Kasımpaşa deplasmanından çıkan 0-0’lık skor, kağıt üzerinde sıradan bir beraberlik gibi duruyor olabilir ama Antalyaspor’un içinde bulunduğu tabloyu düşündüğümüzde bu maç aslında bir fotoğraf karesi sunuyor. Bu karede galibiyet sevinci yok, hücum coşkusu yok, oyunu domine eden bir takım da yok. Buna karşılık panik de yok, çözülme de yok. Sami Uğurlu’nun takımın başındaki ilk lig maçında önceliği, oyunu kazanmak değil oyunu kaybetmemekti. Bu tercih, uzun süredir özgüven kaybıyla oynayan bir takım için anlaşılır bir başlangıç. Antalyaspor sahada ilk kez bu kadar kontrollü durdu, savunma çizgisiyle kopmadı ve en azından rakibin hatalarını bekleyen bir yapı kurdu. Ancak bu fotoğrafın çerçevesi genişletildiğinde, hücumda neredeyse hiç var olamayan, topu ileri taşıyamayan ve rakip ceza sahasına girmekte zorlanan bir Antalyaspor gerçeği de net biçimde görülüyor.
Rakamların söylediği
İstatistikler maçın hikâyesini süslemiyor, doğrudan anlatıyor. Topa daha çok sahip olan, pas yapan, ceza sahasında daha fazla görünen taraf Kasımpaşa’ydı. Antalyaspor ise oyunu mümkün olduğunca kendi yarı sahasında kabul eden, geçişlerde etkisiz kalan ve hücumda tamamen bireysel anlara bel bağlayan bir görüntü çizdi. Eğer bu maç Kasımpaşa’nın gol yollarındaki kronik sorunu olmasaydı, bugün bu beraberliği olumlu bir başlangıç olarak konuşmak zor olurdu. Julian’ın kurtarışları, Veysel Sarı’nın kritik müdahaleleri ve rakibin kaçırdığı net pozisyonlar Antalyaspor’un en büyük dayanağı oldu. Bu noktada altını çizmek gerekiyor; savunma organizasyonu ile bireysel kurtarışlar arasındaki fark çok ince ama çok hayati. Bu maçta Antalyaspor’un ayakta kalmasını sağlayan şey planlı bir savunma oyunu değil, bireysel direncin yüksek olmasıydı ve bu durum sürdürülebilir değil.
Uğurlu’nun tercihi
Sami Uğurlu’nun bu maça kontrollü çıkması, kariyerine bakan herkes için bilinçli bir tercihti. Yeni geldiği bir takımda, özgüveni kırılmış bir oyuncu grubuyla ilk maçta risk almamak teknik adam refleksi açısından doğal. Ancak Sami Uğurlu’nun futbol kimliği bu maçta sahaya yansımadı. Onu Süper Lig’de farklı kılan şey; önde baskı yapan, topu kazandığında hızlı oynayan ve skoru korumayı değil skoru kovalamayı seven anlayışıydı. Kasımpaşa’da izlediğimiz Uğurlu futbolu ile bu maçtaki Antalyaspor arasında ciddi bir mesafe var. Bu mesafenin nedeni kadro yetersizliği mi, zaman eksikliği mi yoksa bilinçli bir geçiş süreci mi, bunu kısa sürede göreceğiz. Ancak net olan şu; Antalyaspor bu oyunla sadece zaman kazanır, ilerleyemez. Uğurlu’nun kendi oyununu bu takıma ne kadar hızlı adapte edeceği, sezonun kırılma noktası olacak.
Devamı gelmezse
Kasımpaşa’dan alınan 1 puan, Antalyaspor için bir nefes alma anıdır ama bir çıkış değildir. Bu beraberlik, “buradan da düşebiliriz” korkusunu bir kenara bırakıp “hala buradayız” deme fırsatı sunmuştur. Ancak bu fırsat değerlendirilmezse, çok kısa sürede anlamını yitirir. Antalyaspor’un ligde kalma mücadelesi savunma direnciyle değil, iç sahada alacağı galibiyetlerle şekillenecek. Bu da daha cesur, daha üretken ve daha risk alan bir oyunu zorunlu kılıyor. Sami Uğurlu’nun önünde net bir tercih var; ya bu takımı kontrollü bir şekilde sürükleyip sezon sonunu beklemek ya da kendi futbol aklını sahaya koyup Antalyaspor’u gerçekten ayağa kaldırmak. Bu lig, sadece direnenleri değil, doğru zamanda cesaret edenleri de ayakta tutar.