruz. Ama Amerikan askerleri bunları Kuzey Amerika’da biliyordu o bölgede. Amerika’da bunun aşısı denendi, Meriland’da, askeri birliklerde. Bunun aşısının bir özelliği var, hiç iğneyi sokmadan, karşıdan tabancayla yapıyorlar, püskürtmeli. Asker kolunu açar, püskürtmeyle 0,5 milimetre basıyor, şak diye aşı içeri giriyor. Bu aşıların yayınları yapılmıştı. Bu, aslında geleceği biliniyordu. Dünyada hanta, solonum virüsü, lassa ateşi, o da farelerden bulaşır, ebola ve birkaç tane marburg gibi virüsler, bunlar Biyogüvenlik Seviyesi 4 (BSL 4) laboratuvarlarda çalışılıyordu. Hatta Çin’de bir laboratuvar 4 virüsü birbirine kenetleyip, yeni bir hibrit virüs yaptım diye yayını yaptı. Böyle bir sıkıntı oldu" ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>"Belli gen grubunu öldürüyor"</strong></p>

<p>Virüsün belli gen grubunu öldürdüğünü belirten Erbaş, "Hanta virüsünü insandan insana bulaştıran bir varyantıyla beraberiz. Hoş bir şey değil, bir şeyler geliyor demektir. Çok ölümcül bir virüs olduğu biliyoruz. Bir ilaç var, deneniyor ama etkisi çok sınırlı. Bir de bir özelliği daha var. Yaşlıları çok öldürüyor, 70 yaş ve üstü. İki, ek hastalığı olanları çok öldürüyor. Diyabet, koah, akciğer hastalığı olanları çok öldürüyor. Bir de HLA-B8 varsa, belli gen grubunu öldürüyor. Kim bunlar? Tip-1 diyabetliler, çölyaklılar, romatolotojik hastalığı olanlar, haşimatolar, gravesleri bunları çok öldürüyor" şeklinde konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Güncel, Sağlık</category>
      <guid>https://www.akdenizmanset.com.tr/prof-dr-oytun-erbastan-hantavirus-aciklamasi</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 22:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://akdenizmansetcomtr.teimg.com/crop/1280x720/akdenizmanset-com-tr/uploads/2026/05/cf99b416-7468-469c-af98-eeb5b88e608b-frame-at-3m23s-1778269921.jpg" type="image/jpeg" length="34345"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Lüks yolcu gemisinde görülen hantavirüsün kronolojisi]]></title>
      <link>https://www.akdenizmanset.com.tr/luks-yolcu-gemisinde-gorulen-hantavirusun-kronolojisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.akdenizmanset.com.tr/luks-yolcu-gemisinde-gorulen-hantavirusun-kronolojisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Atlas Okyanusunda seyreden lüks yolcu gemisinde hantavirüsten etkilenen ilk kişi, 6 Nisan'da belirti göstermeye başlayan ve 11 Nisan'da hayatını kaybeden Hollandalı erkek yolcu oldu. Virüs, Güney Afrika'da yoğun bakımda olan İngiliz hasta üzerinde yapılan testin 2 Mayıs'ta pozitif sonuçlanmasıyla ilk kez tespit edildi. Birçok ülke, yolcuların ve yakın temaslılarının izini sürmeye devam ediyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Arjantin'den çoğunluğu İngiliz, Amerikalı ve İspanyol olmak üzere 140'tan fazla yolcu ve mürettebat ile Afrika'nın batısındaki Cabo Verde'ye (Yeşil Burun Adaları) gittiği sırada hantavirüse bağlı 3 ölümün yaşandığı Hollanda bayraklı lüks MV Hondius yolcu gemisi, tahliye için Kanarya Adaları'na doğru ilerliyor. Birçok ülke virüsten etkilenen yolcuların ve yakın temaslılarının izini sürmeye devam ederken, salgının kronolojisi şöyle gelişti:<br />
<br />
<strong>1 Nisan</strong></p>

<p>Gemi, Arjantin'in en güneyindeki Ushuaia'dan yola çıktı. Planlanan duraklar arasında Antarktika ve Güney Atlantik Okyanusu'ndaki birkaç izole ada bulunuyor.<br />
<br />
<strong>6 Nisan</strong></p>

<p>70 yaşındaki Hollandalı bir adam, gemide ateş, baş ağrısı ve hafif ishal şikayetleriyle hastalandı. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre adam ve eşi, gemiye binmeden önce Ushuaia'da gezi yaptı ve Arjantin ile Şili'nin başka yerlerini de ziyaret etti.<br />
<br />
<strong>11 Nisan</strong></p>

<p>Hollandalı adam, solunum güçlüğü yaşamaya başladı ve gemide hayatını kaybetti. Geminin bağlı olduğu şirkete göre ölüm nedeni o sırada belirlenemedi.<br />
<br />
<strong>15 Nisan</strong></p>

<p>Gemi, Güney Atlantik'te İngiliz toprağı olan ıssız Tristan da Cunha takımadalarında durduğunda 6 kişi daha yolculuğa katıldı. Hollandalı adamın cansız bedeni gemide kalmaya devam etti.<br />
<br />
<strong>24 Nisan</strong></p>

<p>Hayatını kaybeden Hollandalı adamın cenazesi, aynı İngiliz topraklarının bir parçası olan Saint Helena Adası'nda gemiden indirildi. Eşi ve 20'den fazla yolcu da gemiden indi. Saint Helena Adası, gemideki bazı yolcular için yolculuğun son durağı oldu.<br />
<br />
<strong>25 Nisan</strong></p>

<p>Hollandalı adamın hastalık belirtileri gösteren eşi, St. Helena'dan uçakla Güney Afrika'ya geçti. Havayolu şirketine göre uçakta 88 yolcu ve mürettebat üyesi bulunuyordu. Gemiden inenlerin kaçının bu uçuşa katıldığı ise henüz belli değil.<br />
<br />
<strong>26 Nisan</strong></p>

<p>Hollandalı kadın, ülkesine dönmek için başka bir uçağa binmeye çalışırken havaalanında fenalaşarak, kaldırıldığı hastanede (Güney Afrika'da) hayatını kaybetti.<br />
<br />
<strong>27 Nisan</strong></p>

<p>St. Helena'dan ayrılan gemide 3'üncü bir yolcunun daha hastalandığı fark edildi. İngiliz vatandaşı olan adam, Atlas Okyanusu'nun güneyinde İngiltere'ye bağlı Ascension Adası'na tahliye edildi. Daha sonra Güney Afrika'ya götürülen İngiliz hasta, bir hastanenin yoğun bakım ünitesine alındı. Adamın yüksek ateşi, nefes darlığı ve hantavirüs kaynaklı zatürre belirtileri olduğu öğrenildi.<br />
<br />
<strong>28 Nisan</strong></p>

<p>Gemi, Afrika'nın batı kıyısındaki Yeşil Burun Adaları'na doğru yol alırken Alman bir kadın yolcu da gemide hastalandı.<br />
<br />
<strong>2 Mayıs</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Alman kadın, ilk yolcunun rahatsızlanmasından yaklaşık 1 ay sonra gemide hayatını kaybetti. Bu, 3'üncü ölüm vakası oldu. Aynı gün Güney Afrika sağlık yetkilileri, yoğun bakımda bulunan İngiliz bir adam üzerinde yapılan testin pozitif çıktığını duyurdu. Bu, hantavirüsün ilk tespiti oldu.<br />
<br />
<strong>3 Mayıs</strong></p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü, yolcu gemisinde hantavirüs salgını şüphesiyle ilgili harekete geçtiğini ve geminin Yeşil Burun Adaları sularına ulaştığını açıkladı.<br />
<br />
<strong>4 Mayıs</strong></p>

<p>Güney Afrika sağlık yetkilileri, havaalanında fenalaşarak hayatını kaybeden Hollandalı kadının hantavirüs testinin ölümünden sonra pozitif çıktığını belirtti. İngiliz hastanın testinin pozitif çıkmasının ardından Hollandalı kadının cansız bedeninde de test yapılmasına karar verilmişti. Dünya Sağlık Örgütü, gemideki durumu "salgın" olarak değerlendirmeye başladı.<br />
<br />
<strong>5 Mayıs</strong></p>

<p>Yolcu gemisi, daha fazla hastayı tahliye edip, diğer yolcuların ve mürettebat üyelerinin karaya çıkmasına izin verilip verilmeyeceği konusunda Yeşil Burun Adaları yetkilileriyle çıkmaza girdi. Yeşil Burun Adaları yetkilileri, yardım etmek için gemiye sağlık çalışanları gönderirken, ancak kimsenin karaya çıkamayacağını bildirdi. Gemideki 2 mürettebat, geminin doktoru da dahil olmak üzere ciddi şekilde hasta ve bir başka kişi de gözetim altında tutuluyor.<br />
<br />
<strong>6 Mayıs</strong></p>

<p>Bu 3 kişiden 2'si, hantavirüs testi pozitif çıktıktan sonra gemiden tahliye edilerek Avrupa'daki hastanelere götürüldü. Daha sonra İspanya, gemiyi kabul edeceğini açıkladı. Gemi, İspanya'nın Kanarya Adaları'na doğru yola çıktı. İsviçre'deki yetkililer, St. Helena'da daha önce gemiden inen 1 adamda daha hantavirüs testinin pozitif çıktığını açıkladı. Böylece teyit edilen vaka sayısı 5'e yükseldi.<br />
Güney Afrika ve İsviçre'deki sağlık yetkilileri, bunun insandan insana bulaştığı düşünülen tek hantavirüs olan Andes virüsü olduğunu belirtti. Bu virüs, Güney Amerika'da özellikle Arjantin ve Şili'de görülüyor.<br />
<br />
<strong>7 Mayıs</strong></p>

<p>İsviçre, İngiltere, Hollanda, Fransa, Singapur, Güney Afrika ve diğer ülkelerdeki sağlık yetkilileri, daha önce yolcu gemisinden ayrılan kişileri karantinaya alıyor ve gemideki yolcularla temas etmiş olabilecek kişilerin izini sürüyor. Dünya Sağlık Örgütü, halk için riskin düşük olduğunu belirterek, salgının Covid-19 pandemisine benzemediğini vurguluyor.</p>

<p><img alt="Atlas Okyanusu&amp;#039;ndaki lüks yolcu gemisinde görülen hantavirüsün kronolojisi" height="425" src="https://cdn.iha.com.tr/Contents/26-05/08/0820.jpg" width="850" /></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Güncel, Sağlık</category>
      <guid>https://www.akdenizmanset.com.tr/luks-yolcu-gemisinde-gorulen-hantavirusun-kronolojisi</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 18:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://akdenizmansetcomtr.teimg.com/crop/1280x720/akdenizmanset-com-tr/uploads/2026/05/ekran-resmi-2026-05-08-190052.png" type="image/jpeg" length="36206"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Profesör açıkladı: "Hantavirüs, kemirgenlerden bulaşıyor"]]></title>
      <link>https://www.akdenizmanset.com.tr/profesor-acikladi-hantavirus-kemirgenlerden-bulasiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.akdenizmanset.com.tr/profesor-acikladi-hantavirus-kemirgenlerden-bulasiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, hantavirüsün kemirgenlerden bulaştığını belirterek, sokak hayvanlarının özellikle fare ve sıçan popülasyonunun kontrolünde önemli rol oynadığını söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Atlantik Okyanusu’nda seyreden bir yolcu gemisinde ortaya çıkan şüpheli hantavirüs vakalarının ardından açıklamalarda bulunan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, virüsün bulaşma yolları ve alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi. Hantavirüsün esas olarak fare ve sıçan gibi kemirgenler aracılığıyla taşındığını ifade eden Özkaya, insanların ise kemirgen dışkısı, idrarı veya yuva kalıntılarının bulunduğu ortamlarda havaya karışan virüs parçacıklarını soluyarak enfekte olabileceğini kaydetti. Özkaya, özellikle uzun süre kapalı kalan kulübe, ahır, çatı katı, garaj ve depo gibi alanların temizliği sırasında riskin arttığını belirterek, "Kurumuş kemirgen dışkıları süpürülürken ya da temizlik yapılırken havaya yayılan parçacıkların solunması bulaş açısından tehlike oluşturabilir" dedi.</p>

<p><strong>"İlk belirtiler grip ile karıştırılabiliyor"</strong></p>

<p>Hantavirüsün ilk belirtilerinin çoğu zaman grip ile karıştırıldığını ifade eden Özkaya, "Ateş, kas ağrısı, halsizlik, baş ağrısı, mide bulantısı ve kusma gibi belirtiler görülebilir. Bazı hastalarda süreç ilerlediğinde nefes darlığı, öksürük ve akciğerlerde sıvı birikimi gelişebilir. Özellikle kemirgen teması sonrası nefes darlığı yaşayan kişilerin vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurması gerekir" diye konuştu.</p>

<p><strong>"İnsandan insana bulaş riski yok denecek kadar az"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hantavirüsün çoğu vakada insandan insana bulaşmadığını vurgulayan Özkaya, salgın riskinin düşük olduğunu söyledi. Türkiye açısından büyük bir tehdit beklemediklerini belirten Özkaya, "Ülkemizde şehir yaşamında kemirgenlerle temas oldukça sınırlı. Kırsal bölgelerde ise sokak hayvanları kemirgen popülasyonunun kontrolünde önemli rol oynuyor. Bu nedenle hantavirüsün ülkemiz için ciddi bir salgın tehdidi oluşturacağını düşünmüyoruz" ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Uzmanından korunma önerileri</strong></p>

<p>Kemirgenlerin yaşam alanlarından uzak tutulmasının önemine değinen Özkaya, yiyeceklerin kapalı kaplarda saklanması, çöplerin açık bırakılmaması ve kemirgen giriş noktalarının kapatılması gerektiğini söyledi. Temizlik sırasında ise alanların önce havalandırılması, eldiven ve maske kullanılması gerektiğini belirten Özkaya, kurumuş dışkıların doğrudan süpürülmemesi gerektiği uyarısında bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.akdenizmanset.com.tr/profesor-acikladi-hantavirus-kemirgenlerden-bulasiyor</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 16:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://akdenizmansetcomtr.teimg.com/crop/1280x720/akdenizmanset-com-tr/uploads/2026/05/32014.jpg" type="image/jpeg" length="73675"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['İnme yalnızca tedavi edilen değil, önlenebilen bir sağlık sorunudur']]></title>
      <link>https://www.akdenizmanset.com.tr/inme-yalnizca-tedavi-edilen-degil-onlenebilen-bir-saglik-sorunudur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.akdenizmanset.com.tr/inme-yalnizca-tedavi-edilen-degil-onlenebilen-bir-saglik-sorunudur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Girişimsel Nöroloji Uzm. Dr. Elif Sarıönder Gencer, 10 Mayıs İnme Farkındalık Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, inmenin yalnızca tedavi edilmesi gereken değil, aynı zamanda büyük ölçüde önlenebilen bir sağlık sorunu olduğunu vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Antalya'da inme hastalığına dikkat çekmek amacıyla açıklamalarda bulunan Memorial Antalya Hastanesi Girişimsel Nöroloji Bölümü'nden Uzm. Dr. Elif Sarıönder Gencer, inmenin nedenleri, risk faktörleri ve erken müdahalenin önemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>İnme riskini azaltmak büyük ölçüde kişinin elinde</strong></p>

<p>İnmenin çoğu zaman aniden geliştiğini ancak altta yatan risk faktörlerinin büyük bölümünün kontrol altına alınabileceğinin mümkün olduğunu belirten Uzm. Dr. Elif Sarıönder Gencer, 'Özellikle kontrolsüz yüksek tansiyon ve sigara kullanımı ülkemizde en sık görülen nedenler arasında yer almaktadır. Diyabet, yüksek kolesterol, obezite, hareketsiz yaşam, aşırı alkol tüketimi, düzensiz beslenme ve kalp ritim bozuklukları da inme riskini artıran önemli faktörler arasında bulunmaktadır. İnme çoğu zaman öncesinde sessiz ilerleyen damar risklerinin sonucudur. Düzenli sağlık kontrolleri, tansiyon, şeker ve kolesterol takibi, sigaranın bırakılması, sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivitenin artırılması ile inme riski belirgin şekilde azaltılabilir. Birden fazla risk faktörü bir araya geldiğinde risk katlanarak artar. Bu nedenle korunmada en etkili yaklaşım, tüm riskleri birlikte ele almaktır' dedi.</p>

<p><strong>Yaş ve genetik değiştirilemese de farkındalık hayat kurtarır</strong></p>

<p>İnmede ileri yaş, erkek cinsiyet, aile öyküsü ve daha önce geçirilmiş geçici iskemik atak gibi değiştirilemeyen risk faktörlerinin de önemli olduğunun altını çizen Gencer, 'Bu kişilerin daha yakından izlenmesi gerekir. Kalp hastalıkları, boyun damarlarında darlık, pıhtılaşma bozuklukları, hormonal etkenler, kronik stres ve bazı enfeksiyonlar da inme riskini artırabilir' şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>İnmede en kritik mesaj: Belirtileri tanıyın, zaman kaybetmeyin</strong></p>

<p>'İnme belirtileri genellikle aniden başlar' diyen Gencer, 'Erken fark edilen her dakikanın tedavi açısından büyük önem taşır. İnmede zaman beyindir. Müdahalede geçen her dakika, beyin hücrelerinde geri dönüşü olmayan kayıplara yol açabilir. Bu nedenle belirtiler başladığında beklemek, şikayetlerin geçmesini umut etmek ya da zaman kaybetmek çok ciddi sonuçlara neden olabilir' ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>İnmenin en sık görülen belirtileri</strong></p>

<p>İnmenin en sık görülen belirtilerini; yüzde ani kayma veya asimetri, kol ya da bacakta ani güçsüzlük ve uyuşma, konuşmada bozulma, peltekleşme ya da konuşulanı anlayamama, ani görme kaybı, denge kaybı veya yürüme bozukluğu ile ani başlayan şiddetli baş ağrısı olarak sıralayan Gencer, 'Bu belirtilerden biri bile görüldüğünde vakit kaybetmeden 112 Acil aranmalıdır. Çünkü hızlı başvuru, tedavi şansını belirleyen en önemli unsurdur' dedi.</p>

<p><strong>Erken müdahale kalıcı sakatlık riskini azaltıyor</strong></p>

<p>Girişimsel nöroloji alanındaki gelişmeler sayesinde, özellikle damar tıkanıklığına bağlı inme tablolarında uygun hastalara zamanında müdahale edilebildiğini belirten Gencer, 'Erken tanı ve doğru tedaviyle inme sonrası gelişebilecek kalıcı kayıplar azaltılabilir. İnme sonrası sakatlık ani, beklenmedik ve kalıcı olabilir. Ancak bu tablo her zaman kaçınılmaz değildir. Hastanın doğru zamanda, doğru merkezde, uygun tedaviye ulaşması; yaşamını, hareket kabiliyetini ve konuşmasını koruma açısından belirleyici olabilir. İnme artık yalnızca sonucu kabullenilen bir hastalık değildir; erken müdahaleyle seyri değiştirilebilen bir acildir' dedi.</p>

<p><strong>İlk saatler hayati önem taşıyor</strong></p>

<p>'Belirtilerin başlamasından sonraki ilk saatler kritiktir' diyen Gencer, 'Özellikle ilk 4,5 saat çok önemlidir. Ancak bazı hastalarda ileri değerlendirmelerle daha geç dönemde de uygun tedavi seçenekleri vardır. Bu nedenle 'geç kaldım' düşüncesiyle beklenmemesi, her inme şüphesinde mutlaka en kısa sürede hastaneye başvurulması gerekir' diye konuştu.</p>

<p><strong>Toplumsal farkındalık tedavinin ilk adımıdır</strong></p>

<p>İnmenin yalnızca ileri yaş hastalığı olmadığını açıklayan Gencer, şöyle dedi:</p>

<p>'On yıllarda daha genç yaş gruplarında da daha sık görülmektedir. Toplumun her kesiminin inme belirtilerini bilmesi gerekmektedir. İnme tedavisinde başarı yalnızca hastanedeki müdahaleye değil, hastanın yakın çevresinin farkındalığına da bağlıdır. İnmeden korunmak da, inme geçirildiğinde kalıcı sakatlığı önlemek de mümkündür. Bunun için risk faktörlerini ciddiye almak, belirtileri tanımak ve zaman kaybetmeden doğru merkeze başvurmak gerekir. İnmede hızlı davranmak, hastanın geleceğini değiştirebilir.'</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.akdenizmanset.com.tr/inme-yalnizca-tedavi-edilen-degil-onlenebilen-bir-saglik-sorunudur</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 16:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://akdenizmansetcomtr.teimg.com/crop/1280x720/akdenizmanset-com-tr/uploads/2026/05/agency/iha/inme-yalnizca-tedavi-edilen-degil-onlenebilen-bir-saglik-sorunudur.jpg" type="image/jpeg" length="70998"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlardan ‘hantavirüs’ açıklaması: "Bulaştırıcılığı Covid kadar değil"]]></title>
      <link>https://www.akdenizmanset.com.tr/uzmanlardan-hantavirus-aciklamasi-bulastiriciligi-covid-kadar-degil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.akdenizmanset.com.tr/uzmanlardan-hantavirus-aciklamasi-bulastiriciligi-covid-kadar-degil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<blockquote>
<p>Sağlık Bakanlığı Türkiye’de pozitif hantavirüs vakası tespit edilmediğini açıklarken dünya gündemine oturan virüse ilişkin konuşan Klinik Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Funda Timurkaynak, "Gemideki bazı kişilerin 24 Nisan’da ayrıldığı ifade ediliyor. Türkiye dahil bu vakaların mutlaka karantinada olup topluma en azından 6 hafta karışmayıp bulgular açısından yakın takip edilmeleri uygun olur, bir şey olmaz diyemeyiz. İnsandan insana bulaş riski var. Salgın, herkesin endişesi bu, virüsün bulaştırıcılığı bir Covid ya da grip kadar değil. Bu virüse özgü antiviral tedavi yok, ağır bir viral hastalık, akciğer tutulumu yüzde 30-40 gibi bir ölüm oranıyla seyrediyor" dedi.</p>
</blockquote>

<p>Arjantin’den yola çıkan "MV Hondius" isimli gemiyle gündeme gelen hantavirüs "Salgın mı?" endişesini oluştururken Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, konuyla ilgili açıklama yaptı. Tedros Adhanom Ghebreyesus, ölümle anılan virüse ilişkin "8 vakadan 5’i hantavirüs olarak doğrulandı, diğer 3’ü ise şüpheli" ifadelerini kullanırken hastalığın ciddi olmasına rağmen halk sağlığı açısından risk seviyesinin düşük olarak değerlendirildiğini belirtti. DSÖ tarafından Türkiye dahil 12 ülkeye bilgilendirme yapılan hantavirüs konusunda Memorial Bahçelievler Hastanesi Klinik Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Funda Timurkaynak de bilgi verdi. Prof. Dr. Timurkaynak, gemiden inen yolcuların 6 haftalık kuluçka süresi boyunca topluma karışmaması gerektiğini söylerken Arjantin’de bir düğünde yakın temas yoluyla bulaşın olduğu bilgisini verdi.</p>

<p>[related-posts id="287107" color="bg-warning"][/related-posts]</p>

<p><strong>"Ülkemizde henüz pozitif vaka tespit edilmemiştir"</strong></p>

<p>Öte yandan Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamada sürecin titizlikle takip edildiği vurgulanırken, "Ülkemizde henüz pozitif vaka tespit edilmemiştir. Vatandaşlarımızın yalnızca resmi makamlar tarafından yapılan açıklamaları dikkate almaları, kamuoyunda dolaşıma giren doğrulanmamış bilgilere karşı dikkatli olmaları önem arz etmektedir. Bakanlığımız, halk sağlığını tehdit edebilecek her türlü bulaşıcı hastalığa karşı tarama, önleme, kontrol ve izleme çalışmalarını ilgili tüm birimleriyle kesintisiz şekilde sürdürmektedir" denildi.</p>

<p><strong>"Ağır bir viral hastalık, akciğer tutulumu yüzde 30-40 gibi bir ölüm oranıyla seyrediyor"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>‘Virüs kemirgenler aracılığıyla bulaşıyor’ diyerek sözlerine başlayan Prof. Dr. Funda Timurkaynak, "Kemirgenlerin idrar, dışkıları ya da dışkısının kontamine olduğu havanın solunması sırasında bulaşabiliyor. Bir türü var, şu anda salgından da sorumlu olan; Andes. Bu insandan insana bulaşabilen nadir bir alt türü. Avrupa’da ve Güney Amerika’da farklı klinik tablolarla seyrediyor. Arjantin’de kalkan gemide görülen salgındaki türü akciğer tutulumuyla giden, ateş, kas, eklem, baş ağrısı sanki bir grip başlangıcı gibi olup daha sonra akciğer tutulumu, yetmezlik, solunum sıkıntısı ve akciğerin deyim yerindeyse iflas etmesi ile sonuçlanan bir hastalık tablosu yapıyor. Avrupa’da ve Asya’da görülen formunda ise yine grip benzeri tabloyla başlamakla beraber böbrekleri tuttuğunu, yetmezlik ile gittiğini, diyaliz gerektirecek kadar böbrek fonksiyonlarını bozduğunu biliyoruz. Bu virüse özgü antiviral tedavi yok, böbrek tutulumu için kullanılan antiviral ilaç olmakla birlikte şu anda akciğer tutulumu için antiviral tedavimiz yok. Ağır bir viral hastalık, akciğer tutulumu yüzde 30-40 gibi bir ölüm oranıyla seyrediyor. Avrupa’da ve Asya’da görülen böbrek tutulumuyla giden daha iyi seyirli, yüzde 1 ila 15 gibi bir ölümden söz ediliyor. Solunum destek ihtiyacına hemen başlanması önemli. Bu vakalar bir gemide oldukları için böyle bir tıbbi yardım alamamışlardır muhtemelen ve bu hasta grupları genellikle ileri yaş dolayısıyla bütün bunlar hastalığın daha ağır geçmesine katkıda bulunuyor" dedi.</p>

<p><strong>"Arjantin’de düğünde bildirilen bir salgın var"</strong></p>

<p>‘Kuluçka süresi 6 haftaya kadar uzayabildiği için hastaların mutlaka izolasyonda olmaları lazım’ diyen Prof. Dr. Timurkaynak, "Örneğin; Amerika’da Teksas‘taki olgular karantinaya alınmış ve semptomları şu an için yok ama takip ediliyor. En az 6 hafta izolasyonda kalıp temas edecek olanların maskeyle hastaların yanına girmesi, el hijyeni gibi kişisel hijyen şartlarına kurallarına çok ciddi uyum gösterilmesi gerektiriyor. Arjantin’de bir düğünde bildirilen salgın var, yan yana oturan insanların virüsü aldığına dair elimizde bilgiler var. Yakın ve uzun süreli temastan mutlaka kaçınılması gerekiyor. Destek tedavinin erken, hızlıca başlanması hayat kurtarıcı olabilir, sıvı takviyeleri, solunum desteği gibi desteklerle hastalar takip ediliyor. Erken başvuru önemli. Kas, eklem, baş ağrısı gibi her türlü viral hastalıkta görebileceğimiz bulgular olduğu için hızlıca testlerinin istenmesi gerekiyor. Gemideki bazı kişilerin 24 Nisan’da ülkelerine ayrıldığı ifade ediliyor, Yeni Zelanda Amerika Türkiye dahil dolayısıyla bu vakaların mutlaka karantinada olup çok yakın izlenmesi gerekiyor" şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>"Çok ciddi bir takip gerektiriyor ki yangını olduğu yerde söndürelim"</strong></p>

<p><strong>Kemirgenlerle ilişkili alanlar veya salgısını bırakabileceği noktalarda yapılacak temizliğine yönelik konuşan Prof. Dr. Timurkaynak sözlerine şöyle devam etti:</strong></p>

<p>"Bu tür yerlerin temizliği sırasında toz oluşturan değil ıslak temizlik yapılması lazım çünkü havaya karışan damlacıkların solunmasıyla da virüs ne yazık ki alınabiliyor. Gıdaların kapalı ve bu kemirgenlerin ulaşamayacağı şekilde saklanması çok önemli. Hem vektör kontrolü hem vektörün dışkılarının bulaşabileceği ortamların çok iyi ve ıslak şekilde temizliğinin yapılması gerekir. Salgın, herkesin endişesi bu, virüsün bulaştırıcılığı bir Covid ya da grip virüsününki kadar değil. Mutasyona uğramıyor olması bir artı çünkü Covid‘de her seferinde yeni bir mutantla salgının alevlendiğini gördük. Dünya Sağlık Örgütü tarafından şu anda pandemi beklenmediğine ilişkin çok net bir mesaj verildi, vakalarla ilgili bilgi verildi, ülkeler uyarıldı. Temaslılarının takibi, yani bu kişi uçakla geliyor, o uçaktaki herkesin takibi semptom açısından oldukça önemli, çok ciddi bir takip gerektiriyor ki bu yangını olduğu yerde söndürelim."</p>

<p><strong>"En azından 6 hafta topluma karışmamalı, bir şey olmaz diyemeyiz"</strong></p>

<p>Hastalığın tanı sürecine yönelik bilgiler veren Prof. Dr. Timurkaynak, "Halk Sağlığı Viroloji laboratuvarımızda bu testler yapılıyor, antikor bakıyoruz, vücudunda virüse karşı antikor gelişmiş mi? Bir de PCR testi, kanda virüs miktarına bakarak hastalığın tanısı konuyor. Maske, mesafe gibi kişisel koruyucu önlemlerin alınması oldukça önemli. Covid bitti ama viral enfeksiyonlarla dansımız bitmedi. Çift, Arjantin’de kuş gözlemi yapıyor, gemiye biniyor. Eşi ve kendisi hastalanıyor, şu an koruyucu bir aşısı yok. Vakalar daha fazla da olabilir çünkü her hastada aynı şekilde seyretmiyor. Bu hastaların yoğun bakımda izlenmesi, solunumun çok iyi desteklenmesi gerekiyor. İnsandan insana bulaş riski var. Bu nedenle topluma en azından 6 hafta karışmayıp bulgular açısından yakın takip edilmeleri uygun olur, bir şey olmaz diyemeyiz. Yaşlı, altta yatan hastalığı olan hastalar ve de geç bir tablo, geç başvuru söz konusu olduğunda tıbbi destek doğal olarak azalıyor" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.akdenizmanset.com.tr/uzmanlardan-hantavirus-aciklamasi-bulastiriciligi-covid-kadar-degil</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 16:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://akdenizmansetcomtr.teimg.com/crop/1280x720/akdenizmanset-com-tr/uploads/2026/05/9570.jpg" type="image/jpeg" length="86037"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağlık Bakanlığı: "(Hantavirüs) Ülkemizde henüz pozitif vaka tespit edilmemiştir"]]></title>
      <link>https://www.akdenizmanset.com.tr/saglik-bakanligi-hantavirus-ulkemizde-henuz-pozitif-vaka-tespit-edilmemistir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.akdenizmanset.com.tr/saglik-bakanligi-hantavirus-ulkemizde-henuz-pozitif-vaka-tespit-edilmemistir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü, Türkiye’de hantavirüs vakasına rastlanmadığını açıkladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü, kamuoyunda gündem olan hantavirüs iddialarına ilişkin açıklama yaptı. Bilimsel esaslar doğrultusunda sürecin titizlikle takip edildiği vurgulanan açıklamada, "Ülkemizde henüz pozitif vaka tespit edilmemiştir. Vatandaşlarımızın yalnızca resmi makamlar tarafından yapılan açıklamaları dikkate almaları, kamuoyunda dolaşıma giren doğrulanmamış bilgilere karşı dikkatli olmaları önem arz etmektedir. Bakanlığımız, halk sağlığını tehdit edebilecek her türlü bulaşıcı hastalığa karşı tarama, önleme, kontrol ve izleme çalışmalarını ilgili tüm birimleriyle kesintisiz şekilde sürdürmektedir" denildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.akdenizmanset.com.tr/saglik-bakanligi-hantavirus-ulkemizde-henuz-pozitif-vaka-tespit-edilmemistir</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 16:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://akdenizmansetcomtr.teimg.com/crop/1280x720/akdenizmanset-com-tr/uploads/2026/05/hantavirus-1778240853.jpg" type="image/jpeg" length="96383"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[DSÖ: 8 vakanın 5'inin hantavirüs olduğu teyit edildi]]></title>
      <link>https://www.akdenizmanset.com.tr/dso-8-vakanin-5inin-hantavirus-oldugu-teyit-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.akdenizmanset.com.tr/dso-8-vakanin-5inin-hantavirus-oldugu-teyit-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, hantavirüs salgını yaşanan gemiye ilişkin, "8 vakanın 5'i hantavirüs olduğu teyit edildi, diğer 3'ü ise şüpheli vaka" dedi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, Atlantik Okyanusu'nda seyreden Hollanda bayraklı MV Hondius isimli yolcu gemisinde hantavirüs vakalarının tespit edilmesine ilişkin son duruma ilişkin İsviçre'nin Cenevre kentindeki DSÖ merkezinde bir basın toplantısı düzenledi. DSÖ Genel Direktörü Ghebreyesus, nadir görülen hantavirüs salgınının yaşandığı gemideki yolcular arasında, şimdiye kadar üçü ölümle sonuçlanan 8 vaka tespit edildiğini açıkladı. Ghebreyesus, "8 vakanın 5'i hantavirüs olduğu teyit edildi, diğer 3'ü ise şüpheli vaka" dedi.</p>

<p>Ghebreyesus, önceki hantavirüs salgınlarında insandan insana bulaşmanın yalnızca "uzun süreli yakın temas" durumlarında görüldüğünü ve bu vakada da durumun böyle olduğunu söyledi. Ghebreyesus, "İlk vaka, 6 Nisan'da belirti göstermeye başlayan ve 11 Nisan'da gemide hayatını kaybeden bir erkekti. Numune alınmadı ve belirtiler, diğer solunum yolu hastalıklarına benzediği için başlangıçta hantavirüsten şüphelenilmedi" şeklinde konuştu.<br />
DSÖ yetkilisine göre hayatını kaybeden yolcunun eşi, gemi Saint Helena'ya yanaştığında karaya çıktı ve kendisinde de belirtiler görüldü. Kadının durumu, 25 Nisan'da Güney Afrika'nın Johannesburg kentine yaptığı uçuş sırasında ağırlaştı ve ertesi gün hayatını kaybetti. Ghebreyesus, Güney Afrika'da alınan numunelerin vakanın hantavirüs olduğunu doğruladığını söyledi.<br />
<br />
<strong>"Daha fazla vaka ortaya çıkabilir"</strong></p>

<p>Ghebreyesus, DSÖ'nün yolcularla temas etmiş olabilecek ve semptom gösteren başka kişiler bulunduğu iddialarından haberdar olduğunu ve ilgili makamlarla temas halinde olduklarını açıkladı. DSÖ Genel Direktörü, hastalığın kuluçka süresinin altı haftaya kadar çıkabildiğini ifade ederek ilerleyen dönemde daha fazla vaka ortaya çıkabileceğine işaret etti.</p>

<p>Ghebreyesus, hastalığın ciddi olmasına rağmen "halk sağlığı açısından risk seviyesinin düşük" olarak değerlendirildiğini de sözlerine ekledi.<br />
<br />
<strong>Kanarya Adaları halkı için risk düşük</strong></p>

<p>Pazartesi günü İspanya Başbakanı Pedro Sanchez'den gemiyi kabul etmesini istediğini ve Sanchez'in bunu kabul ettiğini söyleyen Ghebreyesus, geminin şu anda İspanya'ya bağlı Kanarya Adaları'na doğru ilerlediğini söyledi. DSÖ Genel Direktörü, "İspanya'nın bu riski yönetme kapasitesine güveniyoruz ve bunu yapmaları için kendilerine destek veriyoruz" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ghebreyesus ayrıca, hantavirüsün ada halkı için oluşturduğu riski düşük olarak değerlendirdiklerini söyledi. DSÖ yetkilisi, halen gemide bulunan tüm yolculardan kamaralarında kalmalarını istediğini, semptom gösteren kişilere ise derhal izolasyona girme talimatı verildiğini açıkladı.<br />
<br />
<strong>Virüse yakalanan çiftin, virüs taşıyan farelerin bulunduğu alanları gezdiklerini söyledi</strong></p>

<p>Ghebreyesus, salgının başlangıcına ilişkin incelemelerin devam ettiğini ancak gemide görülen ilk iki vakanın görüldüğü çiftin, Arjantin'deki bir kuş gözlem gezisine katıldığını ve bu virüsü taşıyan farelerin görüldüğü yerleri ziyaret ettiklerinin belirlendiğini söyledi. Ghebreyesus ayrıca, DSÖ'nün çiftin hareketlerine ilişkin daha fazla bilgi elde edebilmek üzere Arjantinli yetkililerle çalıştığını açıkladı.<br />
<br />
<strong>"Bu Covid ya da influenza değil, çok farklı şekilde yayılıyor"</strong></p>

<p>Basın toplantısında söz alan bulaşıcı hastalık epidemiyologu Maria van Kerkhove, yetkililerin MV Hondius gemisindeki herkesin maske takmasını istediğini açıkladı. Van Kerkhove, hasta olduğundan şüphelenilen kişilerle temas eden ya da onların bakımını üstlenen kişilerin de koruyucu ekipman kullanması gerektiğini söyledi. Hantavirüsün ancak yakın insan teması yoluyla bulaştığını vurgulayan Kerkhove, "Bu Covid ya da influenza değil. Çok farklı bir şekilde yayılıyor" ifadelerini kullandı.<br />
<br />
<strong>"Bu, Covid pandemisinin başlangıcı değil"</strong></p>

<p>Kerkhove, basın toplantısında hantavirüs salgını ile Covid-19'un başlangıç günleri ile farkın ne olduğu sorusuna, "durumun altı yıl önceki ile aynı olmadığı" şeklinde cevap verdi. Kerkhove, "Burada çok net olmak istiyorum. Bu SARS-CoV-2 değil. Bu, Covid pandemisinin başlangıcı değil. Bu, gemide gördüğümüz bir salgın" ifadelerini kullandı.</p>

<p>Kerkhove, hantavirüsün koronavirüs ile aynı şekilde yayılmadığını ve ancak "yakın temas" ile bulaştığını söyledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Güncel, Sağlık</category>
      <guid>https://www.akdenizmanset.com.tr/dso-8-vakanin-5inin-hantavirus-oldugu-teyit-edildi</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 20:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://akdenizmansetcomtr.teimg.com/crop/1280x720/akdenizmanset-com-tr/uploads/2026/05/ed-haber-264.jpg" type="image/jpeg" length="62079"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Robotik cerrahi ve ‘İzle–gör’ yaklaşımı masaya yatırıldı]]></title>
      <link>https://www.akdenizmanset.com.tr/robotik-cerrahi-ve-izle-gor-yaklasimi-masaya-yatirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.akdenizmanset.com.tr/robotik-cerrahi-ve-izle-gor-yaklasimi-masaya-yatirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Memorial Bahçelievler Hastanesi ile Cleveland Clinic iş birliğinde düzenlenen Cerrahi Günleri’nde, kolorektal cerrahiden proktolojiye uzanan başlıklarda güncel tedavi yöntemleri tartışıldı. Programda robotik cerrahi, ‘izle-gör’ protokolü ve kök hücre tedavileri tanıtıldı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Memorial Bahçelievler Hastanesi &amp; Cleveland Clinic Cerrahi Günleri’nin bu yıl 5’incisi gerçekleşti. Memorial Sağlık Gurubu CEO’su Bora Uludüz’ün de katıldığı organizasyon, Türkiye’den ve dünyadan alanında uzman çok sayıda hekimi bir araya getirdi. Sempozyum Başkanlığını Prof. Dr. Ediz Altınlı’nın üstlendiği toplantıda; kolorektal kanserden pelvik taban hastalıklarına, inflamatuar barsak hastalıklarından proktolojik problemlere kadar geniş bir yelpazede güncel tanı ve tedavi yaklaşımları değerlendirildi. Programda bu yıl ‘İzle-Gör (Watch and Wait)’ yaklaşımı ve robotik cerrahinin yeni uygulamaları da ele alındı.</p>

<p><strong>ALTINLI: BU YIL KÖK HÜCRE TEDAVİLERİ DE YER ALIYOR</strong></p>

<p>Memorial Bahçelievler Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Prof. Dr. Ediz Altınlı, kolon ve rektum kanseri tedavisindeki yenilikler hakkında güncel bilgileri aktardı. Prof. Dr. Ediz Altınlı, “Memorial Cleveland Cerrahi Günleri’nin bu yıl beşincisini düzenliyoruz. Bu program, grubumuzun en uzun soluklu programıdır. Cleveland Clinic, bildiğiniz gibi kolorektal cerrahi alanında dünyanın en iyi ilk üç kliniği arasında yer alıyor. Bu etkinlik de onlarla ortak yürüttüğümüz bir çalışma. Bu yıl ana başlıklarımız arasında single port robotic surgery, yani tek girişten robotik cerrahi; watch and wait, yani ‘izle ve gör’ protokolü ile rektum kanserlerine yaklaşım; proktolojide doppler kullanımı ve kök hücre tedavileri yer alıyor” dedi.</p>

<p><strong>‘HASTA ERTESİ GÜN TABURCU OLABİLİYOR’</strong></p>

<p>Hemoroid hastalığının Türkiye’de çok yaygın olduğunu belirten Prof. Dr. Altınlı, “Standart hemoroid ameliyatı olan hastalar yaklaşık 2-3 hafta rahat oturup kalkamayabiliyor. Biz doppler hemorrhoidal artery ligation denilen, Japonya’da Tokyo’da geliştirilen ve dünyada yaygınlaşan bir tekniği uyguluyoruz. Bu yöntemde hemoroidleri almıyoruz. Doppler cihazı, bir çeşit ultrasonik cihazdır. Hasta uyutuluyor ve işlem yaklaşık 13-15 dakika sürüyor. Hemoroide giden damarları bulup bağlıyoruz ve hemoroidi söndürüyoruz. Mikromukopeksi dediğimiz işlemle hemoroidi tekrar yerine yerleştiriyoruz. Ağrısı oldukça az bir işlem. Elbette dünyada sıfır ağrılı bir işlem yok ama standart ameliyatın ağrısı 100 ise bu yöntemde 5-6 seviyelerinde oluyor. Hasta ertesi gün taburcu olabiliyor, işine dönebiliyor, pansuman gerekmiyor” dedi.</p>

<p><strong>‘İZLE VE GÖR PROTOKOLÜ REKTUM KANSERLERİNDE ÖNEMLİ BİR YAKLAŞIM’</strong></p>

<p>Altınlı, “Watch and wait (İzle – gör) protokolü ise rektum kanserlerinde önemli bir yaklaşım. Rektum kanserleri makat çıkışına en yakın bölgede görülen kanserlerdir. Bu hastalarda genellikle önce onkolojik tedavi uygulanır, ardından ameliyat yapılır ve bazı hastalara makat iptal edilip geçici torba karın bölgesine takılır. Hastalar doğal olarak bu torbayı istemiyor. Watch and wait protokolünde, ameliyat öncesi uygulanan onkolojik tedaviye verilen yanıta bakıyoruz. Eğer tam yanıta yakın bir sonuç alınmışsa onkolojik tedaviye devam ediyoruz ve belirli aralıklarla hastayı takip ediyoruz. Bazı hastaları hiç ameliyat etmiyoruz. Bu, hastalar için büyük bir konfor sağlıyor. Ne torba oluyor ne de ameliyatın getirdiği ekonomik ve fiziksel yük” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>‘DÜNYADA YENİ GELİŞEN ALAN’</strong></p>

<p>Single port (tek kesi) robotik cerrahinin de önemli bir yaklaşım olduğunu aktaran Altınlı, “Yani tek delikten robotik cerrahi. Bu yöntem kurumumuz bünyesinde uygulanmaya başladı. Dünyada da yeni gelişen bir alan. Biz kurumumuzdan iki Genel Cerrah olarak Prof. Dr. Erman Aytaç ile birlikte Hollanda’ya giderek bu alanda eğitim ve sertifika programını tamamladık. Bu, robotik cerrahinin de üzerinde farklı bir teknoloji olarak değerlendirilebilir. Bu üç konu, bu yıl beşincisi düzenlenen Memorial Cleveland Clinic Cerrahi Günleri’nin ana temasını oluşturuyor” diye konuştu.</p>

<p><strong>GÖRGÜN: GÜNÜMÜZ CERRAHİSİ ÇOK GELİŞMİŞ DURUMDA</strong></p>

<p>Cleveland Genel Cerrahi Kliniği Kolorektal Cerrahi Bölümü’nde görev yapan Dr. Emre Görgün ise “Günümüz cerrahisi çok gelişmiş durumda. Eskiden açık olarak yaptığımız birçok işlemi bugün artık robotla ve minimal invaziv cerrahi teknikleriyle yapmaktayız. Robotik cerrahi, geleceğin tekniği olacak. Bunda artık hiçbir tıp mensubunun şüphesi bulunmamaktadır. Her geçen gün yeni robotik platformlar da bizim elimize ulaşıyor, kullanımımıza giriyor. Bunlardan en yenisi de özellikle tek portla yapılan, single port robotlarıdır. Bundan özellikle transanalden yaptığımız yaklaşımlarla karmaşık poliplere ve komplike lezyonlara ulaşmamız mümkün. Daha önceden gidemediğimiz, yaklaşamadığımız mesafelere gidip zor lezyonları çıkarmamız mümkün oluyor. Robotik cerrahideki son gelişmeler olarak bunları özetleyebilirim. SP robotta tek port kullandığımız zaman ‘bubble port’ denen, yani aşağıdan konulan bir plastik port aracılığıyla girerek rektumdan, yani gastrointestinal sistemin en son kısmı olan anüs tarafından girip yukarıya doğru 20-25 santimlere kadar robotun kollarını ulaştırabiliyoruz ve komplike lezyonları çıkartabiliyoruz. Sadece lezyonları çıkartmakla kalmayıp, bu çıkarılan alanlara dikiş koyma imkanı da bulunmaktadır. Bu da teknolojinin bize kazandırdıkları sayesinde cerrahların yapabildiği işlemlerin sayısını artırmıştır” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>ABBAS: FİSTÜL HASTALIĞINI İNCELİYORUZ</strong></p>

<p>Kolorektal ve gastrointestinal cerrah Prof. Dr. Maher Abbas ise “Bugün kolorektal cerrahi ve proktoloji alanlarında birçok önemli konunun ele alındığı kapsamlı bir sempozyum gerçekleştiriyoruz. İstanbul’dan ve Türkiye’nin farklı bölgelerinden, ayrıca Amerika Birleşik Devletleri ve Dubai’den gelen uzmanlardan oluşan bir akademik kadromuz bulunuyor Uzmanlar; kanser tedavisi gibi onkolojik konulardan, minimal invaziv cerrahideki yeni tekniklere ve robotik cerrahiye kadar geniş bir yelpazede sunumlar yapacak. Ayrıca proktolojik cerrahi ve proktolojik hastalıklar üzerine de oldukça verimli bir programımız var. Kolorektal cerrahlar olarak en sık tedavi ettiğimiz hastalıklardan biri fistül hastalığıdır. Fistül, temel olarak iki organ arasında oluşan anormal bir bağlantıdır. Bu durum karın bölgesinde de anal bölgede de ortaya çıkabilir” diye konuştu.</p>

<p>Abbas, “Bu sempozyumda, anal fistül tedavisinde günümüzde kullanılan en güncel teknikler ile kompleks fistüllerin tedavisi ele alınacak. Alanında uzman eğitmen kadrosu ile bu konuda küresel bir bakış açısını bir araya getirerek Türk meslektaşlarımızla paylaşacağız. Cleveland Clinic ile Memorial Hastanesi iş birliğinde düzenlenen bu sempozyumun, kolorektal cerrahi ve proktolojik bakım alanındaki en güncel gelişmeleri aktarmak amacıyla her yıl düzenlenerek devam etmesini umuyoruz” dedi</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.akdenizmanset.com.tr/robotik-cerrahi-ve-izle-gor-yaklasimi-masaya-yatirildi</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 19:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://akdenizmansetcomtr.teimg.com/crop/1280x720/akdenizmanset-com-tr/uploads/2026/05/69faeeadce3eb91b24a1ca13.webp" type="image/jpeg" length="49710"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bakan Memişoğlu: Sağlık sektörü Türkiye'nin lokomotif sektörü haline gelecektir]]></title>
      <link>https://www.akdenizmanset.com.tr/bakan-memisoglu-saglik-sektoru-turkiyenin-lokomotif-sektoru-haline-gelecektir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.akdenizmanset.com.tr/bakan-memisoglu-saglik-sektoru-turkiyenin-lokomotif-sektoru-haline-gelecektir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "İnanıyorum ki sağlık sektörü Türkiye'nin lokomotif sektörü haline gelecektir. Bizim hedefimiz bugün 5 yılda 10 milyar dolarlık bir ihracat, 10 yılda 50 milyar dolarlık bir ihracattır. Biz bunu rahatlıkla başarabileceğimize eminiz" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bakan Memişoğlu, Sağlık Bakanlığı himayesinde, Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) koordinasyonunda yürütülen ‘Renkli Doppler Ultrasonografi (USG) Cihazı Geliştirme ve Yerelleştirme Projesi’ kapsamında düzenlenen imza törenine katıldı. Bakanlıkta düzenlenen törende konuşan Memişoğlu, "Bundan tam 1,5 yıl evvel, Sayın Cumhurbaşkanımız bir vizyon ortaya koydu. Sağlıklı Türkiye yüzyılında koruyan, geliştiren ve üreten sağlık modeliyle Türkiye yeni bir ifade ile yola çıktı. Esasında bu ifadeyi söyleyebilmemizin arkasında, Türkiye'nin özellikle son 24 senesinde hem altyapısıyla hem sistemiyle sağlıkta büyük bir gelişim ortaya koymasının ve hizmet kapasitesinin büyük önemi var. Türkiye bugün baktığımız zaman dünyada sağlık hizmetleri anlamında en iyi ülkelerinden bir tanesi. Hem ulaşılabilirdik hem de yaygınlık anlamında Türkiye insan gücüyle, altyapısıyla dünyanın sayılı sağlık hizmetini iyi sunan ülkelerinden biri haline geldi. Şunu net ifade edeyim ki bu kadar iyi insan yapısıyla, kaliteli ve başarılı insan yapısıyla, çalışkan insan yapısıyla, özverili insan yapısıyla birçok da sınavdan geçti. Bunlardan en önemlisi biliyorsunuz covid salgını daha sonra da 6 Şubat depremleri. Türkiye insan gücüyle, altyapısıyla şunu gösterdi ki sadece artık hizmetle değil, üretimle de dünyada söz sahibi olması gerektiğini ortaya koydu. Sayın Cumhurbaşkanımızın iradesiyle biz de bu konuda esasında yeteneği, bilgisi bir şekilde oluşmuş sistemde, koordinasyonu ve bunun motivasyonunu sağlayarak birçok şeyin başlangıcını yaptık" ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>'HEDEFİMİZ 5 YILDA 10 MİLYAR DOLARLIK İHRACAT'</strong></p>

<p>Bakan Memişoğlu, Türkiye’nin sağlık anlamında sadece hizmet değil teknoloji üretmek adına da adımlar attığını belirterek, "İnanıyorum ki sağlık sektörü Türkiye'nin lokomotif sektörü haline gelecektir. Bizim hedefimiz bugün 5 yılda 10 milyar dolarlık bir ihracat, 10 yılda 50 milyar dolarlık bir ihracattır. Biz bunu rahatlıkla başarabileceğimize eminiz. Çünkü hem insan gücümüz hem siyasi irademiz hem lider vizyonumuz bunu başarmamız için yeterli. Bunu başarırken de sadece kendi iç bünyemizde değil, dünyanın sağlık anlamındaki sayılı paydaşlarıyla beraber yapabilecek güçteyiz. Türkiye demokrasisiyle, istikrarıyla, insan gücüyle, gelişmişliğiyle bugün dünyanın merkezinde. Çevresinde maalesef birçok acı olayların yaşanıp, kendisinin istikrar abidesi olarak öngörülebilir bir ülke olmasıyla, esasında dünya yatırımcılarının da göz bebeği olması gerek. Özellikle sağlık sektöründe dünyadaki birçok yatırımcı sektöre katkı veren firmalara sesleniyorum. Türkiye'nin yatırımın, ortaklığın en iyi olabileceği ülkeye olduğunu belirtmek istiyorum. Çünkü insan gücüyle, altyapısıyla bunu başarabilecek bir ülkedir. Onun için özellikle yurt dışından Renkli Doppler Ultrasonografi (USG) cihazı üretimini beraber yapmayı ve Türkiye'ye güvenerek yatırım yapmayı kabul eden ve bizim paydaşımız olan, ortağımız olan iki firmaya ve ülkeye teşekkür etmek istiyorum. Çünkü göreceksiniz ki gelecekte Türkiye sağlık üretimi ve teknolojisi anlamında dünyanın en iyi ülkelerinden bir tanesi olacaktır" diye konuştu.</p>

<p><img alt="Bakan Memişoğlu: Sağlık sektörü Türkiyenin lokomotif sektörü haline gelecektir" height="830" src="https://image.dha.com.tr/i/dha/75/770x0/69fc8a137d14dcf6452527ef.jpg" width="1108" /></p>

<p><strong>'KLİNİK ÇALIŞMALARINI ÖNEMSİYORUZ'</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Türkiye'nin sağlıkta yeni şeyler söyleyebilecek kapasiteye, insan gücüne ve iradesine sahip olduğunu vurgulayan Memişoğlu, şöyle konuştu:</p>

<p>"Biz sadece cihazdan bahsetmiyoruz. Bugün baktığınız zaman ülkemizde klinik araştırmaların daha çok faz 3 olduğunu görüyoruz. Bunların da maalesef yerli fikirlerin oluşturduğu faz çalışmalarında, özellikle faz 1'de, yeterli olmadığımızı görüyoruz. O nedenle fikrini, bilgisini bilim insanlarımızın üretime katması ve yeni şeyler söylemesi kolaylığını sağlamak için bir ekosistem oluşturuyoruz. Bunu 1,5 senedir çalışıyoruz ve yavaş yavaş bugün ultrasonda olduğu gibi, 'Car T Cell'de olduğu gibi, aşıda olduğu gibi ve çok yakın zamanda daha birçok yeni şeyi söyleyeceğiz. Bunun için de klinik çalışmaları çok önemsiyoruz ve fikirlerin ürün haline gelmesi için Türkiye Sağlık Enstitüsü Başkanlığımız bünyesinde 'Üreten Sağlık Portalı' diye bir portal oluşturduk. Herhangi bir fikrin veya bilim insanımızın bilgisiyle ürettiği, yeni şey söyleyeceği alanın başvurulabileceği, aynı zamanda bunu sanayici ile üretici ile buluşturacağımız bir ekosistem ve portal oluşturduk. Böylece esasında birçok fikri olan arkadaşımızın da sağlıkla ilgili fikirlerini geliştirebileceği TÜSEV'in lokomotif olarak ortaya koyacağı bir sistemi oluşturduk."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.akdenizmanset.com.tr/bakan-memisoglu-saglik-sektoru-turkiyenin-lokomotif-sektoru-haline-gelecektir</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 16:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://akdenizmansetcomtr.teimg.com/crop/1280x720/akdenizmanset-com-tr/uploads/2026/05/69fc8a2c7d14dcf6452527f2.webp" type="image/jpeg" length="75181"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kadınların yaşam kalitesini değiştiren operasyon]]></title>
      <link>https://www.akdenizmanset.com.tr/kadinlarin-yasam-kalitesini-degistiren-operasyon</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.akdenizmanset.com.tr/kadinlarin-yasam-kalitesini-degistiren-operasyon" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Genital estetik uygulamalarının amacının yalnızca görünümü düzeltmek olmadığına dikkat çeken Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Berfin Ökmen Özkan, 'Bu işlemlerde temel hedef, hastanın günlük yaşam konforunu artırmak ve cinsel sağlığını desteklemektir' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda estetik uygulamalara olan ilginin artmasıyla birlikte kadınlarda genital estetik operasyonlar da daha sık gündeme gelmeye başladı. Uzmanlar, bu işlemlerin yalnızca estetik kaygılarla değil, çoğu zaman fonksiyonel ihtiyaçlar ve yaşam konforunu artırma amacıyla da tercih edildiğine dikkat çekiyor.</p>

<p>Medikal Park Antalya Hastane Kompleksi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Berfin Ökmen Özkan, genital estetik operasyonlarının nedenlerine ilişkin açıklamalarda bulundu. Kadınlarda genital bölge problemlerinin birçok farklı etkene bağlı gelişebileceğini belirten Op. Dr. Özkan, 'Genetik faktörler, pelvik kasların zayıflığı, doğum sayısı ve doğum şekli, kronik öksürük ve kabızlık, obezite, hormonal değişimler ve menopoz gibi durumlar genital bölgede hem yapısal hem de fonksiyonel değişikliklere yol açabilir' şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>'Estetik sorunların ötesinde fonksiyonel şikâyetler'</strong></p>

<p>Genital bölgedeki değişimlerin yalnızca dış görünümü etkilemediğini vurgulayan Op. Dr. Özkan, 'İç dudaklarda sarkma ve asimetri, vajinal genişleme ve vulvar bölgede renk değişiklikleri estetik problemlerin yanı sıra özgüven kaybına ve cinsel yaşamda sorunlara neden olabilir. Bunun yanında tekrarlayan vajinal enfeksiyonlar, idrar kaçırma, vajinal kuruluk, ilişki sırasında ağrı ve vajinal bolluk gibi fonksiyonel şikâyetler de görülebilir. Bu işlemlerde temel hedef, hastanın günlük yaşam konforunu artırmak ve cinsel sağlığını desteklemektir' ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>'Her kadın kendine özgüdür' vurgusu</strong></p>

<p>Genital estetik uygulamalarında standart bir yaklaşımın olmadığını belirten Op. Dr. Özkan, her hastanın mutlaka ayrıntılı şekilde değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Op. Dr. Özkan, 'Her kadının genital yapısı kendine özgüdür ve her farklılık bir hastalık ya da cerrahi ihtiyaç anlamına gelmez. Fonksiyonel bir problem olmadan yalnızca estetik kaygılarla yapılan işlemler bazı durumlarda istenmeyen sonuçlara ve cinsel işlev bozukluklarına yol açabilir. Bu nedenle ameliyat öncesi doğru bilgilendirme büyük önem taşır. Hastanın beklentileri, şikâyetleri ve anatomik yapısı birlikte değerlendirilerek kişiye özel bir planlama yapılmalıdır. Uygun teknik ve deneyimli bir ekip ile yapılan işlemler, hem güvenli hem de başarılı sonuçlar açısından belirleyicidir' dedi.</p>

<p><strong>'Cerrahi yöntemlerle konfor ve özgüven artabiliyor'</strong></p>

<p>Genital estetikte en sık uygulanan cerrahi işlemlerden birinin labioplasti olduğunu ifade eden Op. Dr. Özkan, şu bilgileri paylaştı:</p>

<p>'Labioplasti, iç dudaklardaki doku fazlalığı, asimetri ve şekil bozukluklarının düzeltilmesini sağlar. Bu durum özellikle dar kıyafet giyerken rahatsızlık yaşayan, hijyen sorunları olan ya da cinsel ilişki sırasında problem yaşayan kadınlarda önemli bir konfor artışı sağlayabilir. Artan konforla birlikte özgüven de yükselir ve bu durum günlük yaşam kalitesine olumlu yansır.'</p>

<p>Vajinoplasti ve perinoplasti işlemlerine de değinen Op. Dr. Özkan, 'Bu işlemler özellikle doğum sonrası gelişen vajinal genişleme ve perine bölgesindeki deformasyonların düzeltilmesinde tercih edilir. Normal doğuma bağlı oluşan doku hasarları ve dikiş izleri bu yöntemlerle giderilebilir' dedi.</p>

<p><strong>'Cerrahi dışı uygulamalara yönelim artıyor'</strong></p>

<p>Son yıllarda cerrahi dışı yöntemlerin de giderek daha fazla tercih edildiğini belirten Op. Dr. Özkan, bu uygulamaların hızlı ve konforlu olması nedeniyle öne çıktığını söyledi. Özkan, 'Genital dolgu, PRP, ip askı ve lazer uygulamaları gibi yöntemler ağrısız ve kısa sürede uygulanabilmeleri sayesinde hastalar tarafından sıkça tercih ediliyor. Bu işlemler sonrasında hastalar günlük yaşamlarına ara vermeden devam edebiliyor' diye konuştu.</p>

<p>Bu yöntemlerin farklı şikâyetlere yönelik çözümler sunduğunu belirten Op. Dr. Özkan, 'Yaşlanma ya da kilo kaybına bağlı olarak dış dudaklarda oluşan sarkma ve hacim kaybı dolgu uygulamaları ile düzeltilebilir. Vajinal kuruluk, ilişki sırasında ağrı ve haz azalması gibi durumlarda lazer uygulamaları ve PRP etkili seçenekler arasında yer alır' dedi.</p>

<p>Ayrıca idrar kaçırma, tekrarlayan vajinal enfeksiyonlar ve vajinal bolluk gibi şikâyetlerde de lazer uygulamalarının tercih edilebildiğini ifade eden Özkan, 'Bikini bölgesinde kararma ve renk değişiklikleri yaşayan hastalarda ise vulvar lazer ya da genital peeling uygulamaları yapılabilir' diye konuştu.</p>

<p><strong>'Uzman değerlendirmesi şart'</strong></p>

<p>Genital estetik uygulamalarında en önemli noktanın doğru hasta seçimi ve kişiye özel yaklaşım olduğunu bir kez daha vurgulayan Op. Dr. Özkan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>'Her yöntem her hasta için uygun olmayabilir. Bu nedenle detaylı bir muayene ve doğru planlama ile ilerlemek gerekir. Uygun hastalarda yapılan doğru uygulamalar, hem fiziksel hem de psikolojik açıdan yaşam kalitesini belirgin şekilde artırabilir.'</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.akdenizmanset.com.tr/kadinlarin-yasam-kalitesini-degistiren-operasyon</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 15:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://akdenizmansetcomtr.teimg.com/crop/1280x720/akdenizmanset-com-tr/uploads/2026/05/agency/iha/kadinlarin-yasam-kalitesini-degistiren-operasyon.jpg" type="image/jpeg" length="87172"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ebeler, meslek yasası istiyor]]></title>
      <link>https://www.akdenizmanset.com.tr/ebeler-meslek-yasasi-istiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.akdenizmanset.com.tr/ebeler-meslek-yasasi-istiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık sisteminin en kritik alanlarından biri olan doğum hizmetlerinde aktif rol üstlenen ebeler, artan sorunlarına dikkat çekerek meslek yasası ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi çağrısında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de ebelerin görev, yetki ve sorumluluklarının net bir şekilde tanımlanmamış olması, sahada ciddi sorunlara yol açıyor. Yasal boşluklar nedeniyle ebelerin sık sık kendi meslek alanları dışında görevlendirildiği belirtilirken, bu durumun hem hukuki açıdan sorun teşkil ettiği hem de mesleki itibarı zedelediği ifade ediliyor. Sağlık çalışanlarının örgütlü yapılarından Genel Sağlık-İş, ebelerin yaşadığı bu sorunlara dikkat çekerek, alan dışı görevlendirmelere karşı mücadelelerini sürdürdüklerini açıkladı. Yapılan açıklamada, ebelerin asli görevleri dışında çalıştırılmasının hem hizmet kalitesini düşürdüğü hem de meslek onurunu zedelediği vurgulandı.</p>

<p><strong>‘Çalışma koşulları iyileştirilmeli’</strong></p>

<p>Ebelerin ağır çalışma koşulları altında hizmet verdiğine dikkat çekilen açıklamada, özlük haklarının güçlendirilmesi gerektiği ifade edildi. Tüm sağlık çalışanları için yoksulluk sınırının üzerinde ücret talep edilirken, performansa dayalı ödeme sistemlerinin kaldırılması ve maaşların kademeli olarak artırılması istendi. Açıklamada ayrıca ebeler için ek göstergelerin yükseltilmesi, yıpranma payının genişletilmesi ve yeterli sayıda güvenceli ebe istihdamının sağlanması gerektiği dile getirildi. Bu düzenlemelerin hem çalışan memnuniyetini artıracağı hem de sağlık hizmetlerinin kalitesine olumlu katkı sunacağı belirtildi. Genel Sağlık-İş, sağlık hizmetlerinde önemli bir rol üstlenen ebelerin insanca yaşam ve çalışma koşullarına kavuşması gerektiğini vurgulayarak, bu yöndeki mücadelelerini sürdüreceklerini ifade etti. Açıklama, “Ebelerimizin hak ettikleri değeri gördüğü bir sağlık sistemi için mücadelemiz devam edecek” mesajıyla tamamlandı. Açıklamanın sonunda 5 Mayıs Dünya Ebeler Günü de kutlanarak, ebelerin sağlık sistemindeki vazgeçilmez rolüne dikkat çekildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Zehra ÇİÇEK</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.akdenizmanset.com.tr/ebeler-meslek-yasasi-istiyor</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 11:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://akdenizmansetcomtr.teimg.com/crop/1280x720/akdenizmanset-com-tr/uploads/2026/05/haber-4-126.jpg" type="image/jpeg" length="33792"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Sönmezoğlu: El hijyeni hayat kurtarır]]></title>
      <link>https://www.akdenizmanset.com.tr/prof-dr-sonmezoglu-el-hijyeni-hayat-kurtarir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.akdenizmanset.com.tr/prof-dr-sonmezoglu-el-hijyeni-hayat-kurtarir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, “Günlük yaşamda el yıkama birçok enfeksiyonu önlemek için etkilidir. Enfeksiyon kontrol önlemlerinden en etkili, en ucuz, en kolay uygulanılanı da elleri düzenli olarak yıkamaktır. El hijyeni hayat kurtarır” dedi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yeditepe Üniversitesi Hastanesi tarafından 5 Mayıs Dünya El Hijyeni Günü kapsamında farkındalık etkinliği düzenlendi. Etkinlikte ‘Harekete geçmek hayat kurtarır’, ‘Temiz eller, güçlü bakım, güvenli yarınlar’ ve ‘20 saniye’ mesajlarıyla el hijyeninin önemine dikkat çekildi. Ayrıca etkinlikte kullanılan ‘GlowBox’ cihazı ile katılımcıların el temizliği UV ışıklarıyla kontrol edilerek, yetersiz yıkanan bölgeler görsel olarak gösterildi.</p>

<p>Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, sağlık hizmetleri sırasında enfeksiyon bulaşının önemli bir sorun olduğunu belirterek, “Tüm dünyada sağlık bakımıyla ilgili yaşanan sorunlardan çok önemli olan bir tanesi de sağlık bakımı sırasında hastalara enfeksiyon bulaşmasıdır. Bunları önlemek için dünyada çeşitli önlemler alınmakta. Hastanelerin altyapısını düzenlemek, yeterli çalışan sayısını oluşturmak ve en önemlisi enfeksiyon kontrol önlemlerini uygulamaktır. Enfeksiyon kontrol önlemlerinden en etkili, en ucuz, en kolay uygulanılanı da elleri düzenli olarak yıkamaktır” dedi.</p>

<p>Hastanelerde el hijyeninin önemine değinen Sönmezoğlu, “Biz hastanelerde su ve sabunla el yıkamanın yanında hastalarla temastan önce sonra el hijyeni de uygulamak isteriz. Dolayısıyla hastanelerde uygulanan düzenli el temizliğinin adı el hijyenidir. Dünya Sağlık Örgütü 2009 yılından sonra her yıl el yıkama ve el hijyeni konusunu gündeme getirmek için Dünya El Hijyeni Günü oluşturmuştur” diye konuştu.</p>

<p><strong>‘ELLER EN ÖNEMLİ BULAŞ YOLU’</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mikroorganizmaların bulaş yollarına dikkat çeken Sönmezoğlu, “Mikroorganizmaların vücuda giriş kapısı için en önemli, en kolay yol ağız ve solunum yoludur. Ağız ve solunum yoluna da hava yolu dışında mikroorganizmaların bulaştığı yol ellerdir. Eller hem başkalarına dokunarak hem yüzeylere dokunarak birçok mikroorganizmayı toplar, ağzımıza ve başkalarına kolaylıkla bulaştırmamıza neden olur. O nedenle el yıkama, el hijyeni bütün bu enfeksiyonların önlenmesi için en iyi yoldur” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>‘EL YIKAMA EN AZ 30 SANİYE OLMALI’</strong></p>

<p>Doğru el yıkamanın nasıl olması gerektiğini anlatan Sönmezoğlu, “Günlük yaşamda el yıkama birçok enfeksiyonu önlemek için etkilidir ama el yıkamadan kastımız <a href="https://www.dha.com.tr/haberleri/eli" rel="nofollow" target="_blank">eli</a> su ve sabunla buluşturmak değil, aynı zamanda yeteri kadar zamanda ve elin her noktasını sabunla ovalamaktır. Bu nedenle 30 saniye kuralı çok daha uygundur. Bunun için el su ve sabunla ıslatıldıktan sonra parmak araları, avuç içleri ve el sırtı, başparmak özellikle başta olmak üzere 30 saniye süreli ovalamak, sonra bol süre durulamak ve mutlaka da kurulamak gerekir” dedi.</p>

<p><strong>‘TOPLU ALANLARDA RİSK YÜKSEK’</strong></p>

<p>Toplu alanlarda enfeksiyon riskinin arttığını belirten Sönmezoğlu, “Toplu alanlarda alışveriş merkezleri, toplu taşımalar, otobüsler, trenler, metrobüsler mikroorganizmaların en yoğunlaştığı alanlardır. İnsanlarla birlikte onların taşıdığı mikroorganizmaların en yoğunlaştığı bölgeler olduğu için o alanlarda bulunduktan sonra el hijyeni sağlamak, ellerin düzenli yıkanması çok önemlidir. Hemen suya ve sabuna ulaşamayabiliriz ama ceplerde taşınan küçük el antiseptikleri bu konuda bizim için çok yardımcıdır” diye konuştu.</p>

<p><strong>‘BAĞIŞIKLIĞI ZAYIF OLANLAR İÇİN DE AYNI DERECEDE ÖNEMLİ’</strong></p>

<p>Bağışıklık sistemi zayıf bireyler için de el hijyeninin önemine değinen Sönmezoğlu, “Bağışıklık sistemi iyi çalışanlar kadar bağışıklık sistemi çalışmayanlar için de el hijyeni çok önemlidir. Çünkü biz mikroorganizmalarla ne kadar az karşılaşırsak o kadar az hasta olacağımızdır. O yüzden çok sağlıklı olan kişiler kadar hasta olanların aynı derecede el hijyenine ulaşması lazım” dedi.</p>

<p><strong>‘PANDEMİ HİJYEN BİLİNCİNİ ARTIRDI’</strong></p>

<p>Pandemi sürecine ilişkin değerlendirmede bulunan Sönmezoğlu, “Dünya çok zor bir pandemi dönemi yaşadı. Ama bize kazandırdığı çok önemli kurallardan bir tanesi de el hijyeninin önemini hatırlatmak oldu. Çok büyük bir katkısı oldu. İnsanlar el yıkamayı daha çok öğrendiler. El antiseptiği bulundurmayı, doğru zamanlarda ellerini yıkayıp antiseptik kullanmayı öğrendiler” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>‘ENFEKSİYONLAR YATIŞ SÜRESİNİ UZATABİLİR’</strong></p>

<p>Sağlık bakımına bağlı enfeksiyonların sonuçlarına dikkat çeken Sönmezoğlu, “Dünyada ve bizde yaşanan en önemli sorun sağlık bakım ile ilişkili enfeksiyonlar. Çünkü bunlar eller düzgün yıkanmadığı zaman daha çok görülüyor. Hastaların hastanede yatış süreleri önceden belirlenmiş süreden çok daha uzun yatmalarına ve bizim tahmin ettiğimizden daha fazla hasta ölümlerine yol açabiliyor” dedi.</p>

<p><strong>‘HASTALAR SAĞLIK ÇALIŞANLARINI SORGULAYABİLİR’</strong></p>

<p>Farkındalık ve bilinçlenmenin önemine değinen Sönmezoğlu, “En önemlisi bilinçli olmak. Bu konuda bilgili olmak, farkında olmak. Kişiler hem kendi ellerinin hijyenini sağlamakla yükümlü hem başkalarını da kontrol etmekle yükümlü. Her zaman hastalar onları takip eden, onlara dokunan sağlık çalışanlarına ellerini yıkayıp yıkamadığını sorgulayabilirler” diye konuştu.</p>

<p><strong>‘ÇOCUKLARA ERKEN YAŞTA ÖĞRETİLMELİ’</strong></p>

<p>Çocuklara el hijyeni alışkanlığının kazandırılmasının önemine dikkat çeken Sönmezoğlu, “En zor grup çocuklar. Çünkü çocuklar göremedikleri hiçbir şeye inanmazlar. Mikroorganizmaları göremedikleri için onlara da inanmazlar. Enfeksiyonları da geçici olarak düşündükleri için el yıkamayı onlara mikroorganizmaları durdurmak, insanlara bulaşmasını engellemek, hasta olmayı azaltmak için çok önemli bir yöntem olarak öğretilmesi gerekir" dedi.</p>

<p>Sönmezoğlu, “El hijyeni hayat kurtarır” diyerek sözlerini tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.akdenizmanset.com.tr/prof-dr-sonmezoglu-el-hijyeni-hayat-kurtarir</guid>
      <pubDate>Wed, 06 May 2026 21:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://akdenizmansetcomtr.teimg.com/crop/1280x720/akdenizmanset-com-tr/uploads/2026/05/69f9dfefce3eb91b24a1c4b6.webp" type="image/jpeg" length="93068"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Besin ilişkili anafilaksileri çok sık görmeye başladık']]></title>
      <link>https://www.akdenizmanset.com.tr/besin-iliskili-anafilaksileri-cok-sik-gormeye-basladik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.akdenizmanset.com.tr/besin-iliskili-anafilaksileri-cok-sik-gormeye-basladik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocuklarda besin alerjilerine ilişkin konuşan uzmanlar, '90'lı yıllardan sonra astım çocukluk çağının ilk alerjik pandemisiydi. Şimdi besin alerjileri 2'nci pandemi diye söyleniyor. Besin ilişkili anafilaksileri çok sık görmeye başladık. Sadece ülkemiz için değil tüm dünyada bu şekilde artık besin alerjileri çok daha ağır, daha komplike tablolarla gelmekte. Alerjik şok eğer tanınmazsa geç tedavi edilirse, adrenalin hemen uygulanmazsa o zaman ölümcül' diyerek uyardı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada ve Türkiye'de arttığı belirtilen şehirleşme ve sanayileşme, hava kirliliğiyle birlikte işlenmiş gıdaların sıklıkla tüketimi, yoğun ilaç kullanımı gibi durumların bağışıklık sistemini etkilediğine dikkat çeken uzmanlar, alerjilere karşı uyardı. Türk Pediatri Kurumu Yönetim Kurulu Üyeleri, İstanbul Üniversitesi- Cerrahpaşa Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nden Çocuk Alerji ve İmmünoloji Uzmanı Doç. Dr. Esra Yücel ile Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden Çocuk Alerji ve İmmünoloji Uzmanı Prof. Dr. Metin Aydoğan, alerjilerin nedenleri ve dikkat edilmesi gerekenleri sıralarken ailelere önemli tavsiyelerde bulundu.</p>

<p><strong>'Annelerimiz ne kadar sağlıklıysa çocuklarımız da o kadar sağlıklı doğuyor'</strong></p>

<p>'Annelerimiz ne kadar sağlıklıysa çocuklarımız da o kadar sağlıklı doğuyorlar' diyerek sözlerine başlayan Prof. Dr. Metin Aydoğan, 'Annenin florası, bağırsak mikropları direkt çocuğa geçiyor, bağışıklık sistemi şekilleniyor. Ona göre de alerjik bir çocuk mu, sağlıklı bir çocuk mu oluyor. Çocuklarımızı ve annelerimizi nasıl sağlıklı tutacağız, her şeyden önce abur cuburdan, bütün paketli yiyecek içeceklerden uzak durmaları lazım. 2'ncisi gereksiz antibiyotik kullanmayacağız. Her bir gereksiz antibiyotik anne ve çocuğumuzun floralarını darmadağın ediyor. Ev içi ve ev dışı kirlilikleri önlememiz, sigaradan kesinlikle uzak durmamız lazım. Kargodan gelen paketlerin kesinlikle evde açılmaması lazım. Bulaşık makinelerinin içine parlatıcı, çamaşır makinelerinin içine de yumuşatıcı koymamamız gerekiyor. Bu şekilde çocuğumuzun alerjik olma oranını en aza indirme imkanı bulabileceğiz' şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>'Katkı maddelerinin birçok alerjik hastalığa zemin hazırladığını söyleyebilirim'</strong></p>

<p>Sözlerini sürdüren Prof. Dr. Aydoğan, 'Türkiye'deki besin alerjisi sıklıklarıyla ilgili çok çalışma var, sonuçlarında en çok inek sütü alerjisi var. 2'nci yumurta, 3'üncü ağaç yemişleri. ABD'de çocuklar da en çok fıstık alerjisi varken bizde ise süt alerjisi daha fazla. Cips, kolalı içecekler, hazır meyve suları, salam, sosis, sucuk, ketçap, mayonez gibi yiyeceklerin çocuklar tarafından tüketilmemesi gerekiyor. Paketli yiyeceklerin içerisindeki katkı maddelerinin çocukların bağırsak epitel bariyerlerini bozarak birçok alerjik hastalıklara zemin hazırladığını söyleyebilirim. Hem hamile annelerimizin hem çocuklarımızın kesinlikle uzak durması lazım. Bu konunun anne babaların birinci öncelikleri olması lazım. Doğal beslenmeleri lazım, sağlıklı büyümeyi gösteren en çok Akdeniz tipi beslenme' dedi.</p>

<p><strong>'Bazı virüsler ilk 10 ayda, bazıları 2 yaşta geçirildiğinde astım sıklığını artırıyor'</strong></p>

<p>Astımla ilgili konuşan Aydoğan, 'Türkiye'de genel olarak yüzde 6 ile 10 arasında bir sıklık var, Orta Anadolu Bölgesi'nde daha düşük, nem oranı daha yüksek olan Marmara'da daha yüksek bir oran söz konusu. Sigaranın bir çocuk, anne için zehirden bir farkı olmadığını bilmemiz lazım. İlk 1-2 yaşlarında karşılaşılan enfeksiyonlar da alerjik hastalıkların sıklığını artırabiliyor. Bazı virüsler ilk 1 yılda, bazıları ilk 10 ayda, bazıları da ilk 2 yaşta geçirildiğinde astım sıklığını artırıyor. 2 yaştan önce kreşe giden çocukların riskinin her virüs için değil, astım riskini artırdığı kanıta dayalı olarak gösterilmiş. Annelerimizin iş hayatıyla ilgili bir dinamikleri var, çok kolay değil ama olabildiği kadar o dönemlerde kalabalık, çocukların enfeksiyon geçireceği ortamlarda olmamalarını sağlamalarında fayda var. Annenin bağırsak florasının çocuğu birebir etkilediği gösterilmiş, o nedenle anne ne kadar sağlıklı beslenirse ne kadar antibiyotikten uzak kalırsa, sağlıklı olursa çocuğun dünyaya attığı ilk adımı daha sağlıklı hale getirebilir' şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>'Besin ilişkili anafilaksileri çok sık görmeye başladık'</strong></p>

<p>Geçmişten bu güne alerjik hastalıklarla ilgili konuşan Doç. Dr. Esra Yücel, '90'lı yıllardan sonra astım çocukluk çağının ilk alerjik hastalık pandemisiydi. Şimdi besin alerjileri için 2'nci pandemi diye söyleniyor. Besin ilişkili anafilaksileri biz de artık çok sık görmeye başladık. Sadece ülkemiz için değil tüm dünyada bu şekilde artık besin alerjileri çok daha ağır, daha çoklu besin alerjisi gibi daha komplike tablolarla karşımıza gelmekte. Ülkemizden bununla ilgili yapılan bir çalışmada da özellikle besin alerjili çocukların yüzde 16'sının ilk reaksiyonu anafilaksi şeklinde olmuş. İngiltere'den yapılan çalışmalar da benzer gözlemi gösteriyor. Bu çocuklarda acil başvuruları özellikle ilk reaksiyon olarak anafilaksi olabilmekte. Besin ilişkili anafilaksi yaşayan hastalarda mutlaka kaçınma önlemlerini aileyle konuşuyoruz. Etiket okuma, besin güvenliğini sağlayabilmek önemli' şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>'Adrenalin oto enjektörleri yanlarında olmalı'</strong></p>

<p>'Bazı ortamlarda hastaların kazayla alerjisi bulunan besinle karşılaşmaları da tabi ki mümkün' diyen ve bu durumda yapılması gerekenler hakkında bilgi veren Doç. Dr. Yücel, 'Böyle durumlarda acil müdahalenin yapılmasına kadar olan o kritik süreyi geçirmemek adına uygulamaları gereken adrenalin oto enjektörleri hastaların yanında olmasını öneriyoruz. Hastaya ne yapması gerektiğini öğretiyoruz. Uygun yerden uygun şekilde uygulamasını istiyoruz, sonrasında ilgili sağlık kuruluşuna müracaatını özellikle 112'yi arayarak bunu sağlamalarını öğretiyoruz. Koruyucu önlemlerle ilgili anne beslenmesi çok önemli. Bebeğin ilk 6 ay mutlaka anne sütüyle beslenmesi, alerjik hastaların azaltılmasında güzel bir önlem olabilir. Bebeğin sezaryenle doğuma göre vajinal yolla doğması alerjik hastalıkların azalmasına neden olabilir. Çocuğun temiz havada, doğal besinlerle beslenmesi, aşırı işlenmiş besinleri çok fazla tüketmemesi, bağırsak mikrobiyomunun sağlıklı olması alerjik hastalıkların gelişmemesi adına faydaları olacaktır' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>'Alerjik şok tanınmaz, adrenalin hemen uygulanmazsa ölümcül'</strong></p>

<p>Alerjisi bulunan bireylerin tatil noktaları vb. alanlarda yiyeceklerle temasına ilişkin konuşan Doç. Dr. Yücel, 'Açık büfelerle ilgili en büyük risk, besinlerin birbirine çok temas etmesi. Hazırlayan kişilerin bu konudaki özeni hakkında ailelerin bilgi sahibi olmamaları, restoran ve çalışanların besin alerjisi konusundaki bilgilerinin, farkındalıkların ne durumda olduğunu bilemememiz. Ailelerin içeriğinden emin olmadıkları besini çocuklarına tükettirmemeleri en güvenli olmalarını sağlayacak yollardan bir tanesi. Alerjik şok eğer tanınmazsa, geç tedavi edilirse, adrenalin hemen uygulanmazsa o zaman ölümcül ya da ölüme yakın, çok ağır bir tabloyla karşı karşıya bırakabilir. Yumurta alerjili bir genç kızımız, doğum günü pastasında içeriğini sorgulatmasına rağmen tüketimi sonrası çok ağır bir alerjik şok nedeniyle kaybedilmişti. Örneğin, nar tükettikten sonra yoğun bir egzersiz sonrası anafilaksi geçiren bir hastamız olmuştu. Böyle nadir durumlarda olabiliyor. Alerjide sıklık özellikle inek sütü ve yumurta ülkemiz için kuru yemişler ceviz ve fındık, Antep fıstığı, kaju, susam, bakliyatlar ve deniz ürünleri' ifadelerini kullandı.</p>

<p><img alt="" height="918" src="https://akdenizmansetcomtr.teimg.com/akdenizmanset-com-tr/uploads/2026/05/a-w697826-02.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1628" /></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.akdenizmanset.com.tr/besin-iliskili-anafilaksileri-cok-sik-gormeye-basladik</guid>
      <pubDate>Tue, 05 May 2026 12:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://akdenizmansetcomtr.teimg.com/crop/1280x720/akdenizmanset-com-tr/uploads/2026/05/haber-1160.jpg" type="image/jpeg" length="92125"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bebeklerde uyku problemini çözecek 6 öneri]]></title>
      <link>https://www.akdenizmanset.com.tr/bebeklerde-uyku-problemini-cozecek-6-oneri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.akdenizmanset.com.tr/bebeklerde-uyku-problemini-cozecek-6-oneri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bebeklerde uyku problemi, özellikle ilk kez anne-baba olan aileler için zorlu bir sürece dönüşürken Uzm. Dr. Mehmet Güneş, sorunun çoğu zaman birden fazla nedene bağlı geliştiğine dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Uyku problemine erken dönemde müdahale edilmeli</strong></p>

<p>Uyku, bebek için sadece dinlenme değil; büyüme, beyin gelişimi ve geleceğin temel taşlarını döşeyen kritik bir süreç olduğunu belirten Memorial Sağlık Grubu Medstar Topçular Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü'nden Uzm. Dr. Mehmet Güneş, 'Bebek uykusu 'uyusun da büyüsün' sözünün bilimsel karşılığıdır. Bebek ne kadar düzenli ve kaliteli uyursa, fiziksel olarak o kadar sağlıklı büyür, zihinsel olarak o kadar hızlı öğrenir ve duygusal olarak o kadar dengeli olur. Ne yazık ki uyku sorunu yaşayan bebeklerde bu süreç sekteye uğrar. Hem bebek hem de aile için yorucu bir döngü başlar. Bu nedenle uyku sorunlarını normal kabul etmek yerine, nedenlerini anlamak ve erken dönemde doğru yaklaşımlarla müdahale etmek büyük önem taşır. Ayrıca anne-baba ne kadar rahatsa bebek de o derecede huzurlu olur ve uyku problemi daha az yaşanır' dedi.</p>

<p>Uzm. Dr. Mehmet Güneş, bebeklerin gece ve gündüz uyku ihtiyaçları hakkında şu bilgiyi verdi:</p>

<p>'Yenidoğan: Gündüz 8, gece 8-9, toplamda 16 saat, 1 aylık: Gündüz 7 saat, gece 8-9 saat, toplamda 15 saat, 3 aylık: Gündüz 4-5 saat, gece 9-10 saat, toplamda 15 saat, 6 aylık: Gündüz 4 saat, gece 10 saat, toplamda 14 saat, 1,5 yaş: Gündüz 2,5 saat, gece 11 saat, toplamda 13,5 saat, 2 yaş: Gündüz 2 saat, gece 11 saat, toplamda 13 saat.'</p>

<p><strong>Bebeklerde uyku problemi birçok nedene bağlı olabilir</strong></p>

<p>Bebeklerin uyku probleminin birçok nedene bağlı olabileceğini de ifade eden Uzm. Dr. Mehmet Güneş, 'Açlık, ortamın aşırı sıcak veya soğuk olması, gaz sancısı, burun tıkanıklığı, reflÜ, diş çıkarma, ayrılık kaygısı veya uyku gerilemesi (4./8-10. aylar), annenin duygusal durumu bebeklerde uyku problemlerinin başlıca nedenlerindendir. Bazı düzenlemeler ve uygulamalar ile bebeklerde uyku kalitesi artırılabilir' şeklinde konuştu.</p>

<p>Bebeklerde uyku problemi için çözüm önerilerinde bulunan Uzm. Dr. Mehmet Güneş, 'Tutarlı Uyku Rutini: Her gün aynı saatte banyo veya ninni gibi sakinleştirici rutinler oluşturun. Uygun Uyku Ortamı: Oda karanlık, sessiz ve 18-22 derece arasında olmalıdır. Beslenme Rutini: Uyku öncesi son beslenmeyi sakin bir ortamda yapın. Ek gıdaya geçen bebeklerde uykudan 1 saat önce ek gıda verilmemelidir. Kendi Kendine Uyuma: Bebeği tamamen uyumadan, uykulu ama uyanık halde yatağına koyarak kendi kendine dalma becerisini destekleyin. Her uyandığında kucağa almayın. Gündüz Uykusu: Gündüzleri çok uzun veya kısa uyuması geceyi etkiler. Gündüz uykularının kaliteli olmasına dikkat edin. Ayrılık Kaygısı (6-9 Ay): Bu dönemde uykuya geçişte sakinleştirici nesneler kullanabilir ve ona güvende olduğunu hissettirebilirsiniz' ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Uzmana başvurmak için geç kalmayın</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzm. Dr. Mehmet Güneş son olarak, 'Bebeklerde uyku sorunlarının çoğu zamanla ve doğru yaklaşımlarla düzelir. Ancak sorun uzun süre devam ediyorsa, sık uyanmalarla birlikte kilo alamama, aşırı huzursuzluk veya solunum sorunları gibi ek belirtiler varsa mutlaka çocuk doktoruna danışmak önemlidir' dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.akdenizmanset.com.tr/bebeklerde-uyku-problemini-cozecek-6-oneri</guid>
      <pubDate>Tue, 05 May 2026 12:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://akdenizmansetcomtr.teimg.com/crop/1280x720/akdenizmanset-com-tr/uploads/2026/05/agency/iha/bebeklerde-uyku-problemini-cozecek-6-oneri.jpg" type="image/jpeg" length="87946"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Demir eksikliği kadınlarda daha sık görülüyor’]]></title>
      <link>https://www.akdenizmanset.com.tr/demir-eksikligi-kadinlarda-daha-sik-goruluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.akdenizmanset.com.tr/demir-eksikligi-kadinlarda-daha-sik-goruluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Günlük hayatta sıkça karşılaşılan halsizlik, çarpıntı, nefes darlığı ve dikkat dağınıklığı gibi şikayetlerin demir eksikliğinden kaynaklanabileceğini belirten İç Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Sevda Yılmaz, “ Demir eksikliği özellikle kadınlarda sık görülen ancak çoğu zaman strese bağlanarak göz ardı edilen bir sorun. Ancak erken tanıyla kolayca çözülebilir” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1></h1>

<p>Medipol Üniversitesi Vatan Kliniği’nden Uzm. Dr. Sevda Yılmaz, toplumda çok yaygın görülmesine rağmen genellikle geç fark edilen demir eksikliği anemisi hakkında kritik uyarılarda bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>‘VÜCUT YETERİNCE OKSİJENLENEMİYOR’</strong></p>

<p>Demirin vücut için hayati bir rolü olduğunu belirten Dr. Yılmaz, “Demir, dokulara oksijen taşınmasını sağlar. Eksikliğinde vücut yeterince oksijenlenemez ve bu durum hastaların yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürür. Halsizlik, çarpıntı, nefes darlığı, dikkat dağınıklığı ve çabuk yorulma en sık görülen belirtilerdir. Hastalar bu şikâyetleri genellikle yaşa, strese ya da yoğun iş temposuna bağlıyor. Ancak altta yatan neden çoğunlukla tedavi edilebilir bir demir eksikliğidir” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>‘KADINLARDA DAHA SIK GÖRÜLÜYOR’</strong></p>

<p>Demir eksikliğinin özellikle kadınlarda yaygın olduğuna işaret eden Dr. Yılmaz, “Yoğun ve düzensiz adet kanamaları kadınlarda demir eksikliğinin en sık nedenlerinden biridir. Bu hastaların kadın doğum muayenesiyle birlikte değerlendirilmesi tedavinin önemli bir parçasıdır. Bazı hastalarda mide ve bağırsak kaynaklı gizli kan kayıpları demir eksikliğine yol açabiliyor. Bu durumlarda gerekli endoskopik tetkiklerin yapılması ve altta yatan nedenin mutlaka saptanması hayati önem taşır” dedi.</p>

<p><strong>‘TANISI KOLAY, TEDAVİSİ MÜMKÜN’</strong></p>

<p>Demir eksikliği anemisinin tanısının zor olmadığını belirten Dr. Yılmaz, “Basit bir kan testiyle serum demiri ve depo demiri ölçülebilir. Ancak kalıcı çözüm için sadece demir vermek değil, eksikliğe neden olan durumu da tespit etmek gerekir. Bazı hastalarda ağızdan demir tedavisi yeterli olurken, bazı özel durumlarda damar yoluyla demir tedavisi tercih edilebilir. Uygun tanı ve tedaviyle hastaların hem enerji düzeyi hem yaşam kalitesi belirgin şekilde artıyor. Tedavi sonrası hastalarımızdan sıkça ‘Meğer yıllarca boşuna halsiz ve bitkin yaşamışım’ cümlesini duyuyoruz. Sürekli halsizlik yaşayan herkes demir eksikliği açısından değerlendirilmelidir” diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.akdenizmanset.com.tr/demir-eksikligi-kadinlarda-daha-sik-goruluyor</guid>
      <pubDate>Mon, 04 May 2026 19:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://akdenizmansetcomtr.teimg.com/crop/1280x720/akdenizmanset-com-tr/uploads/2026/05/69f83af7ce3eb91b24a1bd67.webp" type="image/jpeg" length="50860"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
