‘Sadet’e gelelim mi?
Ömrünün büyük bir kısmını yaşadığı kentte sadece gazetecilik yaparak geçiren birisi olarak, bugüne kadar şükürler olsun ki nerede duracağımızı hep bildik.
Her ne kadar birileri ahde vefa nedir bilmiyor.,
Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan olmadığımızı da, umarım bilmesi gerekenlere bildirmişizdir.
Bilindiği gibi üç gün boyunca, “Vedat Gürhan yazacak, Antalya gerçekleri öğrenecek” anonsları verip, küçükbaşlıklar halinde mesaj iletmiştik.
Bunu yaptık diye öyle sanıyorum ki belden aşağı gazetecilik yapanlarla aynı seviyeye inmemizi bekleyenlerin sayısı hayli fazlaydı.
Yanıldılar..
28 yıllık meslek hayatımızdan bizi tanıyanlar eminim ki asla ve asla o beklenti içerisinde olmamıştır.
Tebrikler..
Ve bugün Sadet’e gelme günü olduğuna karar verdim.
Ahu Tuğba birilerinin cici annesi olabilir. Hatta olmuştur da..
Kimin nerede, nasıl ve ne şekilde pembe hayaller kurduğu, dört duvar arasında neler yaşadıkları benim mesleğim gazetecilik de olsa şahsımı asla ve asla ilgilendirmeyeceğini kendime kabullendirmiş birisiyim.
Mesleğimiz icabı tabi ki her şeyi bilmek zorundayız ama biliyor olsak da bunu dışa vurup, bir tehdit unsuru olarak kullanmak kesinlikle bize yakışmazdı.
Hep böyle kaldık.
Yaklaşan yerel seçimlerin seviyeli bir yarış olması mantığından yola çıkarak, bizi mecbur bırakmadıkları sürece kalmaya da devam edeceğimin şahsım adına altını özellikle çizmek istiyorum.
Sevgililer gününde İstanbul’daki bir otelde kim aynı odada baş başa bir gün geçirmiş?
“Antalya’daki bilmem ne otelinin odasının dili olsa da her şeyi bir anlatsa” deyip, akılları sıra kendi yönlerine dikkat çekmek isteyenlerden de asla olmadık.
Bizi mecbur bırakmadıkları sürece çizgimizi bozmayacak.,
Bu gibi daha nice gerçekleri biliyor olsak bile, bilmezlikten gelmeyi de gazeteciliğin gereği olduğu gerçeğinden yola çıktığımızdandır Sadet’e gelme olayımız.
Yeri geldi eleştirdik.
Yine yeri geldi o eleştirdiklerimizi yaptığı icraatıyla tebrik de ettik.
Öyle anlar oldu ki belki başkalarına göre olmayabilir ama kendimize göre doğru bildiklerimizin peşinde koşmaktan asla yorulmadık.
Bunca yıldır da hep gazetecilik yapma gayretinde olduk ve bundan sonra da olmaya devam edeceğiz.
Tabi ki bizi bu doğru bildiğimiz yoldan çıkmamız için elinden geleni ardına koymayanlar mutlaka olacak.,
Tahrik unsurlarına mümkün olduğunca kapılmama gayreti gösterip.,
Asla ve asla başkaları gibi, “Belden aşağıya vuran gazeteci” yakıştırmasıyla anılmayacağız.
Tabi ki bir noktaya kadar.
O nokta da, hiçbir beklenti içerisinde olmadan sevdiklerimize aynıları yapılmadığı sürece.
Yoksa biz de biliyoruz kimin hangi dil ile hitap etmemiz, hangi dili konuşmamız halinde bizi daha iyi anlayabileceğini.
Ve bugün biz Sadet’e geldik.
Sahi fena mı ettik?